23 Ağustos 2008 Cumartesi

Playlist


Fonda, Yasmin Levy'den "Naci En Alamo" çalıyordu. Genelde, bu şarkıyı remedios silva pisa dışında birinden dinlemeyi pek sevmezdi adam. Daha önce de dinlemişti Yasmin Levy'den fakat beğenmeyip kapatmıştı. Şimdi küçük ama güzel, gümüş renkli Honda Jazz'ı ile d-100 hereke civarına yaklaşıyordu. Bu akşam bir gariplik olduğu belliydi zaten. normalde istanbul-izmit gidişlerinde d-100 ü kullanmaz, temden giderdi. Yasmin Levy dinlemesi de "bu kez de d-100 den gideyim" kararına uygun bir eklenti idi herhalde. Uzun süredir gelmemişti gerçi izmit e. Gece izmit e gitmek pek güzel olurdu. Yine geceydi, saatine baktı 21.43. hereke, geçtiği yolun altında yarım ay şeklinde her zamanki yerindeydi, masalsılığında. Neden bir günlüğüne döndüğünü iyi biliyordu aslında..


Fonda, rafet El Roman'dan "Sorma Neden" çalıyordu küçük otel odasına yerleştiğinde. İzmit'in sahiline yakın bir yerde üç yıldızlı salaş bir oteldi. daha önce de kaldığı için burasını tercih etmiş olmalıydı. Oğlak burcu bu tür, kendi ürettiği kendine has olan ananelerine pek bağlıydı ne de olsa. Cama yaklaşıp, sigarasını yaktı. Pencereyi açtı, denize yakın olduğundan olsa gerek serin bir yaz havası yüzündeydi. Geçmişi düşündü "elimde yine kalemim..."derken rafet el roman. Geçmişe özlem duyma her insanda vardı ama sanırım artık adam bu duygudan kurtarmıştı kendini. Buna rağmen geçmişte yaşadıkları, daha doğrusu buraya geliş nedenini oluşturan yaşadıkları diyelim, ona sadece bir şey öğretmişti.."her yaşanmışlık, nurtopu gibi bir yaşanamamazlık katıyor insana.." Bir daha o hisleri hissedemeyeceğini biliyordu ama umutsuzca da o ilk hissettiği zamanın veya hissettirenin peşinden koşmuyordu.what is done is done...sorma neden..


Fonda, Mehmet Güreli den "Kimse Bilmez" çalıyordu. Bu şarkıyı burger king de duyduğuna şaşırmıştı adam. ne de olsa son bir aydır her gün dinlediği şarkılar listesindeydi..tıpkı "yılmaz erdoğan dan aşkın dansı, umut altınçağ dan hasretim seni, Nazan Öncel den Aşk Olmalı, Nazan Öncel'den Bırak seveyim," gibi..Gece vakti şehre gelmişti, habersiz, kimsesiz.. Sadece kendisi ileydi. Kimse bilmiyordu geldiğini.."Bilen" biliyordu sadece.. Aidiyetsiz hissediyordu kendini turşusuz whopper yerken. Kötü bir şey değildi asla. "Yol"a olan hayranlığı, aidiyetsizliği onda çekici kılıyordu şehirlerde. Yemeğini yedikten sonra ellerini cebine atarak serin yaz akşamında dolşamya başladı yürüyüş yolunda. Genellikle Hugh Grant'ın giydiği gibi açık mavi bir gömlek vardı üzerinde altında ise kumaş pantolon. Gömleğinin altında bir şey yoktu. Bir yandan ıslık çalarak ilerliyor bir yandan da Orhan Veli'nin dizeleri karışıyordu Mehmet güreli nin sesinin arasına.
"İzmit'in sokakları yaprak içindeydi;
Başımda, unutamadığım şehrin havası;
Dilimde hep oraların şarkıları;
Ellerim ceplerimde,
Bir aşağı, bir yukarı.
Sonbahar;
İzmit sokakları yaprak içindeydi.."


Fonda, müslüm Gürses'ten "Nilüfer" çalıyordu..Ertesi gün öğle vaktiydi, adam tek gece kaldığı otelden ayrılmış, fethiye caddesinden yukarıya doğru yürüyordu kalabalıkla birlikte. biraz heyecanlıydı yeniden göreceği için aslında. ama mutlu değildi.. İstemsizce, söyleyeceği sözleri prova ediyor gibiydi. Kendi kendine bunu yapmaması gerektiğini telkin etmesine rağmen, kendine engel olmakta zorlanıyordu. daha doğrusu engel olamıyordu basbayağı. bunu "zorlanıyordu" diyerek yumuşatmaya gerek yoktu. "Aynı değiliz ikimiz de..uzaklarda bir gece hatalarla bir nilüfer..." hayır geçirme artık aklından ne söyleyeceğini diye kızgınlığı artmıştı kendine adamın. hoş şarkının sonrasını görmezden geliyordu, söyleyeceklerini planlayan beyini.. Ama ona düşünme diye kızan adamın kendisi de bu durumdan gayet hoşnuttu. Eski Segafredo nun önünden geçtiğinde gülümseyerek baktı oraya..Az yukarıda karşısında bulunan Coffe Break in kapısına gelmişti. girişte duraksadı, gömleğini, yakasını düzeltip tekrar hareketlenerek içeriye girerken kapıdan, bu yaptığı hareketin yeşilçam da çok yaygın olduğunu düşünerek gülümsüyordu..


Fonda Blonde Redhead den "Melody" çalıyordu. Adam, menüyü elinden bırakarak bir "colombian supremo" istedi. Aslında menüye bakmasına falan gerek yoktu. İçtiği tek kahve oydu. bunu kendisi de, karşısında oturan kadın da biliyordu. Kadın menüye bakıp da bu siparişi vermesi sonucu hafifçe gülümsedi. Menüye baktığına göre başka bir şey isteyecek diye düşünmüş olmalıydı. gülümsemesi, oğlak burcunun kendi yarattığı gelenekselliğine bağlılığı aklına gelmesinden ötürüydü. Konuşsaydı, "hiç değişmemişsin" diyecekti muhtemelen. Adam da...bunu bekliyordu ama söz edilmedi hiç..tek kelime bile..İkisinin de aklından binlerce düşünce geçiyordu.

Fonda Melody çalıyordu..."Yaşadıklarımız güzeldi.." dedi adam..."Güzeldi..." dedi kadın....

2 yorum:

poetaster dedi ki...

yeşilçam insanı,
"you've got a fast car" diye başlayan şarkının rüyasını yazmışsın bu gün, belki gerçek olur kim bilir...

prettyinpink dedi ki...

ellerine, aklına saglık kuzum. sen hep yaz e mi.. bayılıyorum nihayetsiz öykülere..