5 Nisan 2009 Pazar

Dream A Little Dream Of Me


İlkokul Türkçe kitaplarında bizim zamanlarımızda bir hikaye vardı. Hani şu akabinde "Okuduğumuzu Anladık mı?" kısımları da bulunan bir okuma parçası. Kadının biri ilokula giden çocuğunun beslenme çantasına sandviçini koymayı unutur. Ne yapsam ne etsem de ulaştırsam diye düşünürken yanında çalışan hizmetçi kadına sandviçi verir ve "bunu okuldaki en güzel çocuğa ver" der. Neyse efenim gel zaman git zaman çocuk akşam eve geldiğinde annesine beslenme çantasında sandviçinin olmadığı söyler anesi de sandviçini yolladığını söyler fakat oğlan kendisine bunun ulaşmadığını belirtir. Ertesi gün anne hidetle, yanında çalışan kadının karşısına dikilir ve azarlamaya başlar fakat kadın "e okuldaki en güzel çocuğa ver dediniz, baktım baktım en güzel çocuk benim çocuğumdu ben de ona verdim" der.. Bu hikayedeki gibi ne kadar dönüp dolaşsam da benim için en güzel şehir Edirne'dir. Her türlü hayalimin kök saldığı, masal kokusuyla ve görünümüyle, ilk gençlik heyecanının tozlu hatırasıyla ve uçsuz bucaksız bir kaf dağına çıkan yolun başlangıç patikasıyla vazgeçilmezim..

Yola çıktığım andan itibaren, yolda olmayı ne kadar özlediğimi farkettim. Yol...En güzel düşüncelere ev sahipliği yapan yer..Kim bilir ne düşler anlatırdı sorsam. Akşamüzerine doğru trakya kızıllığındaki havada, her türlü müziğe bir hikayenin kafada canlanabildiği spirited away filmindeki üretim yeri gibi..

Masal şehrinde ailenin yanında olmak..Uzun süreden sonra anne eliyle yapılmış Pırasa böreği yemek.. En güzel lahanadan yemek. Sevmek..

Edirne'de çarşıya çıktığım ilk gün elbette ki dünyanın en güzel köftesinin yapıldığı köfteci osman abiye akın ettim. Yanımda üniversitedeki How I Met Your Mother grubumuzda olan, şu sıralar Edirne'de öğretmenlik yapmaktaki arkadaşım vardı. Daha ilk buluştuğumuz andan itibaren "nereye gidiyoruz" sorusuna, Osman abinin köftelerine doğru hızlı adımlara kalkışmış olan ben sadece imalı kafa sallayarak cevap verdim. ldşfdlsfla. Elbette Osmana.. Dünya üzerindeki orgazmik tadlar top 10'i yapılsa mutlaka ilk üçte bulunacak olan bu caaaaaaanım köfteleri afiyetle yedik elbette. bir diğer burunda tüten lezzet olan, Tava ciğeri ise ertesi güne bıraktık.

Şimdi bilmeyenler için söylemek gerekirse bu tava ciğer, Edirne'nin yöresel lezzetlerinden biridir ve normal ciğerden çok çok farklıdır. "Ben ciğer yemem" diyen bir çok arkadaşımın sonunda parmaklarını yediğine bir çok kez şahit olmuşumdur. Güneşin doğuşuna binlerce kez şahit olduk şlfklşsdkflsşalflşsa. Elbette ki Edirne'de tava ciğer denince tartışmalı da olsa genelde ya ciğerci aydın ya da ciğerci kazım tercih edilir. Benim tercihim Aydın abinin ciğerleridir. Orada da tava ciğer hasretimizi giderdik ertesi gün..Hımmmm. Lezzzziz.


Saraçlar Caddesinin yeni düzenlemesini pek merak ediyordum, fotoğraflarını gördüğümde yine yeni yeniden bu masalımsı şehre aşık olmuştum...Sanki bir masal kitabından fırlamış gibiydi. Gidip gördüğümde de yine hayran kaldım..Bu cadde bu kez dünyanın çeşitli yerlerinden izler taşıyan şahane bir koreografi olmuş. Caddenin ortasındaki Rönesans dönemini yansıtan heykelleri ve şelalesi, binaların tarihi özelliklerini korumuş olmaları, güneş açınca dışarıya sandalyelerini atmış cafelerin ve caddenin en baştan bakınca parisi anımsatması, ortadaki london cafenin her türlü dekorasyonu ile britanya havasını vermesi ama dışardan onun da paris görüntüsüne ayak uydurması, nostalji treni denilen ama trenle pek de alakası olmayan alet ile tayland tandansı ve elbette ki Edirne'nin kendi otantikliğinin de bütünleşiminin ortaya çıkardığı muazzam bir yer olmuş Saraçlar Caddesi.

Onun yanısıra elbette ki akşama doğru Meriç'in kenarına oturup Emirgan'da bir kadeh bira içmeden olamazdı. Türkiye'nin meriç nehrinin batısında kalan tek toprağı olan ve Lozan'da savaş tazminatı olarak alınan Karaağaç tarafından Türkiye'ye bakmanın güzelliği..

Aslında haftanın en güzel günleri köydeki günlerdi diyebilirim. Büyükannemlerin yanına köye giip iki gün kaldım. Kış aylarında doğanlar, en çok kışı severmiş derler. Doğruur ki ocak doğumlu biri olarak en sevdiğim mevsim kıştır lakin ilkbaharın güzelliğine de vurulmamak mümkün değildi..Her şeyiyle yeniden doğuşun simgelendiği bu mevsimde, tomurcuk tomurcuk açmaya başlamış, emeklemeye çalışan bir bebek gibi olan ağaçlardaki hayatın yeniden doğuşunu görmek yaşıyor olmanın güzelliğini gösteriyordu şüphesiz. "Hayat dolu olmak". İşte o deyim ilkbaharda yeniden hayata dönen ağaçlarda çiçeklerde tamamen ortadaydı. Ne yazık ki köye giderken fotoğraf makinamı almayı unutmuşum..

Her neyse efenim, netice itibarı ile bugün geri döndüm İstanbul'a, fikrim Edirne'nin seyir defterinde(A Tribute to Yılmaz Erdoğan:)) Yarından itibaren, vermem gereken iki dersin sınavları için hazırlanmaya başlayacağım. Festival falan yalan oldu ama bir yanda Edirne'ye gitmek bir yanda festivali koysanız Hiç şüphesiz Edirne'ye gitmeyi seçerdim. Seçtim de. Herkese iyi günler diliyorum.

2 yorum:

y. dedi ki...

yediğin içtiğin afiyet olsun,iyi ki geri geldin ,hoşgeldin :))

KaRaMeL dedi ki...

çok güzelmiş oralar.anlattıklarınla gitmiş kadar oldum:)
anlamadığım bukadar yemekten sonra nasıl bukadar zayıf olur insan:s