1 Ocak 2010 Cuma

2010

Bu yazıya başladığım saat, 2009 un son 3 saatine girmek üzere olan bir zaman dilimine ait dakikaları ihtiva ediyor bünyesinde.. yılbaşında memleketime geldim. Özel bir nedeni yoktu. Sadece gelmek istedim. Üniversite öğrenimime başladığımdan beri Edirne’de geçirdiğim yeni yıl çok nadir oldu. Sanırım 2007 - 2008 yılbaşında da Edirne’de idim.. bu yazının Edirne ile bir ilgisi yok. “Oradan buradan” ana metinli yazılardan biri olacak. Belki gecenin ilerleyen saatlerinde devam edeceğim ilerleyen paragraflara bilemiyorum. O yüzden bu yazıyı 2009 u 2010 a bağlayan gece yazdığımı varsayıyorum. Varsaydığımı buraya yazıyorum çünkü, şarabımı alıp eve geldiğimde bilgisayarımı açıp normalde çok az baktığım ama “orada” olduğunu bildiğim bazı şeylere baktım şu vakte kadar. televizyonda NTV’nin yılbaşı konserinden görüntüler var. Ama Yılmaz Erdoğan’ın “Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde” dediği gibi belki de göz ucumla televizyona bakıyorum ama fikrim internet bağlantısı olmayan bilgisayarımda aylardır bakmadığım bazı belgelere bakmamdan doğan düşüncelerimin seyir defterinde. Velhasıl kelam şarap “kafa yapar”. Hele ki Edith Piaf’ı duyuyorsanız.

Bilmiyorum belki okuyucular olarak sizin de bilgisayarlarınız öyledir, benim bilgisayarımın derin köşelerinde “özel” denebilecek bir çok belge bulunur. Belge derken öyle çok ahım şahım şeyler sanmayın. Kişisel konuşmalar, aşk, arkadaşlık, hayat gailesi vesaire gibi şeyler işte. Epeyce geçmiş yıllara dair Msn kayıtlarım, halen bloguma yazamayacak kadar özel olduğunu düşündüğüm fakat aslında dışarıdan okuyan biri için hiçbir “özel”liği olmayacak yazılarım, kendimce derinlere gömdüğüm kayıtlar, ikinci kopyası bulunmayan ve bilgisayarım çökünce tamamen hayatımdan çıkmış olacak – belki de kendim çıkarmaya cesaret edemediğim için bilgisayarımın göçmesine bel bağladığım – yazılar, sözler..

“…şeffaflık derken, müdahale edilemeyen görünürlüğü kastediyorsan, bu sanırım istenerek oluşturulan bir bilinçaltı öneylemi.”

Bu cümleyi ben kurmuşum bir arkadaşım ile Msn de konuşurken 2008 Ağustos’unda. Sonra da bunu derken neyi kastettiğimi açıklayabilmek için birkaç cümle daha kurmuşum. Şimdi okuduğumda halen ve halen bu cümle ile neyi kastettiğimi “biliyorum”. 2010’a girmeye iki saat kalmışken bu cümleyi şu vakitler bir daha kurabilir miyim diye düşünüyorum ve olumlu herhangi bir sonuç dönmüyor oluşturduğum oop nesnesinden. Babam ve oğlum isimli “kült” yerli filmin en bilinen sloganıdır “İnsan büyüyünce hayalleri küçülür mü” sorusu. Bu soruyu az önce mevzuya dahil ettiğim cümleye ve şimdi o cümleyi kuramamama uyarlamaya çalıştığımda zorunlu birkaç sonuç elde ediyorum aslında…… bekleyin bir kadeh daha……Şimdi Niran Ünsal, İtiraf Ediyorum’u söylüyor winamp’ımda….. İnsan büyüdüğünde, daha basitleşiyor her şey aslında. Bundan yedi yıl önce sorulsa “X mi Y mi” gibi bir soru “ama şartlara bağlı, şöyleyse X, böyleyse Y” derken yaş ilerledikçe “X” diyor sadece insan. Nedenini açıklamaya gerek bile duymuyor. Ne de olsa açıklansa da yaşça daha küçük olan kişi “ama ya böyleyse o zaman Y değil mi” diye kendi fikrinden hiçbir zaman dönmeyecek. Sadece “X” yeterli artık. “Şöyleyse” veya “Böyleyse” ye gerek kalmadığını fark ettiği yaşla, lokantada ikinci içeceği isteme yaşı arasındaki sürede belirleniyor “yedisinde neyse yetmişinde odur” cümlesinin temeli aslında…. Burak Aydos, Yalnızlık Benim Eski Sevgilm’i söylüyor şimdi…… Her ne kadar ismi “acıklı” görünse de şarkı tam da şu an yirmilerinin ikinci yarısındakiler için tekrar “tam da” o “ikinci içeceğin istenebileceğini fark ettiği yaş”ı sokuyor fikrin seyir defterine….

Susuyor insan. “Tem güzel” diyor. Tem ile E-5’in intaka bulanmış karakteristik farklıklarını artık anlatmıyor bile. O kadar çok anlatmış ki ve o kadar çok, anlattığı insan çekip gitmiş ki…. 2010’a girmeye dakika dakika yaklaşırken tekrar açıyor az önce bahsettiği şarkılardan birini. 17 veya 18 Nisan 2010’da ne olacağını gayet iyi biliyor aslında. Trene binip hiçbir yere gidemeyecek kuvvetle muhtemel. Ya da kendisi gidip Eskişehir’de bir hafta sonu geçirecek yek başına. Bu kadar yolculuğu seven birinin Eskişehir de konaklamamış olması şaşırtıcı diye düşünüyor bir yandan.. Eskişehir’den çok geçtiğini ama gündüz gözüyle kalıp da dolaşmadığını düşünüyor.. Bundan birkaç hafta önce, daha ehliyet aldığı gün Malatya’dan Adana’ya giden bir akrabasının yanında cesaretle gittiğini ve ikisinin beraber o gün aldıkları ikinci el arabayı getirdiklerini fikrinin seyir defterine köşesinden sıkıştırıyor. Adıyaman’ın iki tırın aynı anda geçemeyeceği yollarına yeni ehliyet almış biriyle gitmesine düzülen cesaret övgülerini sokuyor aklına… “Ölürsem yolda ölmek isterim” dediğini geçiriyor aklından ve hala hak veriyor bu cümlesine. Yolun ve yolculuğun “büyü”sünü paylaştığı, 26 yıllık ömründe sadece bir, evet sayıyla da 1 yazıyla da “bir” insan olmasından kaynaklanıyor belki de bu dört yanından William Wallace’lık fışkıran cümlesi… Bir yandan “French Kiss”’de Meg Ryan’ın Eiffel Kulesi’ni görememesi gibi, Eskişehir’i hiçbir zaman gündüz gözüyle göremeyip sokaklarında havaya doğru başını kaldırıp derin bir nefes çekemeyeceğini düşünüyor…

Bu kafayla ismini hatırlamamamın mümkün olmadığı bir ağabeymiz “Life is stranger than fiction” demişti. Çünkü kurguda, olayları gerçeğe uydurma zorunluluğunuz varken gerçek hayatta böyle bir zorunluluk söz konusu değildir diye dökülmüştü kelamları ağzından. Bu paragrafı yazmadan bir saat kadar önce 2010’a girdik efenim. Bu esnada ben de evimin penceresinden herhangi sıradan bir insan gibi dışarıda, çarşıda vuku bulan havai fişek zamazingolarına baktım lakin fikrim tabi ki başka seyirlerdeydi. Tam da 00.00 zamanlarında civardaki apartmanların balkonlarına çıkmış insanlar “vuhuuuu” “huhuuuuuuuuu” gibi sevinç çığlıkları atarken, yolda birkaç fiat doblo tipi arabadan inmiş zat-ı muhteremler de Selimiye Camii’nin muazzam görüntüsüne eşlik eden Havai fişekleri seyrelemekteydi. Sıkıldım ve içeriye gelip bir yudum daha aldım son kalan meylerinden Buzbağ’ımın. Birkaç dakika sonra Ajda hanım Ntv’de “Resim”i söylerken bir kez daha cama çıktım. Sanki birkaç dakika önce ortalık coşku içinde fokurdamıyormuş gibi kimsecikler yoktu ne civar apartmanlarda ne de sokaklarda…Ne de Fiat Doblolar kalmıştı yollarda. Şeytani bir sessizlik bürümüştü sokakları.. Bunu kurgulanan bir hikayede anlattığınızda “Hasiktir lan!!” diye tepki alacakken gerçekte görünce garipsemiyor ademoğlu… Garip bence. Değil mi yahu? Yani garip olan bu garipsememe ve hikayede anlattığınızdaki garipseme…

Hem ilginç hem de arabesk kokan bir başka durum da ne biliyor musunuz? Tum bu 00.00 da fişekler patlar, genç kızlar balkonlarda Noel Baba şapkaları ile “vuhuuuuuuuuuuuu” diye bağırırken, muhtemelen işten yeni çıkmış bir asgari ücretlinin elinde bir gıdım poşet ile eve gelişiydi…sokakta sadece o vardı. Evet kalabalıktı, hem balkonlar hem de Fiat Doblo’lar ama sokakta yürüyen sadece o abiydi ve ne balkonda bağıranlara, ne Fiat Doblolara ne de Fişeklere bakıyordu başı önde sessiz ve sakin evine gidiyordu… Bunu anlatmak ile görmenin arasındaki fark elbette ki bambaşka. Tam da camdan etrafa bakarken o abiyi gören veya sallayan kişi sayısı en fazla ne kadar olabilirdi ki…. Velhasıl kelam “Life is Stranger Than Fiction”…. Neyse efenim herkese mutlu yıllar diliyorum… “Previously on Lost” sözlerini son on altı kez duyacağımız 2010 başladı…

7 yorum:

içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...

Nerelerdesin Teletabi? Artık karşılaşamaz olduk:))
Yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım.

cerenimiss dedi ki...

Seni seviyorum talatabi :)

KaRaMeL dedi ki...

mutlu yıllar teletabiy:)

teletabi dedi ki...

@İ.G.G. : Geziniyorum işte oraya buraya ve hatta şuraya. O köşe kış köşesi.......daha gider bu.

@Ceren: Neredesin sen? Kütahya elleri yamanmış bildin mi

@Karamel: Teşekkürler ederim.

MeTaLBeBeK dedi ki...

ama özledik ki :/
Bloggerler tek tek kayboluyor. Kaçırılıyomusunuz nedir anlamadık.

Hemşerimi geri verin, gelsin bize güzel güzel yazsın,okuyasım var çok fena -.-

teletabi dedi ki...

Geri verin dedin, kalktım Edirne'ye geldim bir süreliğine. O kadar geri verdiler yani.
Efenim bu aralar kısır geçiyor ne edelim artık bir kaç aya toparlanıp hem yazmaya hem de okumaya devam edeceğimi umuyorum. :)

MeTaLBeBeK dedi ki...

çok seviniriz :) Bu arada kar bastı hani,erisin belki karşılaşırız :P