25 Nisan 2010 Pazar

Pazar Şarkısı

Günaydın Leyla'lar. :)

18 Nisan 2010 Pazar

Pazar Şarkısı

Günaydınlar efenim..

11 Nisan 2010 Pazar

Pazar Şarkısı

Soğuk savaşı bitirdiğinden şüphelendiğimiz sözleriyle çok şey anlatan şarkı. günaydınlar efenim kşldfalşdkflşkas

4 Nisan 2010 Pazar

Pazar Şarkısı

oyy oyyy oyyy

28 Mart 2010 Pazar

21 Mart 2010 Pazar

14 Mart 2010 Pazar

Pazar Şarkısı

:) Günaydınlar efendim. Şarkıyla falan çok alakasız olsa da dünya pi gününüz de kutu olsun.

7 Mart 2010 Pazar

Pazar Şarkısı

Deli kuşla sohbet eden var mı bu sabah?

10 Şubat 2010 Çarşamba

ALS İçin Futbol Yaz, Sen de Bir Hayat Kurtar

Severek takip ettiğim artemio franchi blogundan bu yazıyı paylaşmak istiyorum ki daha fazla kişi okuyabilsin..Mümkünse siz de yazın gönderin..


"Geliri tamamen ALS MNH Derneği'ne bağışlanacak olan bir futbol kitabı projesi...

Anadolu futbolunu yazan bloggerlar olarak en büyük çabamız sesimizi duyurmaksa, sadece ama sadece Anadolu üzerindeki ilgisizliği biraz olsun kırabilmekse; sadece blog satırlarından değil; sahaflardan, kitapçılardan da insanlara seslenmeliyiz. Bunun için birkaç kitap yazıldı Türkiye'de, lakin çok büyük kitlelere ses duyurulamadı, Anadolu içinse hala aynı tas aynı hamam! İlgisizlik had safhada...

Bizler, biliyoruz ki Anadolu'da büyük bir potansiyel, lakin büyük olumsuz koşullar var. Bu olumsuz koşullardan birisi de, bilgisizlik. Madem takımını destekliyorsun, madem kalemine sarılıyorsun; sen de katıl! Destek ver...

Takımına dair yazabileceğin şeyleri, insanların ilgisini çekeceğini düşündüğün yönlerini; geçmişi, bugünü ve yarını harmanlayıp yaz...

Sayfa sayısı konusunda bir kısıtlama olmamakla beraber, 10 - 15 civarı bir sayfa sayısı olursa iyi olur. Yazı konusu olarak belli bir kıstasımız yok, sadece okuyanın gözünde takımın eskiden bulunduğu ve şimdi içinde olduğu koşullar, futbolun ana şartı taraftar, oyuncular gibi futbol ögeleri canlanmalı.

Futbol bizimle güzel, futbolu güzelleştirmek de bizim elimizde!

----

Yazıları yollamak veya projeye dair bilgiler almak için adres: flagg.a@gmail.com

Twitter: http://www.twitter.com/alsicinfutbol

Facebook Grubumuz: http://getir.net/kvo "

5 Şubat 2010 Cuma

Az Önce Kozmik Bir Çarpışma Oldu

Nereden mi biliyorum? Efenim az önce bir arkadaşımla death note hakkında konuşurken üç dakika sonra baktığımda Manuela konuşuyorduk. Nasıl bu noktaya geldiğini başka türlü açıklayamam sohbetin..

3 Şubat 2010 Çarşamba

Görmek ya da Görmemek, İşte Bütün Mesele Bu!

Pekala, diyelim ki, sabah taksim durağından bir iett hattına bineceğim lakin öncesinde civardaki iki vakıfbank atm sinden birine uğramam gerek. Ya, Galatasaray Lisesi'nin karşısındaki atm ya da AKM'nin karşısnda meydandaki ATM'ye. durum şu ki, otobüse binmeden öncem mutlaka atm ye uğramış olmam gerek yani "önce bin inince ineceğin yerden çekersin" yolu yol değil.

Neyse efenim, eğer AKM'nin oradaki atm ye gidersem ve giderken ışıklarda karşıya geçmek üzereyken hattın tam da o an hareket edip gözlerimin önünden kaçtığını görmek epeyce hüzün verir. Öte yandan, eğer ki Galatasaray Lisesi'nin önündeki ATM'ye uğrarsam ve daha sonra yine ışıklarda otobüsü kaçırırsam bu kez de, diğer ATM'ye gitseydim koşarak Gümüşsuyu'nda otobüsü yakalayabilirdim diyeceğim. bir de İstiklal'den çıkamadan otobüsü kaçırmış olma ihtimalim olabilir ki eğer yarım saat durakta beklersem tam da bir dakika civarı geciktiğimi anlarım yine hüzünlenirim. bunun bir çıkar yolu var mıdır? Hadi bakalım :)

29 Ocak 2010 Cuma

2009 Last Fm İstatistikleri ve Burger King Sosları

Efenim herkese merhabalar. Uzun süredir yazamadıktan sonra, kaç zamandır aklımdaki bazı yazıları yazmak arzusundayım fekat öncelikle burger kinge iki çift lafım olacak. Ramiz Dayı vurgusuyla kendisine diyorum ki "...Mesele iki tane sosa 50 kuruş vermek değil yeğen. Mesele ballı hardallı sosa banılacak soğan halkalarını, sarımsaklı mayoneze bandırılacak patetesleri düşünürken kasada yaşanan duraksamadır. Mesele en mutlu hissettiğin anda daha da beklemektir. Şimdi anladın mı..mesele neymiş..kardeş?"

Neyse efendim 1. geleneksel last fm istatistiklerimi açıklamam tüm şehirlerimiz ve yavru vatanda heyecan yaratıyor biliyorum. şaka lan ikinci oluyor bu. Şimdi bu yıl liste gerçekçiliğini biraz yitirdi çünkü iki üç tane youtube üzerinden çok fazla dinlediğim şarkı var bu listede mevcut olmayan. Onları da yazının sonunda şey ederim aklıma gelirse. Artık aralara bir yerlere serpiştirilmeliler. Hadi bakalım;

20- Lulu - The Man With the Golden Gun: Efenim aynı isimli James bond filminin introsu, seriyi tekrar izlediğimde dikkatimi çekmesinin akabinde indirdiğim james bond introları albümünden sıkça dinlediğim parçalardan biri olarak listeye girmiş bulunmakta. eğer enerjik biçimde uyanmışsanız güle oynaya kahvaltı hazırlamak için pek ideal parçalardan. Dinlenme Sayısı ise 32. Dinlemek için ise buraya

19- The Last Shadow Puppets - The Chamber: Efenim bu şahane deneysel grubun çıkardığı son yılların en iyi albümlerinden biri olarka gördüğüm "the Age of the understatement" albümü bu yıl rekorlar kırarak listeye 8 parça soktu. Chamber da onlardan biridir. Bir sigara yaksanıza...dinlerken..buradan..

18 - Murat Yılmazyıldırım - Adsız Özlem: Şimdi ne yalan söyleyeyim, Düş sokağı sakinleri grubu hakkında olsun üyeleri hakkında olsun feci geyikler çevirmişizdir arkadaşlar arasında üniversite dönemimizde. Halen de çeviririm ama bu parçayı da es geçmem arkadaş. Bu sesten duyduğum en şahane parça. "günleri geçiremem..Kalbimden düşer sevişmeler" derken bir tek benim mi içim eriyor?...35 defa dinlemişim bilgisyarımda. Buradan dinlenebilir

17- Burcu Güneş & Fuat Güner - Ateş ve Suyun Aşkı: yılın sonlarına doğru çıkan Sihirbaz albümüyle Burcu Güneş bu kez de olmuş dedirtti bana. İşte bu olmuş albümünün en olmuş parçası. Can Yücel'in sözlerinin nefis uyarlaması üzerine pek kelam edilmemeli diye düşünüyorum. 37 dinlemede kendisi. Şuradan da dinlenebiliyor.

15 - Dido - It Comes and It Goes: Aynı dinleme sayısına sahip iki şarkı var sırada. Last Fm ikisini de 15. sırada olarka belirlemiş. Biz de kendisine uyuyoruz. İlki, Dido'nun bu yıl içinde çıkarttığı albümü Safe Trip home'un en sevdiğim parçası. Manik Depresif olmak nedir diye bir şeyler karalasaydım bu parçadan mutlak bahsederdim efenim. Şuradan da dinlerdim.

15- The track Team - Agni Kai: Efsane çizgi dizim Avatar: The Last Airbender'ın efsane müziklerinden biri olan Agni Kai da bu yıl içinde en fazla dinlediklerimden biri. Buyrunuz 38 dinlemeye ulaşmış Ateş Bükücü düellosundan ismini alan müziği buradan dinleyiniz efenim.

14 - Bendeniz - Kapında Günerim: bilenler bilir, Bendeniz hanım kızımız en çok sevdiğim aynı zamanda da en çok kızığım şarkı icracılarından biridir. İlk üç albümü gibi bir albüm çıkartmasını kaç yıldır bekliyoruz bir bilsen ah okuyucu bir bilsen.. Bu yıl listenin bendeniz parçası ise kendisinin en iyi slowlarından biri olan Kapında günlerim.. "Seni üzmek için gelmedim...Kokunu çekti inan tenim.." desin ben burada yarama yara ekleyeyim izninizle bir daha.. 39 dinlemede kendisi..buyrunuz

13- Sezen Aksu - Pardon: Çok ama çok hafif yağmur çileştiren ya da yoğun bir yapmurun ardından ıslak sokaklarda dudakta ıslak bir şarap tadıyla Beyoğlu'nda yürümek nasıl bir şeydir diye düşünüyorsanız mutlak bu parçayı dinleyiniz derim efenim..Yürüyorum Düş Bahçeleri'nde nin parıl parıl parlayanlarından... Buradan

12- Funda Arar - Yak Gel : Efenim zamanın eli albümünün en fazla dikkat çeken parçasıydı ilk dinlemeden. hatta ilk dinlemeden sonra bu labümdeki en büyük hit bu parça olur diye geçirmiştim içimden. Doğal olarka da albümü elime geçirdiğim ilk günlerde en fazla kendisini dinledim bıkmadna usanmadan...
Buradan

11- Ajda Pekkan - Dertliyim Arkadaş: Her yıl yine yeni yeniden başka şarkısına takıldığım süperstarımızın en bir güzel şarkılarından. 59 dinleme ile yılın sonlarında listeye fırtına gibi girmiştir bu yıl da süperstar. bu parçada dörtlük sonlarındaki ancak Ajda hanımın yapacağı nefis vurguya dikkat efenim. Öldürür adamı öldürür açık konuşuyorum. "Bilseydim kalbimi sana vermezdim" derkenki o nağme bin yaraya muadil kalpte..buyrunuz

10- Glen Hansard ve Marketa Irglova - If you want Me: Once filminin soundtrackinden gelen klasik... 61 dinlemede.. Zaman zaman kronik sevda yaralarım tuzlanır benim. İşte o gecenin playlistinin mutlak içindedir..Mutlak..

9- The Last Shadow Puppets - Seperate and Ever Deadly: Efenim bu yıl last fm istatistiklerini darmadağın eden grubumuz The Last Shadow Puppets. İlk ona soktuğu yedi parça ile de durum ortada zaten. Albümün neredeyse tamamı listede. Son yıllardaki en başarılı çalışmalardan biri bence the Age of understatement albümü..İşte o albümden 62 dinleme ile dokuzuncu sıradaki parça da bu..

8- Sezen Aksu - Mış gibi: Sezen Aksu'nun Gülben Ergen'e verdiği şahane parçalardan biri daha..Kendisi de bir yerlerde okumuş. Sağolsun S bana gönderdi bu şahaneyi.. Hem de sezen hanımın kendi sesinden.. 81 dinlemede kendisi..


7- The Last Shadow Puppets - Calm Like you: Alex turner ve Miles Kane'in yarattığı bir başka şahane.. Üzerine ne denir bilemedim.. 101 dinlemede. Buradan..

6- The Last Shadow Puppets - Meeting Place: The Last Shadow Puppets ile tanışmamı sağlayan pek yaralayıcı parça.. Bu şarkıyı duyduğumda hemen bu albümü edinme düşünceleri direk olarka beynime kazındı ve rahat duramadım indirmeden. 102 dinlemede kendisi.. buyrunuz.

5- The last Shadow Puppets - My Mistakes Were Made For You: Efenim albümün en fazla hit olmuş çıkış parçası. DAha isminden adamı parçalayabilecekken yetmiyor şarkının kendisi de fena etki yapıyor bünyede. Ne varsa adada var arkadaş. 104 dinlemede kendisi

4- The Last Shadow Puppets - Standing Next to Me: Grubun her şeyiyle Beatles'a şahane selam çaktığı ve belki de Beatles'dan sonra o müziğin ruhuna en yakın durduğu parçalardan biri. Klibi de şahanedir ayrıca. Ben de diğer parçaları gibi grubun, sıkılmadna dinledim, dnliyorum günlerce..105 dinlemede efenim. Buradan

3- Burcu Güneş: Gözlerinde Bıraktım Aşkı: Cıstak cıstak bir şarkı olmasına rağmen sözleriyle beni epeyce etkileyen sihirbazın güzel tracklerinden biri bu parça. Bu özler nasıl bu kadar piç edilir anlayamıyorum halen orası ayrı ama dinlemekten de vazgeçmem kendisini. Burcu hanım hakkında da kafamda uzun süredir yazmak istediğim bir yazı var ama sonraya artık o da.. 115 dinleme ile ilk üçte efenim kendisi.

2- The Last Shadow Puppets - The Age of The Understatement: Efenim albüme ismini veren parçamız. Listede ilk ikide kendisi. Şunu söyleyeyim; İstiklal'de yürüken mp3 playerımda bu parça çalınca kendimden geçiyorum ben. Adımlarım birden ritmikleşiyor, hızlanıyor acaip havaya giriyorum. Danalar gibi kareoke de yapılır bu şarkıda. "the idea of seeing you here
is enough to make the sweat grow cold"
da nasıl bir sözdür arkadaş. Fena....
yılın en çok dinlediğim şarkıları listesinde iki numarada ve 119 kez dinlenmiş tarafımdan kendisi. Mp3 playerda çalınanlar sayılmıyor bile daha..Buyrunuz havaya giriniz

1- The Last Shadow Puppets - Black Plant: Introsuna ölünüp bitilesi yılın en fazla dinlediğim parçası bu parça...
"there’s holes in hearts
desire starts to make demands
and dear boy you’d be a fool to make your plans with her"
der susarım ben.. 129 dinleme ile sadece yılın en çok dinlenen şarkısı olmamış aynı zamanda last fm all time istatistiklerinde de zirveyi zorlamaya başlamıştır kendisi.. buyrunuz efenim

Herkese iyi günler diliyorum.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Soğuk

Soğuk... Kış vakti doğmuş insanlar daha çok sever soğuk havayı yazın bunaltıcı sıcağından derler. Bu söze epeyce sadık haleti ruhiyede olduğumu belirtmek isterim. Bunun yanı sıra, geçen senelerde daha afili üniversite öğrencisi olduğum zamanlarda iki saatlik yolu altı saatte gittiğim günler ve bir şiirden hatırlayabileceğiniz gibi "yanağın otobüs camının garantisinde" soğuğu izlemek de değişilmez bir his. en azından benim için. O zaman mp3 playerdan duyulan her şarkı kışın lapasındaki kalorifer peteği sıcağındadır, televizyon izlerken üzerine alınan battaniyedir, hapşururken harcanan mendillerin koyulduğu yan taraftan bir el hareketiyle ittirilerek getirilmiş dumanı üzerinde çorbanın tadıdır. Sezen Aksu ile çay, Tom Waits ile sert kahvedir camdan bakarken refikam..

Tem'i, d-100 ü böyle bir zamanda sevdim ben. Böyle zamanlarda, şehirlerarası otobüsün körüklü belediye otobüsünden hallice çıkardığı seslerden endişe eden diğer yolcu ahalilerin telaşına şaşırdım. böyle zamanlarda, o "an"ı yaşamak varken telaş içerisinde kalmanın gereksizliğini farkettim. Araba yolda kalırsa her türlü telaş edecekken, en azından bari daha giderken dışarıdaki güzelliği görerek yaşamak yerine şimdiden telaşa düşmekten kaçındım. Hem yolda kalınsa bile, bir şehirlerarası mola yerine kadar yürüyüp daha yeni kömür atılmış, temposu aranjörleri kıskandıracak şekilde yanarken sesler çıkaran sobanın başına geçip, elleri ısıtmanın ve oradaki beyefendinin hemen çayınızı getirip içinizi ısıtmasının güzelliğini bırakıp da telaşa düşmeyi anlayamadım hiç.. Ne olur bir çay daha içeyim bu yerde diye geçirdim içimden. dışarıdan gelenlerin ayaklarındaki kar ve sulaklık içeriye yayılmasın diye dışarıdan getirilmiş bir kaç saman parçasının yere serildiği salaş herhangi bir yolüstü mola yerinin büyüsünü yaşadım pek de düşünmeden.. Çünkü bir şarkıda da dendiği gibi...Bilirsin.. "Bırak tasalanmayı da hadi gel.. Böyle bir an bir ömre bedel..."

Uzunca bir süre yazmadığımı biliyorum, bu vakitler sıkça yazamayacağımı da biliyorum efenim. Eski dostlarla İzmit'te kar kıyamet kahvaltısı toplantılarımız bu sıralar olacak ve ben elbette yollarda olacagım :) En sevdiğim yerlerden birinde.. herkese iyi günler diliyorum..

1 Ocak 2010 Cuma

2010

Bu yazıya başladığım saat, 2009 un son 3 saatine girmek üzere olan bir zaman dilimine ait dakikaları ihtiva ediyor bünyesinde.. yılbaşında memleketime geldim. Özel bir nedeni yoktu. Sadece gelmek istedim. Üniversite öğrenimime başladığımdan beri Edirne’de geçirdiğim yeni yıl çok nadir oldu. Sanırım 2007 - 2008 yılbaşında da Edirne’de idim.. bu yazının Edirne ile bir ilgisi yok. “Oradan buradan” ana metinli yazılardan biri olacak. Belki gecenin ilerleyen saatlerinde devam edeceğim ilerleyen paragraflara bilemiyorum. O yüzden bu yazıyı 2009 u 2010 a bağlayan gece yazdığımı varsayıyorum. Varsaydığımı buraya yazıyorum çünkü, şarabımı alıp eve geldiğimde bilgisayarımı açıp normalde çok az baktığım ama “orada” olduğunu bildiğim bazı şeylere baktım şu vakte kadar. televizyonda NTV’nin yılbaşı konserinden görüntüler var. Ama Yılmaz Erdoğan’ın “Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde” dediği gibi belki de göz ucumla televizyona bakıyorum ama fikrim internet bağlantısı olmayan bilgisayarımda aylardır bakmadığım bazı belgelere bakmamdan doğan düşüncelerimin seyir defterinde. Velhasıl kelam şarap “kafa yapar”. Hele ki Edith Piaf’ı duyuyorsanız.

Bilmiyorum belki okuyucular olarak sizin de bilgisayarlarınız öyledir, benim bilgisayarımın derin köşelerinde “özel” denebilecek bir çok belge bulunur. Belge derken öyle çok ahım şahım şeyler sanmayın. Kişisel konuşmalar, aşk, arkadaşlık, hayat gailesi vesaire gibi şeyler işte. Epeyce geçmiş yıllara dair Msn kayıtlarım, halen bloguma yazamayacak kadar özel olduğunu düşündüğüm fakat aslında dışarıdan okuyan biri için hiçbir “özel”liği olmayacak yazılarım, kendimce derinlere gömdüğüm kayıtlar, ikinci kopyası bulunmayan ve bilgisayarım çökünce tamamen hayatımdan çıkmış olacak – belki de kendim çıkarmaya cesaret edemediğim için bilgisayarımın göçmesine bel bağladığım – yazılar, sözler..

“…şeffaflık derken, müdahale edilemeyen görünürlüğü kastediyorsan, bu sanırım istenerek oluşturulan bir bilinçaltı öneylemi.”

Bu cümleyi ben kurmuşum bir arkadaşım ile Msn de konuşurken 2008 Ağustos’unda. Sonra da bunu derken neyi kastettiğimi açıklayabilmek için birkaç cümle daha kurmuşum. Şimdi okuduğumda halen ve halen bu cümle ile neyi kastettiğimi “biliyorum”. 2010’a girmeye iki saat kalmışken bu cümleyi şu vakitler bir daha kurabilir miyim diye düşünüyorum ve olumlu herhangi bir sonuç dönmüyor oluşturduğum oop nesnesinden. Babam ve oğlum isimli “kült” yerli filmin en bilinen sloganıdır “İnsan büyüyünce hayalleri küçülür mü” sorusu. Bu soruyu az önce mevzuya dahil ettiğim cümleye ve şimdi o cümleyi kuramamama uyarlamaya çalıştığımda zorunlu birkaç sonuç elde ediyorum aslında…… bekleyin bir kadeh daha……Şimdi Niran Ünsal, İtiraf Ediyorum’u söylüyor winamp’ımda….. İnsan büyüdüğünde, daha basitleşiyor her şey aslında. Bundan yedi yıl önce sorulsa “X mi Y mi” gibi bir soru “ama şartlara bağlı, şöyleyse X, böyleyse Y” derken yaş ilerledikçe “X” diyor sadece insan. Nedenini açıklamaya gerek bile duymuyor. Ne de olsa açıklansa da yaşça daha küçük olan kişi “ama ya böyleyse o zaman Y değil mi” diye kendi fikrinden hiçbir zaman dönmeyecek. Sadece “X” yeterli artık. “Şöyleyse” veya “Böyleyse” ye gerek kalmadığını fark ettiği yaşla, lokantada ikinci içeceği isteme yaşı arasındaki sürede belirleniyor “yedisinde neyse yetmişinde odur” cümlesinin temeli aslında…. Burak Aydos, Yalnızlık Benim Eski Sevgilm’i söylüyor şimdi…… Her ne kadar ismi “acıklı” görünse de şarkı tam da şu an yirmilerinin ikinci yarısındakiler için tekrar “tam da” o “ikinci içeceğin istenebileceğini fark ettiği yaş”ı sokuyor fikrin seyir defterine….

Susuyor insan. “Tem güzel” diyor. Tem ile E-5’in intaka bulanmış karakteristik farklıklarını artık anlatmıyor bile. O kadar çok anlatmış ki ve o kadar çok, anlattığı insan çekip gitmiş ki…. 2010’a girmeye dakika dakika yaklaşırken tekrar açıyor az önce bahsettiği şarkılardan birini. 17 veya 18 Nisan 2010’da ne olacağını gayet iyi biliyor aslında. Trene binip hiçbir yere gidemeyecek kuvvetle muhtemel. Ya da kendisi gidip Eskişehir’de bir hafta sonu geçirecek yek başına. Bu kadar yolculuğu seven birinin Eskişehir de konaklamamış olması şaşırtıcı diye düşünüyor bir yandan.. Eskişehir’den çok geçtiğini ama gündüz gözüyle kalıp da dolaşmadığını düşünüyor.. Bundan birkaç hafta önce, daha ehliyet aldığı gün Malatya’dan Adana’ya giden bir akrabasının yanında cesaretle gittiğini ve ikisinin beraber o gün aldıkları ikinci el arabayı getirdiklerini fikrinin seyir defterine köşesinden sıkıştırıyor. Adıyaman’ın iki tırın aynı anda geçemeyeceği yollarına yeni ehliyet almış biriyle gitmesine düzülen cesaret övgülerini sokuyor aklına… “Ölürsem yolda ölmek isterim” dediğini geçiriyor aklından ve hala hak veriyor bu cümlesine. Yolun ve yolculuğun “büyü”sünü paylaştığı, 26 yıllık ömründe sadece bir, evet sayıyla da 1 yazıyla da “bir” insan olmasından kaynaklanıyor belki de bu dört yanından William Wallace’lık fışkıran cümlesi… Bir yandan “French Kiss”’de Meg Ryan’ın Eiffel Kulesi’ni görememesi gibi, Eskişehir’i hiçbir zaman gündüz gözüyle göremeyip sokaklarında havaya doğru başını kaldırıp derin bir nefes çekemeyeceğini düşünüyor…

Bu kafayla ismini hatırlamamamın mümkün olmadığı bir ağabeymiz “Life is stranger than fiction” demişti. Çünkü kurguda, olayları gerçeğe uydurma zorunluluğunuz varken gerçek hayatta böyle bir zorunluluk söz konusu değildir diye dökülmüştü kelamları ağzından. Bu paragrafı yazmadan bir saat kadar önce 2010’a girdik efenim. Bu esnada ben de evimin penceresinden herhangi sıradan bir insan gibi dışarıda, çarşıda vuku bulan havai fişek zamazingolarına baktım lakin fikrim tabi ki başka seyirlerdeydi. Tam da 00.00 zamanlarında civardaki apartmanların balkonlarına çıkmış insanlar “vuhuuuu” “huhuuuuuuuuu” gibi sevinç çığlıkları atarken, yolda birkaç fiat doblo tipi arabadan inmiş zat-ı muhteremler de Selimiye Camii’nin muazzam görüntüsüne eşlik eden Havai fişekleri seyrelemekteydi. Sıkıldım ve içeriye gelip bir yudum daha aldım son kalan meylerinden Buzbağ’ımın. Birkaç dakika sonra Ajda hanım Ntv’de “Resim”i söylerken bir kez daha cama çıktım. Sanki birkaç dakika önce ortalık coşku içinde fokurdamıyormuş gibi kimsecikler yoktu ne civar apartmanlarda ne de sokaklarda…Ne de Fiat Doblolar kalmıştı yollarda. Şeytani bir sessizlik bürümüştü sokakları.. Bunu kurgulanan bir hikayede anlattığınızda “Hasiktir lan!!” diye tepki alacakken gerçekte görünce garipsemiyor ademoğlu… Garip bence. Değil mi yahu? Yani garip olan bu garipsememe ve hikayede anlattığınızdaki garipseme…

Hem ilginç hem de arabesk kokan bir başka durum da ne biliyor musunuz? Tum bu 00.00 da fişekler patlar, genç kızlar balkonlarda Noel Baba şapkaları ile “vuhuuuuuuuuuuuu” diye bağırırken, muhtemelen işten yeni çıkmış bir asgari ücretlinin elinde bir gıdım poşet ile eve gelişiydi…sokakta sadece o vardı. Evet kalabalıktı, hem balkonlar hem de Fiat Doblo’lar ama sokakta yürüyen sadece o abiydi ve ne balkonda bağıranlara, ne Fiat Doblolara ne de Fişeklere bakıyordu başı önde sessiz ve sakin evine gidiyordu… Bunu anlatmak ile görmenin arasındaki fark elbette ki bambaşka. Tam da camdan etrafa bakarken o abiyi gören veya sallayan kişi sayısı en fazla ne kadar olabilirdi ki…. Velhasıl kelam “Life is Stranger Than Fiction”…. Neyse efenim herkese mutlu yıllar diliyorum… “Previously on Lost” sözlerini son on altı kez duyacağımız 2010 başladı…

2 Aralık 2009 Çarşamba

Gündemimden...


*Merhabalar efenim. Haftalık yazıyormuşum gibi oluyor şu sıralar lakin hiç yazamamaktan bir nebze de olsa iyidir diye düşünüyorum. bir kaç mevzudan bahsedeceğim yine pek detaya girmeden. Önce müziten başlayayım. Son günlerde, Özcan Deniz'in seslendirdiği kalp yarası isimli şarkıya bayıldığımı belirtmek isterim. Sözlerini Sermiyan Midyat yazmış ama ne yazmış demek isterim sadece. Şarkıya uzaktan da olsa Sezen Aksu etkisi olduğunu zaten ilk dinlemede şahane bulmamdan anlamalıydım. Erkeklerin tarafından aşk acısının hem sokak jargonundan hem de salon erkekliğinden kalma sözlerin şahane yedirilerek anlatıldığı son dönemin en başarılı müzikal ürünü demek isterim. Sözler de uzun süredir görmediğimiz kadar müstehcen. Eğer hala dinlemediyseniz şuradan bir göz atın bence.

* Geçen hafta gündemi meşgul eden bir konu ise duyduğumda ağzımın bir karış açık kaldığı yerli arama motoru ve anaposta projeleri. Devletimizden yine şık bir gol. Yakın sürede Google yasaklanırsa da şaşırmam artık herhalde. Projeye göre her doğan çocuğa unique bir e-mail adresi verilecek. Resmi yazışma ve işlem ve istekler bu mail adresi üzerinden de yapılabilecek. Bu anaposta projesi. Teoride epeyce güzel görünüyor lakin yne de resmi olarak önemli bir geçerliliği oalcağını sanmıyorum. T.C. kimlik numaraları bugün işine yarar yaramaz bir sürü kişinin elinde zaten. Otobüse internetten bilet alınırken bile isteyebiliyor bazı firmalar. Ne gerekliliği var bilemem ama bu sayede epeyce önemli bir T.C. kimlik numarası bilgi havuzu sağlamış oluyor bazı firmalar. Bugün bir çok yerde dahi sadece T.C. kimlik numaranızı vererek işlem yapmanız pek mümkün değil yine de o kişi olduğunuzu ispatlamanız gerekiyor başka bir şekilde. Teoride T.C. kimlik numaraları gizli kalmalıydı fakat yayıldıkça yayılıyor. Bu anapostanın da benzer bir akıbeti olacağı kanaatindeyim. Öte yandan asıl şaşkınlık verici haber yerli arama motoru projesi. Resmi kurumların söylediğine göre "yazışmalar yabancı ülkelerin eline geçiyor"muş. Neden onların eline geçsin biz izleyelim mi demek bu ne demek anlamadım. Kaldı ki bahsedilen şey bir arama motoru ne yazışmasından bahsediliyor acaba? Google ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasındaki husumet daha ne kadar büyüyecek bilmiyorum ama başta da dediğim gibi yaknda google yasaklanırsa şaşırmam. bu ülke hiç bir düzgün gerekçe göstermeden livescore u bile yasaklayan bir kanuna sahip. eğer nesine.com veya bilyoner.com gibi yerlerdne oynarsanız bahis serbest ama internetten bahis yasak. Ne perhiz ne lahana turşusu bilemiyorum... Bu konuda lütfen internet dünyasını iyi bilen biri iş başında olsun kayırma usuluyle gelenler değil diye geçiriyorum ama bunun olmayacağını da gayet iyi biliyorum maalesef.

Bu sezon yerli dizilerde belirgin bir kalite artışı söz konusu. Zaten yaz döneminden gönlümüzü fetheden geniş aile, haftaiçine alındı ve başarılı biçimde yarım yarım yararak devam ediyor. bunun yanı sıra sezonun bombası Ezel de ilk sezonunda büyük başarı sağladı. Aslında normalde ilk sezon ve ilk blümlerde dizilerin bu kadar birden çok popüler olmaması lazım ama piyasadaki dizilerimiz o kadar berbattı ki eli yüzü düzgün ilk yapım popülerlikte tavan yaptı. Bunun yanı sıra her ne kadar izlemiyor olsam da, Bu Kalp Seni Unutur mu?, Yeni Baştan gibi yeni yapımlar da ilgi çekici görünüyor. Bizim biraz bilim kurguyu yerli kültürle harmanlayan bir yapıma ihtiyacımız var bence.

Sözlükte ve Blogger da severek takip ettiğim ranini nin bir entrysinde gördüğüm üzere Star Tv, Kanaltürk ve Bugün gibi organları bünyesinde barındıran İpek MEdya Grubuna satılmış. Star Tv hakkında yazabileceğim bir dolu şey var ama bunları başak bir yazıya yazarım. Kanalı elinden çıkaran doğan grubunun amac neir bilemem tabi ama benim aklıma iki ihtimal geliyor. İlki, kesilen vergi cezasına kaynak bulmaya çalışmak olabilir diye düşünüyorum. İkincisi ise Rtük'ün "bir grubun en fazla üç karasal yayın yapan kanalı olabilir" kuralı doğrultusunda açılması düşünülen yeni kanala yer açmak olarak düşünülebilir. Doğan grubu halihazırda Kanal D, TNT ve Star TV ile bu üç hakkını kullanıyordu yani yeni bir kanal açılacaksa bu kablo Tv, Uydu veya dijital platformlar üzerinden yayın yapabilecketi. Bu kanala yer açmak için böyle bir hamle yapılmış olabilir. hem ilk maddeyi de düşünürsek bir taşta iki kuş! Yeni açılacak kanal bir spor kanalı olabilir gibi geliyor bana. Her ne kadar Star satıldıysa da Şampiyonlar ligi ve Avrupa ligi maçlarının haklar hala Doğan Grubunda ve bu anlaşmalar da bazı maçların açık kanaldan yayınlanmasını şart koşan anlaşmalar. Bakalım göreceğiz.

herkese iyi günler diliyorum.

24 Kasım 2009 Salı

Oradan Buradan

Herkese yeniden merhabalar efenim. Uzun bir süre yaz(a)mamanın akabinde bir toplu yazı ile daha karşınızdayım. şsdlfkadsfkl. en yakın tarihten başlayayım öncelikle. bugün öğretmenler günü. Halen öğretmen olmamama rağmen sevgili arkadaşlarım öğretmenler günümü kutladılar pek mutlu oldum.

Yine uuuupuzun bir yolculuğun akabinde şu ara Malatya'ya geldim. Yolculuk süreci her zamanki gibi büyüleyici idi. İki gün, dört şehir sloganını yapıştırdığım bu süreçte havayolu hariç her türlü ulaşım sisteminden faydalandım. Otobüs/deniz yolu/tren yolculuğun yükünü çekenlerdi. bu esnada farkettiğim şeylerden biri, Haydarpaşa'nın Ankara Otogarı "AŞTİ" den pek daha modernize olmasıydı. O haydarpaşa ki periyodik olarak yıkılması veya taşınması gündeme getirilir bazı aç gözlü tarih düşmanları tarafından. Aşti'ye Ankara'dan ulaşım konusunda bir sıkıntı yok, amma velakin bu AŞTİ de doğru düzgün bir lokanta efenime söyleyeyim bir kaç büfe bulmak bile epeyce zahmetli. Sadece emanetçi kısmı başarıyla işliyor. Emanetçi dedim de hem İstanbul da hem de Ankara da bu sistemleri kullandım. Haydarpaşa bu konuda da en önde yine. tamamı elektronik sistemden oluşan valiz kısımları ile her türlü Şehirlerarası Otobüs terminaline fark atmış. Bir de efenim Haydarpaşa da bir restoran var. Bu mekan öyle bir yer ki içeriye girip bir kaç dakika oturduğunuzda sanki gözlerini kapatmışsınız ve açtığınızda 1950 lerin Türkiye'sine zıplamışsınız gibi hissediyorsunuz. Atmosfer müzikler, mekanı işleten amcalar, muhabbetler pek şahane vesselam. Derim ki vaktiniz olunca bir ara uğrayınız.

yolculuk esnasında, en ama en mutlu olduğum bir kaç an vardı. Müadenizle bunlardan da bahsetmek istiyorum. biri klasik bir nokta efenim. Ankara treninde gündoğumuyla yapılan dillere destan olması gereken dünyanın en güzel kahvaltılarından biri. Güneş kendini gösterip göstermemekte tereddüt ederken bundan etkilenmiş ilk aydınlık anı ve muhteşem bozkırlarla birlikte günün ilk ışığıyla ilk kahvaltısını etmek içni dahi ben yine yeni yeniden o sekiz saatlik tren yolculuğuna, her türlü ağlayan bebek sesine katlanırım açık konuşuyorum. Kahvaltı haricinde Sevgili bulut B'nin kelimelerini okuduğum an da bu yolculğun en mutlu anlarından biriydi. B candır açık konuşuyorum. Ayrıca Marika ile, Ankara da Cepa alışveriş merkezinde, yeğenime hediye alırken oyuncakçı dükkanının altını üzerine getirdiğimiz saatler de pek mutluluk vericiydi. Özellikle hollywood filmlerinden fırlamış modda bu tür yerlerde her görüğünü deneyen tipik karakterler gibi denediğimiz ürünlerle geçirilen zaman ve çekildiğim pek şahane fotoğraf ki kendisini buradaki public sayfaya koymayacağım utanıyorum ldfkdsklşfsadlkş. Facebook a koyacağım.

Harici olarak bilet alırken otobüste İnternet var demelerine rağmen kapalı devre müzik yayınını bile bizzat zorlayınca açan Beydağı turizme binmeyin kardeşim. Hiç memnun kalmadım. Eğer olur da bir gün Malatya'ya kara yolu ile gidecekseniz Malatya Kernek Turizm'i deneyiniz.

Yolculuk dedim de 17 veya 18 nisanda da yolda olacağız inşalla yareppim dinimiz amin.

2009'un son ayına girerken yılın değerlendirmesi de azırlanıyor. Özellikle Last fm de son 12 ayda dinlediklerime göz gezdirdim de bir grup dominant biçimde top 20 ye on kadar parça sokmuş. Vay anam vay serhat ya!

Ezel yeni modamız. Güzel gidiyor şimdiye kadar. Bakalım neler olacak. Ayrıca Geniş Aile de sezonun en sevdiğim dizilerinden.

Ankara da Gloria Jeans'te How I Met Your Mother'ın Playbook isimli beşinci sezon sekizinci bölümünü izleyen iki görgüsüz gördüyseniz onlar marika ile biziz. kdsklşfasldkşlş. Sadece o mu? Check this out!!!

Bir de taaaa Atina'lardan bana Uzo getiren Marika'ya sevgiler saygılar. Saksı değilim ben tabi. En çok bana getireceksiniiiiiiiiiiiiz en çok banaaaaaaaaaaaaa

Herkese iyi günler diliyorum yazarım daha lksdfklşsdaşlf

3 Kasım 2009 Salı

Film, Çay, Döşek, Battaniye

Sabahın sabah olduğu vakitlerdi. Geçmişe yazılı kalmış ve yazılı kaldığından akıldan çıkmamış “günün ilk saatleri.” Şehrin hafif dışındaki bir sitede, lapa yağıp havayı soğutmayan bir havlamayan köpekti kar. Cama başını dayadığında, o günlerde elinden düşüremediği telefonuna ve banklarına kır düşmüş çevre düzenlemesine bakmaktaydı. Her film masal, her şarkı aşıktı en safından. Biraz önce izlediği film, eline aldığı tiryakiliğin biricik sembolü çay, soğuk yememek için üzerine oturduğu derme çatma bir döşek, renkli polar battaniye ne düşünürse düşünsün, onun hissettikleriydi anlattıkları.

“Anlattıkların, karşıdakinin anladığı kadardır” şeklindeki ergenlik dönemi iletileri gelmiyordu aklına elbette. Bilhakis mevzubahis sözde, “kadarını” anlayan karşı taraf konumundaydı o gece. Tam da o zamana göre sanat şaheseri saydığı film, tüten demli dumanını karlı bir geceye en çok yakıştırdığı çay, çok kullanılmaktan rengi solmuş döşek, Fareler ve İnsanlar’daki karakterlere özenip ısrarla dokunmaktan imtina etmediği battaniye kesinlikle onun anladıklarını anlatmıyorlardı. Ne olursa olsundu, O’nun anladığını anlatıyorlardı. Ve O, onların da kendisinin aşık olduğunu görmekten oldukça huzurlu hissettiklerini anlıyordu.

“Bırak tasalanmayı da hadi gel! Böyle bir an bir ömre bedel..” Sabahın ilk ışıklarının henüz aydınlatmaya başladığı fakat asıl ışığı hala sokak lambalarının yaydığı düzenlenmiş çevresiyle tam da yeni lapalanmış bankta oturarak içilecek bir bardak dumanlı ve gerçek anlamıyla demli çayı değişebileceği öğelerin sayısı epeyce azdı. Böyle bir “an”ı yaşamak, tam da “yaşamaya geldik bu dünyaya” bahanesinin gerçek anlamıyla oturacağı eylemdi. Hiçbir karesine kışın yansımamasına rağmen bu gecenin olmazsa olmazı gördüğü film, kalitesiz olduğu için soğuğu geçirip aynı zamanda epeyce de sert olan döşek, çıkarken Süperman’in pelerini gibi atmak istediği battaniye de tam olarak bunu yapmasını söylüyorlardı…Ya da onun anladığı kadarı buydu. “Böyle bir an bir ömre bedel…”Koşarak, İzel’in ilk aydınlıkla dans ettiği sesinin duyulduğu parçayı açtı.

Her yükselen ton ile o sesin huzurdan birkaç saniye önceki an olmasına koşullandığı kısa mesaj notaları da İzel’in sesine eşlik etmekteydi. Dışarıya çıkıp o bankta sokak lambalarının işi bitinceye dek oturması gerektiğini düşünüyordu. Düşünmek, yapmanın epeyce büyük bir öz alt kümesiydi o günlerde. Ya da camı açıp, hemen önlerinden geçen otobana doğru anlamlı anlamsız sevgi sözcüklerini haykırmak da. Elbette bu bir öz alt küme değildi ama öz alt kümesi aynı olan bir başka eylemdi. Az önce izlediği filmde “sanat” diyeceği kılıç düellosuna ev sahipliği yapan toprağa düşen yapraklarla gözlerini kapatmış, ince belli bardağın dumanıyla bankta oturmuş, çarşıda görüp bağdaş kurup oturmak için aldığı döşeğiyle camdan avazı çıktığı kadar göğsünün ortasına huzur pompalayan kelimeleri sıralamış, epeyce ince olduğu için ısıtmamasına rağmen yatağına mutlaka her gece soktuğu battaniyesiyle gözlerini tekrar açmıştı. Bu hissi ömrü boyunca bir daha hissedemeyeceğini o gün tam da o an ve tam da o yerdeyken bilmiyordu henüz..

Şimdi sabahın çoktan olduğu ve yorganın tamamını karşı tarafın üzerine aldığı bir yatakta uyanıyordu. Sol tarafına baktı..Umutsuzca başını sallayarak sessizce doğruldu. Yan tarafındaki komidinin üzerindeki sigarasına, öğrenciyken hep sahip olmak istediği ahşap, büyük İskandinav giysi dolabına, turistlere epeyce pahalı fiyatlardan satılan işleme kilime ve üzerinde kötü çizilmiş bir yavru kedi bulunan yumuşak terliklere göz gezdirdi… “Dört yıl..Dört parça” diye geçirdi içinden. Yan tarafında, yorganın bir kısmını iade etmek istercesine hareket oldu. Gözlerini mahmurlaşarak açtığını gördü.. “Gelsene..” diye de bir fısıldama. Etrafına bir daha baktı adam.. “Kahve içip çıkmam gerekiyor..Geç kaldım..”

29 Ekim 2009 Perşembe

11 Ekim 2009 Pazar

Pazar Şarkısı (Something Special...)

bu pazar özel bir şey yapmak istedim..Aslında aklımda pek sevdiğim bir yabancı parça vardı lakin eve geldiğimde çılgınlar gibi bunları izlemek istedim..

neden özel derseniz, şu şu şu diye listeyi önünüze koyamam. Bu dizi yayınlandığı vakitler İzmit'te öğrenci idim. Ev arkadaşım ve ben bu dizinin bir bölümünü izlemiş ve hayran kalmıştık..Öyle ki, dizifilm.com a üye olmamın, her perşembe, "bu gece yalancı yarim var çıkamam" deme müsebbibim olmuştu..


İlerleyen bölümlerde artık izleyen sayısı çok düşmüştü ama ben hala ve hala her bölümünü büyük merakla izliyordum.. Burada, ağdalı aşk lafları yoktu, zengin konakta geçen entrikalar yoktu, ağam paşam kıvamı yoktu, vurdu kırdı yoktu..aşk vardı. hem de hayatın içinden biçimde. yani nasıl denir bilemiyorum bir çok dizi veya film izlenir ama hayatın akışında oradaki olaylarla karşılaşmak pek nadirdir. o dili kullanan gerçek hayat inanları çok azdır. bu dizi öyle bir şeydi ki, gerçek hayatın bir çok noktasında karşılaşılabilirdi.. sıradan ve basit sözlerdi senaryodakiler, diyaloglar sadece "sıradan"dı. gerçek bir sehl-i mumteni idi aslında senaryosu..



Öyle ki, artık izleyen kitlesi iyice azalmasına rağmen, elde avuçta kalmış bir kaç hayranının ısrarları ile final yapmadan bitmemesi kararlaştırıldı dizinin. Sezon ortasında izlenen bu sahneden sonra, gerçek final olmadan bu dizinin ve karakterlerin ömrünün sonlanması büyük üzüntü verecekti..



Sözlük başta olmak üzere, televizyon dünyasının "bilmiş" kişileri diziyi epeyce eleştiriyordu "bir bıraktım 10 bölüm sonra hala aynı yerde" konusu altında. Gidin yaprak dökümünü seyredin lan ne diyeyim diye geçiriyordum içimden zaman zaman. Bir avuç izleyicisi ile sessiz sakin yoluna devam eden bir yapımdan size ne. Zaten izlemiyorsunuz ki. FAkat yine sözlük başta olmak üzere bir kaç yerde de diziyi izleyenler yıllaaaar yllar sonra bir yerli yapımın yetmişler yeşilçamı modunu yakaladığında hemfikirdi.. Gerçek bir yeşilçam romantik komedisi izlemek nasıl keyif verirse ve yetmişlerin yeşilçam yapımları nasıl ki absürd olmasına rağmen hissedilen "samimiyeti" yakalıyorsa bu dizi de yakalıyordu onu. hem de tam ve kesin anlamıyla. ingilizce bir kelime daha iyi oturabilir buraya belki. "exactly!"



"Bende numara çoook...."
bu bölüm yayınlandığı vakitler malum olayın olduğu vakitlerdi ve ben bir düğüne gitmek için hazırlık yapıyordum evde. Çıkmak üzereyken televizyondan haberi aldığım o anı unutmam herhalde pek mümkün değildir hayatım boyunca. bu nasıl bir kaderdir ki, her türlü yayından kaldırılacagı düşünülen bir dizi az sayıda kişinin ısraları sonucu biraz daha uzatılır ve tam da gerçekten bitmesine dört bölüm kalmışken can karakteri canını bırakır...

Mevzubahis olay hakkında pek fazla yazmak istemiyorum. Zaten sözlüğe dizi hakkında en çok yazan kişiyim ama o olay meydana geldikten sonra ketumlaşıp kaldım adeta.. bir güzel sabahın romantik, komik, içten diyaloglarını bu dizide bulabiliyordum..Şuradaki telefon açmanın samimiyetini va diyalogların reelliğinin altındaki duyguyu mükemmel verişini ise hep sevmişimdir.. Klasik.. "Allakım allakım" telaffuzuna rağmen :)



bu dizinin tüm bölümleri youtube da var. kendinize bir iyilik yapın ve bu pazar kahvaltıdan sonra herhangi bir bölümünü izleyin (favorim 20. bölümdür:)). eğer pazar günü samimiyetine yakıştıramıyorsanız bir daha da bu bloga uğramamanızı tavsiye ederim.. Herkese günaydın, işte pazar şarkınız..

9 Ekim 2009 Cuma

Aradım Aradım Bulamadım #8

Selam olsun dağa taşa, Bolu beyine ey dostlar. Kaf dağından esip gelen bu rüzgarın getirdiği analytics Eylül ayı raporuyla karşınızdayım efenim. Buyrunuz 32 kısım tekmili birden, alaylarla kaf dağına hareket...

porno izleyen adam: Nefis bir alternatif James bond filmi ismi. Bir de klasik şarkıdan notaları yedirdiğimiz aynı isimli açılış parçasını da yaptırdık mı birilerine tamamdır!

"bebek starbucks'a tekneyle yaklaşmak" : yeminle bambaşkaymışsın. Bebek Starbucks tabelasında da "tekneye servis" yazıyor zaten. Tekneyi çekiyorsun ortama, Latte, sütlü olsun dersin. hatta ve hatta sen "kafe leyt" diye okursun onu. Bir de benden duymuş olma ama "menünüz büyük seçim olsun muuuuuuuu" diye soruyorlarmış bebek şubesindekiler. oysa ki starbucks ta blueberry morning veya en şahane colombian supremo gibi kahveleri pek bulamazsın. işte orası da kahve için değil tekneyle yanaşmak için olan bir yer zaten.

ah aydınlıklardan uzaktayım diyen şair: Orhan Veli Kanık...

aromalı seks porno: Aromalı mı? Sanırım bal döküp yalanan filmlerden arıyorsun. Gerçi şimdilerde cinsellikle ilgili bir çok nesneye "aroma" kavramını kattı pazarlamacılar. Çilekli prezervatiften, nepal esintili sütyene kadar. (Tamam nepal esintili sütyen kavramını şimdi uydurdum:)))

basmalı sex pornoları: Pekala "Sex Pornosu" ve "Michael Jackson Şarkıcısı" nitelemeleri arasındaki on farkı bulunuz oyunumuz başlamıştır efenim. Basmalı derken sevgili arayıcım köylü güzeli formatlı pornoları mı kastettin acaba?

bimber gece: Cek binbır'ın hakim hakstıbılı bir gecelik casusluk için para ile satın almasını ve kırmızı fener derneğini içeriden yıkma çalışmalarını konu alan bu yapımı neden izlemek istedin ki azizim. Hakim hakstıbıl 150.000 dolar karşılığnda o kara geceyi yaşatmıştı ortama. yaa yaaa

bu listede 35 şarkı var: bir insan neden böyle bir arama yapar merak içerisindeyim.

canım güzel porno filmi izlemek istiyom: Egeli misin? yoksa kral tv ye başı ayrı kıçı ayrı cümlelerle sms gönderenlerden biri misin?

çocuk annesini götden sidi visidi: Uzun süredir beynine kan gitmediğini varsayıyorum sevgili arayıcım.

dharma & greg yerli versiyon şebnem dönmez: O dizinin ismi "Aslı ile kerem"di sevgili arayıcım. Hatta ek bilgi olarak oyuncu kadrosunda Ozan Güven, Demet Evgar ve İlker Ayrık gibi isimlerin de olduğunu belirtmek isterim.

Edirneli orospuları listele: Evet google da hemen excel dosyası olarak listeyi gönderiyor size. Her satır bir adet isim, bir adet soyisim, bir adet telefon numarası, bir adet adres, bir adet yaş, bir adet fotoğraf linki (excel de kurbağlı olan görünüyormuş) barındırıyormuş listede. ama beğenmezseniz "seçimi daralt" diyerekten şahin K.'nın şu repliği baz alınarak, detaylı bir algoritma kullanılarak yeni bir liste oluşturulabiliyor Google'da. Wave davetiyesi olanlar yapabiliyormuş.

en kupon pornolar: Tek maçtan yatıyorlaaaaaaaaaaaaaaaar.

erkekler ayrılığın acısını eğlenerek mi unutmaya çalışırlar: that's absolutely rubbish!

fred ile bety sikiş resim taş devri: Her şeyi geçtim ama neden resim sevgili arayıcım ha neden resim? Artık günümüze insanlar porno için kısa filmleri bile beğenmezken neden hala resim..bu retro yanını (ki daha taş devrine kadar retrolaşmışsın) takdir etsem de taş devri isminden esinlenerek ilkel insanların taşlara, mağaralara çizdiği resimler gibi bir şey arıyor olma ihtimalin beni korkutuyor.

gs çıldırın diye değiştirdiği marş orjinali: bkz=> sos cagon

kötülerin kıh kıh diye gülen adamı: dred barron. Ayrıca can insan poetastere havale ediyorum seni.

la rabia ne demek: film öfke diye çevrilmişti ama gerçekten öfke mi demek bilmiyorum sevgili arayıcım. Senin için araştırdım "kuduz" demekmiş.

marlboro light nasıldır: Marlboro light iyiydi de çevrei kötüydü

orospular bilecikte: Bu bilgi için tüm blog okurları olarak ve yazar olarak da tüm kişiliklerim sana minnettarız! dünyaya yaptığın bu katkıdan ötürü sadece saygıyla eğilmek istiyoruz önünde.

pazarla ilgili şarkı: Sanırım gelinebilecek en yararlı adreslerden birine ulaştın bu konuda. Tabi pazar derken Salı pazarı, ulus pazarı, cuma pazarı gibi yerleri kastetmiyorsan klşadsfksdlaşkf

sevimli hırsız çizgi film linkleri rapid: ben de çok aradım vakti zamanında ama bulamadım be arayıcım. "Where in the world is Carmen Sandiego" olarak aratırsan sevimli hırsız yerine daha ilerlemiş olursun diye tahmin ediyorum arama çalışmalarında.

teletabiler nasıl kurulur: hemen anlatayım. Setup.exe çift tıklıyorsun. Install/next/next/next/finish. yaa yaa

ton ve jerry dizisi: Peki sevgili arayıcım bir ton jerry mi daha ağırdır yoksa bir ton pamuk mu. peki bir ton bir ton daha ne eder? Önce bunları cevapla sonra aramanı yap derim ben. yaaa yaaa