Selam olsun dağa taşa, Bolu beyine ey dostlar. Kaf dağından esip gelen bu rüzgarın getirdiği analytics Eylül ayı raporuyla karşınızdayım efenim. Buyrunuz 32 kısım tekmili birden, alaylarla kaf dağına hareket...
porno izleyen adam: Nefis bir alternatif James bond filmi ismi. Bir de klasik şarkıdan notaları yedirdiğimiz aynı isimli açılış parçasını da yaptırdık mı birilerine tamamdır!
"bebek starbucks'a tekneyle yaklaşmak" : yeminle bambaşkaymışsın. Bebek Starbucks tabelasında da "tekneye servis" yazıyor zaten. Tekneyi çekiyorsun ortama, Latte, sütlü olsun dersin. hatta ve hatta sen "kafe leyt" diye okursun onu. Bir de benden duymuş olma ama "menünüz büyük seçim olsun muuuuuuuu" diye soruyorlarmış bebek şubesindekiler. oysa ki starbucks ta blueberry morning veya en şahane colombian supremo gibi kahveleri pek bulamazsın. işte orası da kahve için değil tekneyle yanaşmak için olan bir yer zaten.
ah aydınlıklardan uzaktayım diyen şair: Orhan Veli Kanık...
aromalı seks porno: Aromalı mı? Sanırım bal döküp yalanan filmlerden arıyorsun. Gerçi şimdilerde cinsellikle ilgili bir çok nesneye "aroma" kavramını kattı pazarlamacılar. Çilekli prezervatiften, nepal esintili sütyene kadar. (Tamam nepal esintili sütyen kavramını şimdi uydurdum:)))
basmalı sex pornoları: Pekala "Sex Pornosu" ve "Michael Jackson Şarkıcısı" nitelemeleri arasındaki on farkı bulunuz oyunumuz başlamıştır efenim. Basmalı derken sevgili arayıcım köylü güzeli formatlı pornoları mı kastettin acaba?
bimber gece: Cek binbır'ın hakim hakstıbılı bir gecelik casusluk için para ile satın almasını ve kırmızı fener derneğini içeriden yıkma çalışmalarını konu alan bu yapımı neden izlemek istedin ki azizim. Hakim hakstıbıl 150.000 dolar karşılığnda o kara geceyi yaşatmıştı ortama. yaa yaaa
bu listede 35 şarkı var: bir insan neden böyle bir arama yapar merak içerisindeyim.
canım güzel porno filmi izlemek istiyom: Egeli misin? yoksa kral tv ye başı ayrı kıçı ayrı cümlelerle sms gönderenlerden biri misin?
çocuk annesini götden sidi visidi: Uzun süredir beynine kan gitmediğini varsayıyorum sevgili arayıcım.
dharma & greg yerli versiyon şebnem dönmez: O dizinin ismi "Aslı ile kerem"di sevgili arayıcım. Hatta ek bilgi olarak oyuncu kadrosunda Ozan Güven, Demet Evgar ve İlker Ayrık gibi isimlerin de olduğunu belirtmek isterim.
Edirneli orospuları listele: Evet google da hemen excel dosyası olarak listeyi gönderiyor size. Her satır bir adet isim, bir adet soyisim, bir adet telefon numarası, bir adet adres, bir adet yaş, bir adet fotoğraf linki (excel de kurbağlı olan görünüyormuş) barındırıyormuş listede. ama beğenmezseniz "seçimi daralt" diyerekten şahin K.'nın şu repliği baz alınarak, detaylı bir algoritma kullanılarak yeni bir liste oluşturulabiliyor Google'da. Wave davetiyesi olanlar yapabiliyormuş.
en kupon pornolar: Tek maçtan yatıyorlaaaaaaaaaaaaaaaar.
erkekler ayrılığın acısını eğlenerek mi unutmaya çalışırlar: that's absolutely rubbish!
fred ile bety sikiş resim taş devri: Her şeyi geçtim ama neden resim sevgili arayıcım ha neden resim? Artık günümüze insanlar porno için kısa filmleri bile beğenmezken neden hala resim..bu retro yanını (ki daha taş devrine kadar retrolaşmışsın) takdir etsem de taş devri isminden esinlenerek ilkel insanların taşlara, mağaralara çizdiği resimler gibi bir şey arıyor olma ihtimalin beni korkutuyor.
gs çıldırın diye değiştirdiği marş orjinali: bkz=> sos cagon
kötülerin kıh kıh diye gülen adamı: dred barron. Ayrıca can insan poetastere havale ediyorum seni.
la rabia ne demek: film öfke diye çevrilmişti ama gerçekten öfke mi demek bilmiyorum sevgili arayıcım. Senin için araştırdım "kuduz" demekmiş.
marlboro light nasıldır: Marlboro light iyiydi de çevrei kötüydü
orospular bilecikte: Bu bilgi için tüm blog okurları olarak ve yazar olarak da tüm kişiliklerim sana minnettarız! dünyaya yaptığın bu katkıdan ötürü sadece saygıyla eğilmek istiyoruz önünde.
pazarla ilgili şarkı: Sanırım gelinebilecek en yararlı adreslerden birine ulaştın bu konuda. Tabi pazar derken Salı pazarı, ulus pazarı, cuma pazarı gibi yerleri kastetmiyorsan klşadsfksdlaşkf
sevimli hırsız çizgi film linkleri rapid: ben de çok aradım vakti zamanında ama bulamadım be arayıcım. "Where in the world is Carmen Sandiego" olarak aratırsan sevimli hırsız yerine daha ilerlemiş olursun diye tahmin ediyorum arama çalışmalarında.
teletabiler nasıl kurulur: hemen anlatayım. Setup.exe çift tıklıyorsun. Install/next/next/next/finish. yaa yaa
ton ve jerry dizisi: Peki sevgili arayıcım bir ton jerry mi daha ağırdır yoksa bir ton pamuk mu. peki bir ton bir ton daha ne eder? Önce bunları cevapla sonra aramanı yap derim ben. yaaa yaaa
cumartesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cumartesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ekim 2009 Cuma
5 Eylül 2009 Cumartesi
On James Bond Şarkısı
Merhabalar efenim. haftasonuna girip yazdan çıkmamız gerektiğini de bize hatırlatan bir eylül cumartesisinden iyi gnüler diliyorum. bu günkü konumuz on şarkı serisine dahil olarak hazırladığım nacizane on adet James bond filmi şarkısı. Bilirsiniz James bond kendi içinde bir kültürdür. Silahlı açılışından, içtiği içkinin hazırlanışına, bond kızlarına kadar. O kültürün önemli bir parçası da filmlerin açlış kısmına eşlik eden ve genellikle filmle aynı ismi taşıyan, tadından yenmez parçalardır. İşte bugün bu konuda kendi listemi yazacağım High Fidelity'deki john cusack edalarında. gerçeği söylemek gerekirse on şarkıya düşürmek çok zor oldu. özellikle içim kıyılarak elediğim son üç şarkı için üzüldüm. bunların da adını anmak istiyorum başlamadan, Chris Cornell - you Know My Name, Sheryl Crowe - Tomorrow never Dies, Louis Armstrong - We Have All The Time in The World, son elediğim parçalardı üzülerek. Neyse efenim öncelikle yarışma dışı olarak James Bond serilerinin ünlü müziğini koyalım. The Monty Norman Orchestra yapımı bu klasik müziği duymadan bir bond filmi izlenemez. The Monty Norman Orchestra hüzzam makamından söylüyor James Bond Theme;
Ve Listeye geçelim.
10- Moonraker: James bond rolünde Roger Moore'u izlediğimiz ve gelmiş geçmiş en kötü Bond filmlerinden biri olan moonraker'ın şarkısı ise aksi biçimde en iyilerden biridir. Shirley Bassey, seslendirdiği üç Bond şarkısıyla da listeye girdi. onlardan biri de Moonraker. 11. bond filminin açılış şarkısını Mahurbuselik makamından Shirley Bassey seslendiriyor. "where are you, why do you hide.." Moonraker.
9- You Only Live Twice: Sean Connery'i bond rolünde izlediğimiz bu filmde, James bond fake bir olayla ölür ve çok gizli görevine başlayarak üçüncü dünya savaşının başlamasını engellemeye çalışır. Uzakdoğulu güzellerin bond kzı olduğu bu filmin açılış parçası da epeyce etkileyicidir. Nancy Sinatra bu parçayı seslendirerek bizleri yine damardan vurur. Sultanihüzzam makamından Nancy sinatra seslendiriyor; "you only live twice or so it seems, one life for yourself and one for your dreams."
8- Diamonds Are Forever: Shirley Bassey'in listeye giren ikinci parçası. O günlerden günümüze bazı kadınların mottosu olagelmiş "diamonds are forever a girl's best friend" laflarının kaynağı ve aynı isimli yine en gudik James bond filmine ait parça. Nedense Gudik Bond filmlerinin şarkıları çok güzel olmuş. Shirley Bassey Acemaşiran makamından söylüyor
"diamonds are forever,
they are all i need to please me,
they can stimulate and tease me,
they won't leave in the night,
i've no fear that they might desert me."
7- Never Say Never Again: Filmde Sean connery Bond rolüne geri dönmüştür lakin bond filmi olarak ciddiye alınmaz zira Thunderball'ın yeniden çevrimidir. Lani Hall Bestenigar makamından seslendiriyor "Never say never again.."
6- A View To A kill: Bazılarına göre en kötü Duran Duran parçası bazılarına göre ise en iyi. bunun bir ortası yok. Aynı isimli bond filmi için yaplan bu parça müzikal anlamda kötü iyi tartışmaları bir yana listelerde uzun süre zirvede kalan tek Bond parçasıdır. Ben bu şarkıyı sevenlerin tarafındayım ki listeye altı numaradan aldım..Duran Duran Gerdaniye makamından seslendiriyor efenim
"meeting you with a view to a kill
face to faces, secret places, feel the chill"
5- Nobody Does it Better: Efenim geldik ilk beşe. Şunu baştan söyleyeyim ki bu beş şarkıyı beğenememek gibi bir şeyi kati surette kabul eylemiyorum. Neye efenim yine üstte değindiğim gibi, çok ama çok kötü bir Bond filmine mükemmel bir parça serisinden bir başka örnek bu da. The Spy Who Loved me'nin açılışında dinlediğimiz Carly Simon imzalı bu eser kesinlikle muazzam bir parça. Filmin açılışının dışında kesinlikle hiç bir şeyi güzel değildir. ama o açılış ve mükemmel parça...Carly Simon Ferahnak makamından seslendiriyor;
"nobody does it better
makes me feel sad for the rest
nobody does it half as good as you
baby you're the best"
4- Goldeneye: Efenim geldik dört numaraya. İçinde gold kelimesi geçen bond filmleri hem güzel hem de açılış şarkıları da güzel oluyor. Olmuş. Onlardan biri, yanılmıyorsam listeye giren en yakın tarihli bond filmi de olan Goldeneye isimli parça. Film için de derin görüş ayrılıkları var. Bazılarına göre ortalamanın epey üzerinde bir Bond filmiyken bazılarına göre ise oldukça kötü. ben ortalamanın üzerinde olduğunu düşünüyorum Goldeneye'ın. Pierce Brosnan'ın da bond olarak yer aldığı en iyi film bu bence. Öte yandan elbette ki açılış şarkısında tina turner'ın divalaşmasını da unutmamalıyız. Tina Turner Goldeneye şarkısına, kendine tekrar tekrar hayran bırakarak hayat vermiş. Ayrca en başarılı açılış jeneriği de bu filmdedir bence. Tina Turner Dügah makanımdan seslendiriyor;
"see reflections on the water
more than darkness in the depths
see him surface and never a shadow
on the wind i feel his breath"
3- Goldfinger: film olarak bir çok kişiye göre gelmiş geçmiş en iyi James bond filmidir Goldfinger. Ben de benzer görüşteyim. Belki en iyi diyemeyebiliriz ama kesinlikle ilk üçtedir. Müzik ve açılış olarak Shirley Bassey hanımefendiyi tekrar sahneye alacağız. Bence en başarılı Bond şarkılarından biridir Goldfinger. Kadınları altına bulayıp öldüren, son derece zengin Goldfinger'ın haince planlarını yok etmek için görevinin başına geçen 007'yi zevkli bir macera bekler bu filmde. Özellikle tamamı hatunlardan oluşan Goldfinger uçuş filosu insanın ağzının suyunu akıtır. Ayrıca "Neden Sean Connery en iyi Bond" sorusunun cevabı da sadece bu filmi izleyerek verilebilir. Shirley Bassey Nevabuselik makamından seslendiriyor;
"goldfinger, he's the man, the man with the midas touch
a spider's touch
such a cold finger beckons you to enter his web of sin
but don't go in"
2- The Man with The Golden Gun: Ian flemings'in kitaplarından uyarlanan son bond filmi yamulmuyorsam. Ayrıca bu filmde Bond olarak Roger Moore'u görmeye başlarız. Soundtrack'i bir çok Bond filmi gibi şahanedir lakin Lula isimli hanımkızımızın seslendirdiği aynı isimli açılış parçası kendini daha ilk dinleyişte belli eder. Gelmiş geçmiş en iyi Bond şarkılarından biridir. Lula karcığar makamından söylüyor;
"he has a powerful weapon
he charges a million a shot
an assassin that's second to none
the man with the golden gun"
1- Thunderball: E efenim açık arayla en iyi açılış şarkısı budur bence James bond filmlerinde. Müzikal anlamda çok çok ama çok üstündür. Tom Jones harikalar yaratmıştır. yıllar geçse de tekrar tekrar dinlenir gece gündüz.. Tom jones nihavend makamından seslendiriyor;
"he always runs while others walk
he acts while other men just talk.
he looks at this world, and wants it all,
so he strikes, like thunderball."
Son olarak Trt 4 spikerlerine sevgiler göndererek iyi günler diliyorum efenim..
Ve Listeye geçelim.
10- Moonraker: James bond rolünde Roger Moore'u izlediğimiz ve gelmiş geçmiş en kötü Bond filmlerinden biri olan moonraker'ın şarkısı ise aksi biçimde en iyilerden biridir. Shirley Bassey, seslendirdiği üç Bond şarkısıyla da listeye girdi. onlardan biri de Moonraker. 11. bond filminin açılış şarkısını Mahurbuselik makamından Shirley Bassey seslendiriyor. "where are you, why do you hide.." Moonraker.
9- You Only Live Twice: Sean Connery'i bond rolünde izlediğimiz bu filmde, James bond fake bir olayla ölür ve çok gizli görevine başlayarak üçüncü dünya savaşının başlamasını engellemeye çalışır. Uzakdoğulu güzellerin bond kzı olduğu bu filmin açılış parçası da epeyce etkileyicidir. Nancy Sinatra bu parçayı seslendirerek bizleri yine damardan vurur. Sultanihüzzam makamından Nancy sinatra seslendiriyor; "you only live twice or so it seems, one life for yourself and one for your dreams."
8- Diamonds Are Forever: Shirley Bassey'in listeye giren ikinci parçası. O günlerden günümüze bazı kadınların mottosu olagelmiş "diamonds are forever a girl's best friend" laflarının kaynağı ve aynı isimli yine en gudik James bond filmine ait parça. Nedense Gudik Bond filmlerinin şarkıları çok güzel olmuş. Shirley Bassey Acemaşiran makamından söylüyor
"diamonds are forever,
they are all i need to please me,
they can stimulate and tease me,
they won't leave in the night,
i've no fear that they might desert me."
7- Never Say Never Again: Filmde Sean connery Bond rolüne geri dönmüştür lakin bond filmi olarak ciddiye alınmaz zira Thunderball'ın yeniden çevrimidir. Lani Hall Bestenigar makamından seslendiriyor "Never say never again.."
6- A View To A kill: Bazılarına göre en kötü Duran Duran parçası bazılarına göre ise en iyi. bunun bir ortası yok. Aynı isimli bond filmi için yaplan bu parça müzikal anlamda kötü iyi tartışmaları bir yana listelerde uzun süre zirvede kalan tek Bond parçasıdır. Ben bu şarkıyı sevenlerin tarafındayım ki listeye altı numaradan aldım..Duran Duran Gerdaniye makamından seslendiriyor efenim
"meeting you with a view to a kill
face to faces, secret places, feel the chill"
5- Nobody Does it Better: Efenim geldik ilk beşe. Şunu baştan söyleyeyim ki bu beş şarkıyı beğenememek gibi bir şeyi kati surette kabul eylemiyorum. Neye efenim yine üstte değindiğim gibi, çok ama çok kötü bir Bond filmine mükemmel bir parça serisinden bir başka örnek bu da. The Spy Who Loved me'nin açılışında dinlediğimiz Carly Simon imzalı bu eser kesinlikle muazzam bir parça. Filmin açılışının dışında kesinlikle hiç bir şeyi güzel değildir. ama o açılış ve mükemmel parça...Carly Simon Ferahnak makamından seslendiriyor;
"nobody does it better
makes me feel sad for the rest
nobody does it half as good as you
baby you're the best"
4- Goldeneye: Efenim geldik dört numaraya. İçinde gold kelimesi geçen bond filmleri hem güzel hem de açılış şarkıları da güzel oluyor. Olmuş. Onlardan biri, yanılmıyorsam listeye giren en yakın tarihli bond filmi de olan Goldeneye isimli parça. Film için de derin görüş ayrılıkları var. Bazılarına göre ortalamanın epey üzerinde bir Bond filmiyken bazılarına göre ise oldukça kötü. ben ortalamanın üzerinde olduğunu düşünüyorum Goldeneye'ın. Pierce Brosnan'ın da bond olarak yer aldığı en iyi film bu bence. Öte yandan elbette ki açılış şarkısında tina turner'ın divalaşmasını da unutmamalıyız. Tina Turner Goldeneye şarkısına, kendine tekrar tekrar hayran bırakarak hayat vermiş. Ayrca en başarılı açılış jeneriği de bu filmdedir bence. Tina Turner Dügah makanımdan seslendiriyor;
"see reflections on the water
more than darkness in the depths
see him surface and never a shadow
on the wind i feel his breath"
3- Goldfinger: film olarak bir çok kişiye göre gelmiş geçmiş en iyi James bond filmidir Goldfinger. Ben de benzer görüşteyim. Belki en iyi diyemeyebiliriz ama kesinlikle ilk üçtedir. Müzik ve açılış olarak Shirley Bassey hanımefendiyi tekrar sahneye alacağız. Bence en başarılı Bond şarkılarından biridir Goldfinger. Kadınları altına bulayıp öldüren, son derece zengin Goldfinger'ın haince planlarını yok etmek için görevinin başına geçen 007'yi zevkli bir macera bekler bu filmde. Özellikle tamamı hatunlardan oluşan Goldfinger uçuş filosu insanın ağzının suyunu akıtır. Ayrıca "Neden Sean Connery en iyi Bond" sorusunun cevabı da sadece bu filmi izleyerek verilebilir. Shirley Bassey Nevabuselik makamından seslendiriyor;
"goldfinger, he's the man, the man with the midas touch
a spider's touch
such a cold finger beckons you to enter his web of sin
but don't go in"
2- The Man with The Golden Gun: Ian flemings'in kitaplarından uyarlanan son bond filmi yamulmuyorsam. Ayrıca bu filmde Bond olarak Roger Moore'u görmeye başlarız. Soundtrack'i bir çok Bond filmi gibi şahanedir lakin Lula isimli hanımkızımızın seslendirdiği aynı isimli açılış parçası kendini daha ilk dinleyişte belli eder. Gelmiş geçmiş en iyi Bond şarkılarından biridir. Lula karcığar makamından söylüyor;
"he has a powerful weapon
he charges a million a shot
an assassin that's second to none
the man with the golden gun"
1- Thunderball: E efenim açık arayla en iyi açılış şarkısı budur bence James bond filmlerinde. Müzikal anlamda çok çok ama çok üstündür. Tom Jones harikalar yaratmıştır. yıllar geçse de tekrar tekrar dinlenir gece gündüz.. Tom jones nihavend makamından seslendiriyor;
"he always runs while others walk
he acts while other men just talk.
he looks at this world, and wants it all,
so he strikes, like thunderball."
Son olarak Trt 4 spikerlerine sevgiler göndererek iyi günler diliyorum efenim..
2 Ağustos 2009 Pazar
Aradım Aradım Bulamadım #6
Sevgili okuyucular ve canımın içi arayıcılar. Google analytics gurula temmuz raporunu sunuyor. En son yazdığım analytics yazısının üzerinden kısa süre geçmiş olmasına rağmen yaz ateşiyle kavrulmuş kafaların güzelliğinin aramalara etkisini görünce dayanamadım.
bihter gömlekleri: işte sahalarda görmek istediğimiz kadınlar. Bihterin, sezon finalindeki baştan çıkarıcı gömleğini giyin giydirin! O değil de kış gelsin de Robin Scherbatsky kazağı gibi kazaklar giysin kadınlar diye hayaller kurmaktayım içimden.
teletabilerin hikayesini dinlemek isterim: Genelde arama rapolarında küfür kıyamet gırla olduğu için bu arama çok zarif geldi bana. Sevgili arayıcım, hep böyle kal olur mu? Lütfen..
1997 de burç ne vardı 8 mayıs: Sevgili boğa burcu arayıcım, görüyorum ki burçların tarihlerinin her yıl değiştiğini düşünüyorsun. Sana bir bilgi vermek isterim, 8 mayıs sonsuza kadar boğa burcu olarak kalacak. yıkıldın değil mi?
al eline porno: Al eline kuponu, ara nalkaponu canım benim.
aşkı memnu bihter behlül oteldeyken: Sevişeceklerdi. Bu kadar dolambaçlı yazacağına sevişmek kelimesini kullanmaktan neden çekindiğini merak etmekteyim. Sevişmek kelimesini kullanmaktan neden bu kadar çekiniliyor acaba? merak ettim google a soracam şimdi ben de.
beyaban, bağıran yaşı gözümde bednam salmış: offf offf ki ne off. yanlış anlaşılmış şarkı sözlerine bir ekleme daha yapılacak aramalardan. Bağıran değil o "baran" olacak sevgili arayıcım. Beyaban çöl, baran yağmur, bednam kötü ün, ahval ise hal demek diye hatırlatarak mevzubahis parçadaki şu dörtlüğün anlamını artık çıkarabileceğini ümit ediyorum. Öperim
"beyabân, bârânın yaşı gözümün özü bednam salmış hüzünümün yüzü gülsün.
ahval'im suskun, dokunan bana mendil tutsun.
beyabân, fırtınan beni kavurur göz yaşın kum olur dağılır
kumuna tozuna karışır biraz merhamet eyle etme.. eyleme.."
beğenimi kazanmıştır: google ı son derece yüksek yapay zekalı bir arama motoru olarak görüyorsunuz sanırım. beğenimi kazanmıştır yazarak, bakalım neyin beğenimi kazandığını bulabilecek misin aptal google nioooahahah şeklinde mi yazdınız bilmiyorum. Diğer türlüyse bu fetişe girer. Google a beğenimi kazanmıştır yazarak insanların neyi beğenip beğenmediği konusunda istatistik hazırlıyorsunzu sanırım.
bihter ve behlülün otele gittiği an: tam o esnada boşaldın sanırım sevgili arayıcım.
birbirinin götünü elleyen sevgililer: sdklşafklşsdaklşf sdklşfklşasd oyh sdklşfasdlş.
buhar türbinlerinin trip etmesi nelere bağlıdır: Cansın. google a soru soruyorsun bir kere. ikincisi, şişirme cv yaparak işe girmişssin ve konuya dair hiç bir şey bilmemene rağmen kotarmaya çalışıyorsun. Kolay gelsin sevgili arayıcım. Nasıl sigorta yaptılar mı?
cek noris filmi: Lan olm!....
edirneye izmitten hangi otobüsle giderim: Sevgili arayıcım tam yerine gelmişssin aslında ama doğru posta gidemedin muhtemelen. Bu sorunun cevabı olabilecek bir yazı yazmamış olmama rağmen altı yıl boyunca izmitte okuyan ve memleketi de Edirne olan bir insan olarak şunu söyleyebilirim; Önce İstanbul a oradan da İzmit'e geçmek en makul çözüm. Direk olarka otobüs yok. Varsa da seni otobanın kenarında indirip çekip giderler. Çünkü başka yere giden ve İzmit, sadece yolu üzerinde olan sefer yapıyordur. Sen önce İstanbul oradan da İzmit'e git.
en ufak tefek orospu: En ufak tefek nasıl oluyor acaba? Olm süper fantezileriniz var lan sizin. Ben hiç böyle fantezi kurmayı beceremiyorum.
erkek kız kardeşini seviş me iknası: Buradaki yazımı dikkatle incelemek gerek. öncelikle virgül kullanmayı bilmemenin insanı ne durumlara sokabileceği görülüyüro. erkek kız kardeşini kelimeleri arasında virgül olmayınca, kız kardeşin erkek olduğu anlamı çıkıyor ki bunun çözümü google da değil nükleer tıptadır stygbhj. Sonra sevişme kelimesinde olumsuzluk eki olarak da algılanabilecek me yi ayrı yazma durumu var. yaklaşık olarak 3845438 anlama gelebilecek bu arama ile google ın milyarlarca sonuç çıkardığını varsayıyorum ve bunun içinde benim blogumun hangi ahval ve şeraitte bulunduğunu merak ediyorum.
eylül ile bihterin sevişme sahnesini baştan sona izle: Tamam izlerim de...Eylül kim lan?
girl ejakülasyon: mükemmel türkilizce aramandan ötürü, sana Altın Dil balığı ödülünü vermek istiyorum sevgili arayıcım.
hande lüleburgazda oturur: sdklfasdfasfkl. Google da bunun üzerine "sağol abi öğrendiğim iyi oldu. Şimdi ağzına sıçtım onun" mu dedi acaba?
hatunalar: Yahu tamam çok fazla şey yazmayayım beceremiyorum mantığındasınız da, bir kelimelik aramayı da yanlış yazıyorsunuz be arkadaş.
hotsextube 23. yaş.com: bu kombinasyonla istediğin her şeyi bulursun bence.
i watch you walk away how i met your: Ya...En sevdiğim How I Met your Mother bölümünde çalınan, gelmiş geçmiş en şahane dizi şarkısını aramışsın. Hem de diziyi referans vererek. Mevzubahis şarkı You Don't Know me. bir çok kişi söyledi ama dizide Michael Buble söylüyor. "Drumroll, please" isimli ilk sezonun 13. bölümü. cansın ya. tanışalım sdklfklşsadklş
ilk orospu oluşum: İlk orospu oluşum milattan önce 680 yılında gerçeklenmiş. Yapılanmada hiyerarşi piramit biçimindeyken, modern üretim bandı.....
İşte benim orospum: İşte bu be işte bu!
orospu chan in ve cedric içinde oldu video: sdklfsdkjfklasdfsdk. Chen'in nazlanması artık halkta infial yaratmış durumda. Chan artık süründürme bu çocuğu ya!
Robin Scherbatsky bacak boyu: bacağı bırakın kazağa bakın yahu! Robin'in giydiği kazakların bir tek ben mi hastasıyım?
teletabi hangi kanalda v e kaçta: Çabuk cevap ver google. Çabuk lan it!
that gloomy girl who sighs a lot: :) Besbelli ki Mai'yi arıyorsun. Mai'den çok bahsedilmese de, Azula'ya diklendiği an efsanedir ve gözlerimizden yaşlar süzülüp tüylerimiz diken diken olmuştur. "You miscalculated...I Love Zuko, more than i fear you!!!!" Allahım sana geliyoruuuum!
winamp ta şarkı dakikasını geriden ayarlama: Her raporda winamp hakkında yardımcı oldukça, yeni yeni sorular geliyor. Çok seviyorum sizleri. Sadece zaman göstergesinin üzerine tıklaman yeterli sevgili arayıcım.
Yalın: Şimdi bunun screenshotını aldım. göstermem lazım mutlaka. Dört kelime ne kadar farklı biçimde yazılabilir sorusunun cevabı olabilir çünkü. Aşağıya bakınız efenim.

yarramı ye fener şarkısı ajda pekkan: Sevgili arayıcım o şarkıyı ajda pekkan söylemiyor bildiğim kadarıyla. Beşiktaşlı taraftarlar söylüyor dklşsfkasdlşf. Ama orjinal yetmişlerdeki versiyonunu arıyorsan da, gönül turgut söylüyor. Şarkının ismi "üzüntüyü bırak yaşamaya bak". "üüüüüzüntüyüüüüüüü bırak, sen yaşaamaaana baak" diye söylenir. fener için opera melodisiyle :)
bihter gömlekleri: işte sahalarda görmek istediğimiz kadınlar. Bihterin, sezon finalindeki baştan çıkarıcı gömleğini giyin giydirin! O değil de kış gelsin de Robin Scherbatsky kazağı gibi kazaklar giysin kadınlar diye hayaller kurmaktayım içimden.
teletabilerin hikayesini dinlemek isterim: Genelde arama rapolarında küfür kıyamet gırla olduğu için bu arama çok zarif geldi bana. Sevgili arayıcım, hep böyle kal olur mu? Lütfen..
1997 de burç ne vardı 8 mayıs: Sevgili boğa burcu arayıcım, görüyorum ki burçların tarihlerinin her yıl değiştiğini düşünüyorsun. Sana bir bilgi vermek isterim, 8 mayıs sonsuza kadar boğa burcu olarak kalacak. yıkıldın değil mi?
al eline porno: Al eline kuponu, ara nalkaponu canım benim.
aşkı memnu bihter behlül oteldeyken: Sevişeceklerdi. Bu kadar dolambaçlı yazacağına sevişmek kelimesini kullanmaktan neden çekindiğini merak etmekteyim. Sevişmek kelimesini kullanmaktan neden bu kadar çekiniliyor acaba? merak ettim google a soracam şimdi ben de.
beyaban, bağıran yaşı gözümde bednam salmış: offf offf ki ne off. yanlış anlaşılmış şarkı sözlerine bir ekleme daha yapılacak aramalardan. Bağıran değil o "baran" olacak sevgili arayıcım. Beyaban çöl, baran yağmur, bednam kötü ün, ahval ise hal demek diye hatırlatarak mevzubahis parçadaki şu dörtlüğün anlamını artık çıkarabileceğini ümit ediyorum. Öperim
"beyabân, bârânın yaşı gözümün özü bednam salmış hüzünümün yüzü gülsün.
ahval'im suskun, dokunan bana mendil tutsun.
beyabân, fırtınan beni kavurur göz yaşın kum olur dağılır
kumuna tozuna karışır biraz merhamet eyle etme.. eyleme.."
beğenimi kazanmıştır: google ı son derece yüksek yapay zekalı bir arama motoru olarak görüyorsunuz sanırım. beğenimi kazanmıştır yazarak, bakalım neyin beğenimi kazandığını bulabilecek misin aptal google nioooahahah şeklinde mi yazdınız bilmiyorum. Diğer türlüyse bu fetişe girer. Google a beğenimi kazanmıştır yazarak insanların neyi beğenip beğenmediği konusunda istatistik hazırlıyorsunzu sanırım.
bihter ve behlülün otele gittiği an: tam o esnada boşaldın sanırım sevgili arayıcım.
birbirinin götünü elleyen sevgililer: sdklşafklşsdaklşf sdklşfklşasd oyh sdklşfasdlş.
buhar türbinlerinin trip etmesi nelere bağlıdır: Cansın. google a soru soruyorsun bir kere. ikincisi, şişirme cv yaparak işe girmişssin ve konuya dair hiç bir şey bilmemene rağmen kotarmaya çalışıyorsun. Kolay gelsin sevgili arayıcım. Nasıl sigorta yaptılar mı?
cek noris filmi: Lan olm!....
edirneye izmitten hangi otobüsle giderim: Sevgili arayıcım tam yerine gelmişssin aslında ama doğru posta gidemedin muhtemelen. Bu sorunun cevabı olabilecek bir yazı yazmamış olmama rağmen altı yıl boyunca izmitte okuyan ve memleketi de Edirne olan bir insan olarak şunu söyleyebilirim; Önce İstanbul a oradan da İzmit'e geçmek en makul çözüm. Direk olarka otobüs yok. Varsa da seni otobanın kenarında indirip çekip giderler. Çünkü başka yere giden ve İzmit, sadece yolu üzerinde olan sefer yapıyordur. Sen önce İstanbul oradan da İzmit'e git.
en ufak tefek orospu: En ufak tefek nasıl oluyor acaba? Olm süper fantezileriniz var lan sizin. Ben hiç böyle fantezi kurmayı beceremiyorum.
erkek kız kardeşini seviş me iknası: Buradaki yazımı dikkatle incelemek gerek. öncelikle virgül kullanmayı bilmemenin insanı ne durumlara sokabileceği görülüyüro. erkek kız kardeşini kelimeleri arasında virgül olmayınca, kız kardeşin erkek olduğu anlamı çıkıyor ki bunun çözümü google da değil nükleer tıptadır stygbhj. Sonra sevişme kelimesinde olumsuzluk eki olarak da algılanabilecek me yi ayrı yazma durumu var. yaklaşık olarak 3845438 anlama gelebilecek bu arama ile google ın milyarlarca sonuç çıkardığını varsayıyorum ve bunun içinde benim blogumun hangi ahval ve şeraitte bulunduğunu merak ediyorum.
eylül ile bihterin sevişme sahnesini baştan sona izle: Tamam izlerim de...Eylül kim lan?
girl ejakülasyon: mükemmel türkilizce aramandan ötürü, sana Altın Dil balığı ödülünü vermek istiyorum sevgili arayıcım.
hande lüleburgazda oturur: sdklfasdfasfkl. Google da bunun üzerine "sağol abi öğrendiğim iyi oldu. Şimdi ağzına sıçtım onun" mu dedi acaba?
hatunalar: Yahu tamam çok fazla şey yazmayayım beceremiyorum mantığındasınız da, bir kelimelik aramayı da yanlış yazıyorsunuz be arkadaş.
hotsextube 23. yaş.com: bu kombinasyonla istediğin her şeyi bulursun bence.
i watch you walk away how i met your: Ya...En sevdiğim How I Met your Mother bölümünde çalınan, gelmiş geçmiş en şahane dizi şarkısını aramışsın. Hem de diziyi referans vererek. Mevzubahis şarkı You Don't Know me. bir çok kişi söyledi ama dizide Michael Buble söylüyor. "Drumroll, please" isimli ilk sezonun 13. bölümü. cansın ya. tanışalım sdklfklşsadklş
ilk orospu oluşum: İlk orospu oluşum milattan önce 680 yılında gerçeklenmiş. Yapılanmada hiyerarşi piramit biçimindeyken, modern üretim bandı.....
İşte benim orospum: İşte bu be işte bu!
orospu chan in ve cedric içinde oldu video: sdklfsdkjfklasdfsdk. Chen'in nazlanması artık halkta infial yaratmış durumda. Chan artık süründürme bu çocuğu ya!
Robin Scherbatsky bacak boyu: bacağı bırakın kazağa bakın yahu! Robin'in giydiği kazakların bir tek ben mi hastasıyım?
teletabi hangi kanalda v e kaçta: Çabuk cevap ver google. Çabuk lan it!
that gloomy girl who sighs a lot: :) Besbelli ki Mai'yi arıyorsun. Mai'den çok bahsedilmese de, Azula'ya diklendiği an efsanedir ve gözlerimizden yaşlar süzülüp tüylerimiz diken diken olmuştur. "You miscalculated...I Love Zuko, more than i fear you!!!!" Allahım sana geliyoruuuum!
winamp ta şarkı dakikasını geriden ayarlama: Her raporda winamp hakkında yardımcı oldukça, yeni yeni sorular geliyor. Çok seviyorum sizleri. Sadece zaman göstergesinin üzerine tıklaman yeterli sevgili arayıcım.
Yalın: Şimdi bunun screenshotını aldım. göstermem lazım mutlaka. Dört kelime ne kadar farklı biçimde yazılabilir sorusunun cevabı olabilir çünkü. Aşağıya bakınız efenim.
yarramı ye fener şarkısı ajda pekkan: Sevgili arayıcım o şarkıyı ajda pekkan söylemiyor bildiğim kadarıyla. Beşiktaşlı taraftarlar söylüyor dklşsfkasdlşf. Ama orjinal yetmişlerdeki versiyonunu arıyorsan da, gönül turgut söylüyor. Şarkının ismi "üzüntüyü bırak yaşamaya bak". "üüüüüzüntüyüüüüüüü bırak, sen yaşaamaaana baak" diye söylenir. fener için opera melodisiyle :)
4 Temmuz 2009 Cumartesi
22-23-24-25 Ocak 1997
22 Ocak 1997 Çarşamba
Bugün 3 dersimiz boş geçti. Yasemin bana ısınmaya başladı. Bende biraz ona fark ediyorum.(Bir kişiye farketmek nasıl bir deyimdir evladım, çocuğum..) Gökçen bugün dedi ki bu akşam “ZEYNA” var dedi. “hadi ordan dedim” var olduğunu söyledi. Gerçekten de öyleydi. Onun sözüne güveniyorum artık.(Güvenebilme eşiği Zeyna hakkında yalan söylememek olan zat-ı şahane) Zeyna’nın reklamını alır almaz bir çok gazete alıp fotoğrafını kestim. Ayrıca gazeteden aldığım bir haber beni çok sevindirdi. Zeyna tatilde Türkiye’de imiş. Keşke Edirne’ye de gelse.(Hayallerde yaşıyor bazı....) Bu akşam şabanları anneannemleri iftara aldık. Sonra Hilal’ler geldi. Hilal Beşiktaşlı.
Şu anda saat 22.43. burcu ile aramız Duyguların ve benim birbirimizle ilgilenmemiz. Burcu’ya çok zaman ayıramıyorum. Ayrıca bugünde yazdım Yasemin’le ısınıyoruz. Ve burcu bugünde okula gelmedi.(Yanlış yapıyorsun Burcuuuuuuuuuuu. Bir gün okula gelsen hemen yine sana meyledecem)
23 Ocak 1997 Perşembe
bugün bir çok dersimiz yine boş geçti. Lastiklerle atma oynadık.(Bu ne sado-mazo bir oyundur) Duygu beni birisinden kurtardı ama Önder ikincisinde yanağıma indirdi. Ayrıca bugün yeni bir şey çıkardım. “Kimse bana tavuk diyemez”. Diyeni dövüyorum.(Psikopat ve intihalci) Gökçen gitgide hoşuma gitmeye başladı.(Yuh!) Bu akşam Olcayları iftara aldık.
Zeyna’yı nasıl sevdiğimi anlatmak istiyorum. Bir gün kanallar arası zapping yaparken Zeyna’yı açtım. Şunuda söyleyeyim önceden onu sevmiyordum. Neyse açtım, çok güzel bir şeymiş ondan sonra hep seyrettim.(Çok farklı bir hikaye!)
24 Ocak 1997 Cuma
Bugün okulun ilk döneminin son günü. Bugün burcu ve Gürkan okula geldi. Burcu ile iyi anlaştık bugün nasıl mı? Yine lastikçilik oynuyorduk. Burcu’da oynamak istiyordu. Ona lastik verirken kaç kere elini tuttum.(Burcu is back in the game!!)
Ayrıca bugün karne aldık. Takdiri 2 puanla kaçırdım. Zayıfım yok. Üzüldüm desem yalan olmaz.
Bu akşam annemler Nurşen ablamlara gitti. Ben yalnız kaldım.
Bu akşam Michael J. Fox’un oynadığı geleceğe dönüş -2- var. Bir terslik olmazsa seyredeceğim.
25 Ocak 1997 Cumartesi
Bugün babam araba ile geldi. Köye gittik. Orada karne parası aldım. 150.000 L. Aldım. Sonra tekrar Edirne’ye geldik.
Birde bugün bizim köpeği saldım. Annemi görünce sokaktan fişek gibi koştu bende yüzükoyun yere oturdum. Neyse..
Ayrıca ben okulu şimdiden özlemeye başladım. Arkadaşlarımı falan…(Özlemesen şaşardım zaten. Bir gün Burcu, bir gün Duygu, bir gün Yasemin, bir gün Gökçen....Özlenmez mi?)
Bugün 3 dersimiz boş geçti. Yasemin bana ısınmaya başladı. Bende biraz ona fark ediyorum.(Bir kişiye farketmek nasıl bir deyimdir evladım, çocuğum..) Gökçen bugün dedi ki bu akşam “ZEYNA” var dedi. “hadi ordan dedim” var olduğunu söyledi. Gerçekten de öyleydi. Onun sözüne güveniyorum artık.(Güvenebilme eşiği Zeyna hakkında yalan söylememek olan zat-ı şahane) Zeyna’nın reklamını alır almaz bir çok gazete alıp fotoğrafını kestim. Ayrıca gazeteden aldığım bir haber beni çok sevindirdi. Zeyna tatilde Türkiye’de imiş. Keşke Edirne’ye de gelse.(Hayallerde yaşıyor bazı....) Bu akşam şabanları anneannemleri iftara aldık. Sonra Hilal’ler geldi. Hilal Beşiktaşlı.
Şu anda saat 22.43. burcu ile aramız Duyguların ve benim birbirimizle ilgilenmemiz. Burcu’ya çok zaman ayıramıyorum. Ayrıca bugünde yazdım Yasemin’le ısınıyoruz. Ve burcu bugünde okula gelmedi.(Yanlış yapıyorsun Burcuuuuuuuuuuu. Bir gün okula gelsen hemen yine sana meyledecem)
23 Ocak 1997 Perşembe
bugün bir çok dersimiz yine boş geçti. Lastiklerle atma oynadık.(Bu ne sado-mazo bir oyundur) Duygu beni birisinden kurtardı ama Önder ikincisinde yanağıma indirdi. Ayrıca bugün yeni bir şey çıkardım. “Kimse bana tavuk diyemez”. Diyeni dövüyorum.(Psikopat ve intihalci) Gökçen gitgide hoşuma gitmeye başladı.(Yuh!) Bu akşam Olcayları iftara aldık.
Zeyna’yı nasıl sevdiğimi anlatmak istiyorum. Bir gün kanallar arası zapping yaparken Zeyna’yı açtım. Şunuda söyleyeyim önceden onu sevmiyordum. Neyse açtım, çok güzel bir şeymiş ondan sonra hep seyrettim.(Çok farklı bir hikaye!)
24 Ocak 1997 Cuma
Bugün okulun ilk döneminin son günü. Bugün burcu ve Gürkan okula geldi. Burcu ile iyi anlaştık bugün nasıl mı? Yine lastikçilik oynuyorduk. Burcu’da oynamak istiyordu. Ona lastik verirken kaç kere elini tuttum.(Burcu is back in the game!!)
Ayrıca bugün karne aldık. Takdiri 2 puanla kaçırdım. Zayıfım yok. Üzüldüm desem yalan olmaz.
Bu akşam annemler Nurşen ablamlara gitti. Ben yalnız kaldım.
Bu akşam Michael J. Fox’un oynadığı geleceğe dönüş -2- var. Bir terslik olmazsa seyredeceğim.
25 Ocak 1997 Cumartesi
Bugün babam araba ile geldi. Köye gittik. Orada karne parası aldım. 150.000 L. Aldım. Sonra tekrar Edirne’ye geldik.
Birde bugün bizim köpeği saldım. Annemi görünce sokaktan fişek gibi koştu bende yüzükoyun yere oturdum. Neyse..
Ayrıca ben okulu şimdiden özlemeye başladım. Arkadaşlarımı falan…(Özlemesen şaşardım zaten. Bir gün Burcu, bir gün Duygu, bir gün Yasemin, bir gün Gökçen....Özlenmez mi?)
Deniz Seki (22.09.2005)
Kaç gece, uykusuz, paramparça düşlerin;
Ya da
Kaç kişi derdine, ne kadar ortak olabilir
Deniz Seki – Gidelim Buralardan
22 Eylül 2005 Perşembe 19.53
Söz ver bana, umudum ol..
Ver de inanayım geleceğime..
Ne yana baksam aynı yüzler.
Ne yeni, ne de yenileri…
Küçücük yüreğimle ben,
Sana sığınıyorum
Deniz Seki – Sana Sığınıyorum
22 Eylül 2005 Perşembe 20.02
Buraya yazacak o kadar çok şey geliyor ki aklıma, lakin, kalemi elime alıp yazmaya niyetlendiğim vakit birden sıkışıp kalıyorum beynimin ortasında.. İkili sohbetlerde de bu böyle vuku buluyor. Evet sorunluyum, o kadar çok sorunum var ki, anlatamayacak kadar dolduruyor beynimin içini. Ne zaman, nasıl, nereden başlayacağımı bilemiyorum hiç. Belki de bu yüzden hep ben sorunları “dinleyen”, dertler paylaşılan kişi oldum, buna karşın pek fazla derdimi anlattığım söylenemez. Deniz Seki dinleyince veya her hangi bir şarkı, mutlaka sıkıntılarımdan, üzüntülerimden veya sorunlarımdan birine uygun düşüyor. Belki de bu yüzdendir her şarkıda hüzünlenebilme veya sevinebilme kapasitem. Kendi kendime sinir oluyorum şimdi. Ne saçma şeyler yazdım. Lisedeki edebiyat öğretmenim görse meşe odunuyla kovalardı herhalde. Daha doğrusu saçma değil belki de ama anlatmak istediklerim de değil. Şarkılar iyiydi sanırım. Onlar konuşsalar daha hayırlı olur.
22 Eylül 2005 Perşembe 20:13
Ya da
Kaç kişi derdine, ne kadar ortak olabilir
Deniz Seki – Gidelim Buralardan
22 Eylül 2005 Perşembe 19.53
Söz ver bana, umudum ol..
Ver de inanayım geleceğime..
Ne yana baksam aynı yüzler.
Ne yeni, ne de yenileri…
Küçücük yüreğimle ben,
Sana sığınıyorum
Deniz Seki – Sana Sığınıyorum
22 Eylül 2005 Perşembe 20.02
Buraya yazacak o kadar çok şey geliyor ki aklıma, lakin, kalemi elime alıp yazmaya niyetlendiğim vakit birden sıkışıp kalıyorum beynimin ortasında.. İkili sohbetlerde de bu böyle vuku buluyor. Evet sorunluyum, o kadar çok sorunum var ki, anlatamayacak kadar dolduruyor beynimin içini. Ne zaman, nasıl, nereden başlayacağımı bilemiyorum hiç. Belki de bu yüzden hep ben sorunları “dinleyen”, dertler paylaşılan kişi oldum, buna karşın pek fazla derdimi anlattığım söylenemez. Deniz Seki dinleyince veya her hangi bir şarkı, mutlaka sıkıntılarımdan, üzüntülerimden veya sorunlarımdan birine uygun düşüyor. Belki de bu yüzdendir her şarkıda hüzünlenebilme veya sevinebilme kapasitem. Kendi kendime sinir oluyorum şimdi. Ne saçma şeyler yazdım. Lisedeki edebiyat öğretmenim görse meşe odunuyla kovalardı herhalde. Daha doğrusu saçma değil belki de ama anlatmak istediklerim de değil. Şarkılar iyiydi sanırım. Onlar konuşsalar daha hayırlı olur.
22 Eylül 2005 Perşembe 20:13
21 Haziran 2009 Pazar
Avatar: The Last Airbender - Temel Kavramlar
Son yıllarda çıkan en iyi hikayelerden biri, Avatar: The Last Airbender çizgi dizi serisinde kendine yer buldu. Her ne kadar anime olmasa da animeseverler tarafından da yüksek kabul gören bu hikaye kendi içindeki muazzam detaylı anlatımı, üstün çizim teknikleri ve mükemmel dövüş sahneleriyle beğeni topladı. M. Night Shyamalan'da herhalde bu serinin hayranlarının kalbini çok kıracak bir film serisi için hazırlanıyor. Bu akşam biraz bu dünyadan bahsetmek istiyorum çünkü bahse değer olduğunu düşünüyorum sonuna dek. Fantastik literatüre de tamamen uyan yapısıyla hayranlık uyandırıyor çünkü. Kendi içinde farklı ütopyalar farklı kurallar koyulup bu kurallar arasındaki tutarlılıkla ilerleyen hikaye göz dolduruyor. bilmeyen için biraz tanıyalım bu evreni.
Avatar Evreni nedir?
Aslında buna net bir cevap vermek doğru olmaz. Şöyle açmaya başlayalım. Avatar dünyası da bizim dünyamız gibi farklı uluslardan meydana gelen dört ırktan oluşur. bunlar tahmin edebileceğiniz gibi dört temel element olan Su, Ateş, Toprak ve Hava yı temsil eden uluslardır. Bir de diziye adını veren Avatar ruhu mevcuttur. avatar ruhu bir tür reenkarnasyon döngüsüdür ve dört temel elemente hükmetme yeteneğine sahiptir Avatar Ruhunu taşıyan kişi. Sıra ile dört farklı ulustan seçilirler. Avatar ruhunun taşıyıcısı olan kişi eski Avatarlarla da birdir aslında. Bir zatı muhtereme Avatar olduğu bilgisi 16 yaşında iletilir ve temel görevi dört ulus arasındaki dengeyi sağlamaktır.
Dört ulustan ilk önce var olan hangisidir?
Elbette bu konuda da net bir şey söyleyemeyiz ama bu milletlerin isimleri insanlık tarihinin göçebelikten yerleşik düzene geçişini temsil eder bir nevi. Örneğin Hava bükücülere Air Nomads(Hava göçebeleri) su bükücü ülkesine Water Tribe(Su Kabilesi), Toprak bükücü ülkesine Earth Kingdom(Toprak Krallığı) ve Ateş bükücü ülkesine de Fire Nation(Ateş Ulusu) denir. Bu aslında göçebelikten kabileliğe, kabilelikten krallığa, krallıktan da ulus devlet anlayışına geçişin mükemmel bir yansımasıdır. Eğer insanlığın gelişimiyle paralel ilerlediğini varsayarsak Hava göçebelerinin önce var olduğu söylenebilir.
Bir elementi bükmek ne demektir?
O element üzerinde kontrol yetisine sahip olma durumudur. Bunlar yıllar yılı gelenekselleşmiş bükme hocaları tarafından gençlere öğretilmekle birlikte element bükmelerin her biri için bir tür üst seviye mevcuttur. Kaynakları da her birinin kendine hastır. Örneğin insanlar hava bükmeyi ilk önce uçan bizonlardan öğrenmiştir, toprak bükmeyi ise köstebeklerden, su bükmenin kaynağı aydır ve ateş bükücülüğün kaynağı da ejderhalardır. Yani bu yetiyi insanlara kazandıran mavzubahis canlılardır. Her tür element bükmenin bir üst seviyesi vardır. Örneğin, ateş bükmenin bir üst seviyesi yıldırım bükücülüğüdür, toprak bükmenin üst seviyesi metal bükmektir(ki bunu yapabilen tek earthbender gururla söylüyoruz Toph Bei Fongtur), su bükücülüğün üst seviyesi ise kan bükücülüktür ki bir anda su bükmeyi çok değerli kılar. Dizinin su bükücü başrolü Katara Bloodbending yapmayı öğrendiği bölüm tüylerimizi diken diken etmiş sonunda ise bloodbender olduğu an gözyaşlarımızı tutamamışızdır. bu üst seviye bükme işlemlerini çok az kişi yapabilmektedir. dizide gördüğümüz yıldırım büken dört kişi vardır. Kan büken iki kişi ve metal bükebilen tek kişi mevcuttur.
Buradaki hikaye nedir?
Hikaye yüz yıl önceye dayanır. O zamanki Avatar ruhunun taşıyıcısı bir ateş bükücü olan Avatar Roku'dur. Ateş ulusunun hükümdarı olan Sozin ile çok iyi arkadaşlardır ve Sozin ateş ulusunun büyüklüğünü dünyadaki tüm insalara yaymak bahanesiyle diğer yerleri işgal etmeye başlar ve bunu engellemesi gereken Avatar Roku'yu da yakın arkadaşlıklarını kullanarak uzunca bir süre oyalar. İlk yok olan millet hava bükücülerdir çünkü döngüye göre bir sonraki Avatar, havabükücü olacaktır. Havabükücü olan Aang normalde 16 yaşnda bu bilgiyi öğrenmesi gerekirken 12 yaşında öğrenir. Tüm havabükücülr ortadan kaldırılırken Aang kurtarılır ve okyanusun derinlerinde bir buzdağının içinde tam yüz yıl kendini muhafaza eder. Fakat Avatarlık kavramı hakkında felsefi bilgisi peyce kısıtlıdır. Bir gün su kabilesinden iki kardeş olan Katara ve Sokka şans eseri kenisini bulurlar. Dünyada işgal edilmemiş bir tek kuzey su kabilesi ve toprak krallığı kalmıştır. Aslına bakılırsa Toprak krallığının başkenti Ba Sing Se daha önce defalarca kuşaltılmasına rağmen her zaman savunmada başarılı olmuştur. Aang yüz yılı nardından dünyanın hiçde bıraktığı gibi olmadığını öğreniğinde bu savaşı bir tek kendisinin durdurabileceğini de öğrenir. bunun için eğitim alması ve dört elementi bükebilmeyi öğrenmesi gerekmektedir. İşte bu hikaye element bükmeyi öğrenebilmesinin yanısıra savaşla iç içe bir dünyadaki mücadeleyi konu alır.
Ana Karakterler Kimlerdir?
Aang: Avatar ruhunun son taşıyıcısı ve hayatta kalan son hava bükücü diziye de adını veren bu karakter çoğu zaman dizideki diğer karakterlere göre en çocuksu tepkileri verir. Üç sezonda su bükmeyi, toprak bükmeyi ve ateş bükmeyi öğrenip ateş ulusu dünyayı yakıp kavurmadan karşılarına dikilmesi gereken karakterimiz. Avatar hali denilen hale transfrmasyonu ve bu dönüşüm esnasındaki bir çok mistik öğeye dayandırılan göndermelerle süslü bir çocukluktan olgunluğa geçtiğini görürüz dizi boyunca kendisinin.
Katara: Sözlükte yazdığı üzere, su kabilesindeki tüm hatunalar gibi güzelliğiyle ortamları yakan dizinin başrol kızı. yaşadığı kabilede geri kalan tek su bükücüdür fakat annesi bunu gizlemiş ve tüm su bükücüleri toplamaya gelen ateş bükücülerine karşı Katara'yı korumayı başarmıştır. Su bükmenin detaylarını Aang ile birlikte öğrenecek ve bu mücadelede doğal olarak Aang'in en yakınındaki kişi olacaktır.
Sokka: Katara'nın kardeşi. bulundukları su kabilesindeki en büyük erkek. Babası ateş ulusuna karşı savaşmaya gittiğinde kabileyi ona emanet etmiştir. Bir şey bükememesine rağmen pratik zekası ile en yaratıcı fikirler ve esprilere imza atar. Hatta bir bölümde mai ye "that gloomy girl who sighs a lot" diyerek koparmıştır.
Prens Zuko: Ateş ulusunun prensi. Babası Firelord Ozai kendisini Avatar'ı bulması için sürgüne göndrmiştir ve Avatar'ı bulmadna ülkesine dönememektedir. bu esnada kendisine amcası "dragon of the west" Iroh eşlik etmektedir. Zuko'nun epeyce karmaşık bir hayat hiakyesi vardır dizi boyunca bunları bir çok detayıyla öğreniriz. Babas Ozai firelord olmak için Zuko'yu öldürmek ister fakat annesi onu kurtararak kendisini feda eder. Bunun sonrasında babası Agni Kai denilen ateş bükücü düellosunda oğlu Zuko'ya meydan okur. Dizi boyunca en acı çekerek öğrenen karakterdir ve fangirllerin bir numaralı kahramanıdır. Bunlar Zuko ile Katara'yı birbirine yamamaya bayılırlar. Filmde kendisini Slumdog Millionaire'd Jamal Malik rolünde izlediğimiz Dev Patel canlanıracak ama büyük bir tpki var bu oyuncu seçimi için. Bakalım neler olacak göreceğiz. Zuko'nun karizmasının altında ezilebilir gibigeliyor bana.
Azula: Zuko'nun ablası. Ateş lordunun favorisi. Dizideki kötü karakter ve en güçlü ateş bükücülerden biri. Kendisi mavi ateş kullanır ve dört yıldırım bükücüden biridir ve dizinin açılış jeneriğinde dört ulusu temsilen dört ulustan karakterler yer alır. Ateş ulusunu temsil eden Azula'dır. Müthiş manüplatör, öldürücü dövüşçü. Zuko'nun çocukluğunda "Azula always lies, azula always lies" diye kendi kendine telkini nasıl unutulabilir ki. Ayrıca en güzel "com and get it" diyenlerden biri azula. :)
Toph Bei Fong: Dizideki favori karakterim. İkinci sezonda dahil olup Aang'e toprak bükmeyi öğretecek olan gelmiş geçmiş en iyi toprak bükücü ve tek metal bükücü. Kendisi normal toprak bükücüler gibi toprak bükücülüğü ustalardan değil bizzat kaynagından köstebeklerden öğrenmiştir. Doğuştan kördür ama toprak bükme sayesinde görebilir. Bizim bildiğimiz gibi değil tabi ki. Esprileri ve lakaplarıyla yarıp geçirir. bu videosuna da biterim kendisinin. Hastasıyız ailecek.
Ba Sing Se: Bu bir karakter değil. Toprak krallığının başkenti ama dizideki yeri ve simgesi epeyce büyük. katakterlerimiz Ba Sing Se'ye vardıkları andan itibaren dizi adeta boyut değiştirmiş ve olgunlaşmıştır. Anlam olarka "girilemeyen şehir" anlamındadır. Ateş ulusu daha önce bir çok kez bu kente saldırmasına rağmen başarısızlığa uğramıştır. Tamamen distopyadır aslında Ba Sing Se. Üç ana districtten oluşur. En dış tabakada göçmenler ve esnaflar falan vardır. Orta tabakada memurlar ve üniversiteler bulunur. Merkezde yani en üst tabakada ise zenginler yaşarlar. Bunun yanı sıra şehir içinde savaştan söz edilmez. dizide beyin yıkamadan, darbe yapma kavramlarına kadar her şeyi içinde barındırır ve dediğim gibi diziyi çok çok farklı bir yere çıkarmıştır.
Neyse efenim şimdilik bu kadar. Yoruldum.
Avatar Evreni nedir?
Aslında buna net bir cevap vermek doğru olmaz. Şöyle açmaya başlayalım. Avatar dünyası da bizim dünyamız gibi farklı uluslardan meydana gelen dört ırktan oluşur. bunlar tahmin edebileceğiniz gibi dört temel element olan Su, Ateş, Toprak ve Hava yı temsil eden uluslardır. Bir de diziye adını veren Avatar ruhu mevcuttur. avatar ruhu bir tür reenkarnasyon döngüsüdür ve dört temel elemente hükmetme yeteneğine sahiptir Avatar Ruhunu taşıyan kişi. Sıra ile dört farklı ulustan seçilirler. Avatar ruhunun taşıyıcısı olan kişi eski Avatarlarla da birdir aslında. Bir zatı muhtereme Avatar olduğu bilgisi 16 yaşında iletilir ve temel görevi dört ulus arasındaki dengeyi sağlamaktır.
Dört ulustan ilk önce var olan hangisidir?
Elbette bu konuda da net bir şey söyleyemeyiz ama bu milletlerin isimleri insanlık tarihinin göçebelikten yerleşik düzene geçişini temsil eder bir nevi. Örneğin Hava bükücülere Air Nomads(Hava göçebeleri) su bükücü ülkesine Water Tribe(Su Kabilesi), Toprak bükücü ülkesine Earth Kingdom(Toprak Krallığı) ve Ateş bükücü ülkesine de Fire Nation(Ateş Ulusu) denir. Bu aslında göçebelikten kabileliğe, kabilelikten krallığa, krallıktan da ulus devlet anlayışına geçişin mükemmel bir yansımasıdır. Eğer insanlığın gelişimiyle paralel ilerlediğini varsayarsak Hava göçebelerinin önce var olduğu söylenebilir.
Bir elementi bükmek ne demektir?
O element üzerinde kontrol yetisine sahip olma durumudur. Bunlar yıllar yılı gelenekselleşmiş bükme hocaları tarafından gençlere öğretilmekle birlikte element bükmelerin her biri için bir tür üst seviye mevcuttur. Kaynakları da her birinin kendine hastır. Örneğin insanlar hava bükmeyi ilk önce uçan bizonlardan öğrenmiştir, toprak bükmeyi ise köstebeklerden, su bükmenin kaynağı aydır ve ateş bükücülüğün kaynağı da ejderhalardır. Yani bu yetiyi insanlara kazandıran mavzubahis canlılardır. Her tür element bükmenin bir üst seviyesi vardır. Örneğin, ateş bükmenin bir üst seviyesi yıldırım bükücülüğüdür, toprak bükmenin üst seviyesi metal bükmektir(ki bunu yapabilen tek earthbender gururla söylüyoruz Toph Bei Fongtur), su bükücülüğün üst seviyesi ise kan bükücülüktür ki bir anda su bükmeyi çok değerli kılar. Dizinin su bükücü başrolü Katara Bloodbending yapmayı öğrendiği bölüm tüylerimizi diken diken etmiş sonunda ise bloodbender olduğu an gözyaşlarımızı tutamamışızdır. bu üst seviye bükme işlemlerini çok az kişi yapabilmektedir. dizide gördüğümüz yıldırım büken dört kişi vardır. Kan büken iki kişi ve metal bükebilen tek kişi mevcuttur.
Buradaki hikaye nedir?
Hikaye yüz yıl önceye dayanır. O zamanki Avatar ruhunun taşıyıcısı bir ateş bükücü olan Avatar Roku'dur. Ateş ulusunun hükümdarı olan Sozin ile çok iyi arkadaşlardır ve Sozin ateş ulusunun büyüklüğünü dünyadaki tüm insalara yaymak bahanesiyle diğer yerleri işgal etmeye başlar ve bunu engellemesi gereken Avatar Roku'yu da yakın arkadaşlıklarını kullanarak uzunca bir süre oyalar. İlk yok olan millet hava bükücülerdir çünkü döngüye göre bir sonraki Avatar, havabükücü olacaktır. Havabükücü olan Aang normalde 16 yaşnda bu bilgiyi öğrenmesi gerekirken 12 yaşında öğrenir. Tüm havabükücülr ortadan kaldırılırken Aang kurtarılır ve okyanusun derinlerinde bir buzdağının içinde tam yüz yıl kendini muhafaza eder. Fakat Avatarlık kavramı hakkında felsefi bilgisi peyce kısıtlıdır. Bir gün su kabilesinden iki kardeş olan Katara ve Sokka şans eseri kenisini bulurlar. Dünyada işgal edilmemiş bir tek kuzey su kabilesi ve toprak krallığı kalmıştır. Aslına bakılırsa Toprak krallığının başkenti Ba Sing Se daha önce defalarca kuşaltılmasına rağmen her zaman savunmada başarılı olmuştur. Aang yüz yılı nardından dünyanın hiçde bıraktığı gibi olmadığını öğreniğinde bu savaşı bir tek kendisinin durdurabileceğini de öğrenir. bunun için eğitim alması ve dört elementi bükebilmeyi öğrenmesi gerekmektedir. İşte bu hikaye element bükmeyi öğrenebilmesinin yanısıra savaşla iç içe bir dünyadaki mücadeleyi konu alır.
Ana Karakterler Kimlerdir?
Aang: Avatar ruhunun son taşıyıcısı ve hayatta kalan son hava bükücü diziye de adını veren bu karakter çoğu zaman dizideki diğer karakterlere göre en çocuksu tepkileri verir. Üç sezonda su bükmeyi, toprak bükmeyi ve ateş bükmeyi öğrenip ateş ulusu dünyayı yakıp kavurmadan karşılarına dikilmesi gereken karakterimiz. Avatar hali denilen hale transfrmasyonu ve bu dönüşüm esnasındaki bir çok mistik öğeye dayandırılan göndermelerle süslü bir çocukluktan olgunluğa geçtiğini görürüz dizi boyunca kendisinin.
Katara: Sözlükte yazdığı üzere, su kabilesindeki tüm hatunalar gibi güzelliğiyle ortamları yakan dizinin başrol kızı. yaşadığı kabilede geri kalan tek su bükücüdür fakat annesi bunu gizlemiş ve tüm su bükücüleri toplamaya gelen ateş bükücülerine karşı Katara'yı korumayı başarmıştır. Su bükmenin detaylarını Aang ile birlikte öğrenecek ve bu mücadelede doğal olarak Aang'in en yakınındaki kişi olacaktır.
Sokka: Katara'nın kardeşi. bulundukları su kabilesindeki en büyük erkek. Babası ateş ulusuna karşı savaşmaya gittiğinde kabileyi ona emanet etmiştir. Bir şey bükememesine rağmen pratik zekası ile en yaratıcı fikirler ve esprilere imza atar. Hatta bir bölümde mai ye "that gloomy girl who sighs a lot" diyerek koparmıştır.
Prens Zuko: Ateş ulusunun prensi. Babası Firelord Ozai kendisini Avatar'ı bulması için sürgüne göndrmiştir ve Avatar'ı bulmadna ülkesine dönememektedir. bu esnada kendisine amcası "dragon of the west" Iroh eşlik etmektedir. Zuko'nun epeyce karmaşık bir hayat hiakyesi vardır dizi boyunca bunları bir çok detayıyla öğreniriz. Babas Ozai firelord olmak için Zuko'yu öldürmek ister fakat annesi onu kurtararak kendisini feda eder. Bunun sonrasında babası Agni Kai denilen ateş bükücü düellosunda oğlu Zuko'ya meydan okur. Dizi boyunca en acı çekerek öğrenen karakterdir ve fangirllerin bir numaralı kahramanıdır. Bunlar Zuko ile Katara'yı birbirine yamamaya bayılırlar. Filmde kendisini Slumdog Millionaire'd Jamal Malik rolünde izlediğimiz Dev Patel canlanıracak ama büyük bir tpki var bu oyuncu seçimi için. Bakalım neler olacak göreceğiz. Zuko'nun karizmasının altında ezilebilir gibigeliyor bana.
Azula: Zuko'nun ablası. Ateş lordunun favorisi. Dizideki kötü karakter ve en güçlü ateş bükücülerden biri. Kendisi mavi ateş kullanır ve dört yıldırım bükücüden biridir ve dizinin açılış jeneriğinde dört ulusu temsilen dört ulustan karakterler yer alır. Ateş ulusunu temsil eden Azula'dır. Müthiş manüplatör, öldürücü dövüşçü. Zuko'nun çocukluğunda "Azula always lies, azula always lies" diye kendi kendine telkini nasıl unutulabilir ki. Ayrıca en güzel "com and get it" diyenlerden biri azula. :)
Toph Bei Fong: Dizideki favori karakterim. İkinci sezonda dahil olup Aang'e toprak bükmeyi öğretecek olan gelmiş geçmiş en iyi toprak bükücü ve tek metal bükücü. Kendisi normal toprak bükücüler gibi toprak bükücülüğü ustalardan değil bizzat kaynagından köstebeklerden öğrenmiştir. Doğuştan kördür ama toprak bükme sayesinde görebilir. Bizim bildiğimiz gibi değil tabi ki. Esprileri ve lakaplarıyla yarıp geçirir. bu videosuna da biterim kendisinin. Hastasıyız ailecek.
Ba Sing Se: Bu bir karakter değil. Toprak krallığının başkenti ama dizideki yeri ve simgesi epeyce büyük. katakterlerimiz Ba Sing Se'ye vardıkları andan itibaren dizi adeta boyut değiştirmiş ve olgunlaşmıştır. Anlam olarka "girilemeyen şehir" anlamındadır. Ateş ulusu daha önce bir çok kez bu kente saldırmasına rağmen başarısızlığa uğramıştır. Tamamen distopyadır aslında Ba Sing Se. Üç ana districtten oluşur. En dış tabakada göçmenler ve esnaflar falan vardır. Orta tabakada memurlar ve üniversiteler bulunur. Merkezde yani en üst tabakada ise zenginler yaşarlar. Bunun yanı sıra şehir içinde savaştan söz edilmez. dizide beyin yıkamadan, darbe yapma kavramlarına kadar her şeyi içinde barındırır ve dediğim gibi diziyi çok çok farklı bir yere çıkarmıştır.
Neyse efenim şimdilik bu kadar. Yoruldum.
13 Haziran 2009 Cumartesi
Araç Kutusu
Önceden bilgisayar dergileri her sayısında cdler verirdi. Artık dvd veriyorlardır herhalde. cd dekileri kullan kullan bitiremezdik. Şimdi cd veren bilgisayar dergisinin yüzüne bakılmaz. Elbette o zamanlar dial up bağlantı günleriydi daha. Koca gece internette olup yalnızca 5 çıplak kadın resmi görebiliyorduk (The IT Crowd'a Saygıyla). Cdlerin koca koca veri bankaları olduğunu düşünmek o kadar da abes değil sanırım bunu düşününce. O Cd'lerde, genellikle Toolkit denilen kısımlar vardı. Uzun süreir bilgisayar dergisi almıyorum lakin hala bu dvdlerde çok daha geniş kapsamlı toolkit bölümleri bulunur herhalde. O günlerden bu güne bilgisayarımda kullanılagelmiş gözde programlarımdan bir demet sunmak istiyorum bu güzel cumartesi akşamı dışarı çıkmak yerine sevgili okuyucular. Bakın hem parasız hem de ne kadar mutluyum değil mi değil mi efenim.
Winamp: Gecen yazılarımdan birinde de bahsetmiştim müzikçalar olarak ihanet etmediğim programdır Winamp. Kendisi de bana ihanet etmeyerek istekleri tam anlamıyla karşılayan yapısıyla göz dolduruyor elbette. Ortalama seviyede müzik arşivimi zorlanmadan çalmayı başaran bu programla aramdaki bağ epeyce sıcak. Ne günlerimi gördü şu zor günlerim mi onu korkutacak?
Firefox: Yani bilgisayara sistem kurduktan sonra ilk kurulan programlardan biri Firefox ve eklentileri. ie dan bıktığım bir dönemde karşıma çıkarak çölde vahayı yaşatmıştı bana. Kullanıcıların oluşturduğu uçsuz bucaksız eklenti dünyasıyla her şekle girebilen bir sıvı metal gibiydi adeta. İnternet Explorer'ın takozluğunu çok net göstermişti. Bu browser konuları çok tartışmalı konulardan biri. Maxthon'dan opera ya ie'ye firefox a her birinin hayranlarını var. Benim için de bir numara firefox ve ikinci sırada her şeyine rağmen IE var. Üçüncü sırada Chrome dördüncü sırada maxthon ve katılımcı ödülü de Opera. I Hate Opera! İki anlamda da :)
Jdownloader: Genelde download manager programı pek kullanmam ama Rs hesabı alınca gerekmişti doğal olarak. Free Download Manager kullandım o aralar. Sonra Rs hesabım bitince onu da çöpe attım. Tamamen faydasız hale dönüşmüştü. sonra bir gün Jdownloader ile karşılaştım. Free RS kullanıcıları için can özellikleriyle listeme kafadan girdi. İlk kurulan programlarımdan biri artık Jdownloader.
GOM Player: Ortam Yürütücüleri konusunda da Browserlarda olduğu gibi derin bir ayrılmışlık söz konusu. Benim favorim Gom Player. İlk kurduğum anda gönlümü fethetti. BS Playerın kendini bozmasından sonra bunalan büneyi rahatlattı. KMPlayer için ise Opera'ya hissettiğim hisleri besliyorum. windows Media Player için pek bir şey hissetmiyorum. Nötr denebilir ama bazen işle alakalı konularda kullanıyorum.
Avira Antivir: dial Up ile çıplak kadın resmi peşinde koştugum günlerden sonra virüsler ile ilgili pek sorunum olmadı. Açıkçası Bilgi İşlem bölümünde olduktan sonra üniversiteyi de paralel bir bölümde okuyunca Virusler ile başetmek çoğu zaman manuel olarak da mümkün oldu bir Antiviruse ihtiyaç duymadan. Genel olarak bilgisayarı çok zorlayan antivirus programları aynı zamanda sizden habersiz bir şeyleri engellerler keserler biçerler. Benim bilgisayarımda en nefret ettiğim konu benden habersiz çeşitli katakulliler çevirmesidir bir programın. O antivirüsün ben ağzına sıçarım. Açık konuşuyorum. Avira Antivir bu konuda isteklerimi gerçekleştirdi tamamen bana baglı bir engelleme mekanizması ile çalışıyor ve fena halde memnunum kendisinden.
daemon Tools: E efenim crackleme konuları veya download hızları artınca artık mahallenin cdcisine gidip oyun alma devri de kapanmış oldu. İnternetten indirilen oyunları cd ye yazmak yerine anında bir sanal sürücüye yüklemeye yarayan bu program da çağımızın gereği olarak olmazsa olmazlarımdan biri sıfatıyla kendine yer buldu. elbette eğer Dvd Authoring gibi işlerle uğraşıyorsanız(ki ben uğraşıyorum) projenizi dvd ye yazmadan ne halde olduğunu görebilmeniz için de oldukça ideal.
Unlocker: Sırada iki tane ufacık tefecik içi dolu turşucuk program var. Bunlardan biri çok küçük boyutlardaki Unlocker isimli program. Bazen bilgisayarınız saldırıya ugrar veya spy ya da virüs yer. İlgili dosyayı bulursunuz ve silmek istersiniz ama kendini çoktan çalışan diğer programlara en boktanı da explorer.exe ye montelemiştir yavşak. Bu dosya kullanılıyor hata mesajı alıp silemezsiniz. İşte unlocker o dosyanın bağlı olduğu programı bularak bu bağları koparır ve söylediğiniz eylemi gerçekleştirir. Bu eylemler sil, taşı veya yeniden adlandır eylemleridir. İnanılmaz işe yarar.
Kill Winamp: İkinci ufacık tefecik içi dolu turşucuk program ise Kill Winamp programı. Eğer benim gibi müzik dinleyerek uyumayı seven insanlardan biriyseniz çok işe yarar programlardan. Yatmadna önce progrmaı çalıştırıp Winampı kaç şarkı veya kaç dakika sonra kapatması gerektiğini söylüyorsunuz o da siz uyusanız da hem bilgisayarı hem de winampı kapatabiliyor opsiyonel olarak. Sabah uyandığınızda şıkır şıkır açılmaya hazır bir bilgisayar buluyorsunuz.
Diğer: Elbette winrar, Windows Live Messenger gibi programları buraya yazmıyorum. Genelde zaten ilk kurulan programlarla birlikte kurulurlar. İşte böyle efenim, bakınız para harcamak yerine bir post daha yazdım ve vakit geçirdim biraz daha.
Winamp: Gecen yazılarımdan birinde de bahsetmiştim müzikçalar olarak ihanet etmediğim programdır Winamp. Kendisi de bana ihanet etmeyerek istekleri tam anlamıyla karşılayan yapısıyla göz dolduruyor elbette. Ortalama seviyede müzik arşivimi zorlanmadan çalmayı başaran bu programla aramdaki bağ epeyce sıcak. Ne günlerimi gördü şu zor günlerim mi onu korkutacak?
Firefox: Yani bilgisayara sistem kurduktan sonra ilk kurulan programlardan biri Firefox ve eklentileri. ie dan bıktığım bir dönemde karşıma çıkarak çölde vahayı yaşatmıştı bana. Kullanıcıların oluşturduğu uçsuz bucaksız eklenti dünyasıyla her şekle girebilen bir sıvı metal gibiydi adeta. İnternet Explorer'ın takozluğunu çok net göstermişti. Bu browser konuları çok tartışmalı konulardan biri. Maxthon'dan opera ya ie'ye firefox a her birinin hayranlarını var. Benim için de bir numara firefox ve ikinci sırada her şeyine rağmen IE var. Üçüncü sırada Chrome dördüncü sırada maxthon ve katılımcı ödülü de Opera. I Hate Opera! İki anlamda da :)
Jdownloader: Genelde download manager programı pek kullanmam ama Rs hesabı alınca gerekmişti doğal olarak. Free Download Manager kullandım o aralar. Sonra Rs hesabım bitince onu da çöpe attım. Tamamen faydasız hale dönüşmüştü. sonra bir gün Jdownloader ile karşılaştım. Free RS kullanıcıları için can özellikleriyle listeme kafadan girdi. İlk kurulan programlarımdan biri artık Jdownloader.
GOM Player: Ortam Yürütücüleri konusunda da Browserlarda olduğu gibi derin bir ayrılmışlık söz konusu. Benim favorim Gom Player. İlk kurduğum anda gönlümü fethetti. BS Playerın kendini bozmasından sonra bunalan büneyi rahatlattı. KMPlayer için ise Opera'ya hissettiğim hisleri besliyorum. windows Media Player için pek bir şey hissetmiyorum. Nötr denebilir ama bazen işle alakalı konularda kullanıyorum.
Avira Antivir: dial Up ile çıplak kadın resmi peşinde koştugum günlerden sonra virüsler ile ilgili pek sorunum olmadı. Açıkçası Bilgi İşlem bölümünde olduktan sonra üniversiteyi de paralel bir bölümde okuyunca Virusler ile başetmek çoğu zaman manuel olarak da mümkün oldu bir Antiviruse ihtiyaç duymadan. Genel olarak bilgisayarı çok zorlayan antivirus programları aynı zamanda sizden habersiz bir şeyleri engellerler keserler biçerler. Benim bilgisayarımda en nefret ettiğim konu benden habersiz çeşitli katakulliler çevirmesidir bir programın. O antivirüsün ben ağzına sıçarım. Açık konuşuyorum. Avira Antivir bu konuda isteklerimi gerçekleştirdi tamamen bana baglı bir engelleme mekanizması ile çalışıyor ve fena halde memnunum kendisinden.
daemon Tools: E efenim crackleme konuları veya download hızları artınca artık mahallenin cdcisine gidip oyun alma devri de kapanmış oldu. İnternetten indirilen oyunları cd ye yazmak yerine anında bir sanal sürücüye yüklemeye yarayan bu program da çağımızın gereği olarak olmazsa olmazlarımdan biri sıfatıyla kendine yer buldu. elbette eğer Dvd Authoring gibi işlerle uğraşıyorsanız(ki ben uğraşıyorum) projenizi dvd ye yazmadan ne halde olduğunu görebilmeniz için de oldukça ideal.
Unlocker: Sırada iki tane ufacık tefecik içi dolu turşucuk program var. Bunlardan biri çok küçük boyutlardaki Unlocker isimli program. Bazen bilgisayarınız saldırıya ugrar veya spy ya da virüs yer. İlgili dosyayı bulursunuz ve silmek istersiniz ama kendini çoktan çalışan diğer programlara en boktanı da explorer.exe ye montelemiştir yavşak. Bu dosya kullanılıyor hata mesajı alıp silemezsiniz. İşte unlocker o dosyanın bağlı olduğu programı bularak bu bağları koparır ve söylediğiniz eylemi gerçekleştirir. Bu eylemler sil, taşı veya yeniden adlandır eylemleridir. İnanılmaz işe yarar.
Kill Winamp: İkinci ufacık tefecik içi dolu turşucuk program ise Kill Winamp programı. Eğer benim gibi müzik dinleyerek uyumayı seven insanlardan biriyseniz çok işe yarar programlardan. Yatmadna önce progrmaı çalıştırıp Winampı kaç şarkı veya kaç dakika sonra kapatması gerektiğini söylüyorsunuz o da siz uyusanız da hem bilgisayarı hem de winampı kapatabiliyor opsiyonel olarak. Sabah uyandığınızda şıkır şıkır açılmaya hazır bir bilgisayar buluyorsunuz.
Diğer: Elbette winrar, Windows Live Messenger gibi programları buraya yazmıyorum. Genelde zaten ilk kurulan programlarla birlikte kurulurlar. İşte böyle efenim, bakınız para harcamak yerine bir post daha yazdım ve vakit geçirdim biraz daha.
30 Mayıs 2009 Cumartesi
Bu Alemde İki Büyük Var
Beşiktaş ve 70'lik rakı canlar. Çok net! Bu gece büyük mucizeler olmazsa şampiyonluğumuzu kutluyor olacağız. Gündüzden Beşiktaş Çarşı'ya akın olacaktır.
Bu, tezahürü;
Bu da gerçeği!!!!!
Bu, tezahürü;
Bu da gerçeği!!!!!
23 Mayıs 2009 Cumartesi
Cumartesi Akşamına Doğru
Heyecanlara gark eden bir haftasonu daha geldi. Canımız ciğerimiz Sochaux bu gece kader maçına çıkıyor saat 22.00 de. Kalbimiz onlarla birlikte atacak Auguste Bonal'da. Maçtan sonra coşkulu kutlamarla ligde kalmak üzere atılan dev adımı onurlandırmak istiyoruz. Soşo ulan!
Bir diğer heyecanımız da yarın yaşanacak. Yarın Beşiktaş Çarşı da olacağız bir aksilik olmazsa. Bir diğer kader maçı da yarın gece İnönü de oynanacak. Maç öncesi çarşıdaki müthiş atmosfere ve coşkuya katılmamak mümkün değil. Maç sonu şampiyonluğu ilan edersek keyfe değmeye gerek yok değil mi dostlar?
Jdownloader indirip kurdum ve resmen rahata erdim. En faideli programlar listesine kafadan üst sıralardan girdi. Free kullanıcı iseniz rapidshare den çoklu dosya indirirken isterseniz modeme rest atıp downloada devam edebilirken, isterseniz 15 dakika bekleyerek diğer parçayı indiriyor. Toplu link atıp bilgisayarı açık bırakarak uykuya dalınan geceler geri geldi..ÜStelik en can özelliği indirdiği rar parçalarını açtıktan ve içindekileri çıkarttıktan sonra o rarları silmesi. Can ya can!
Canım sıkılıyor biraz ama neden bilemedim. Hani göğüs kafesine doğru bir şey vardır derin nefes alırsanız onu dışarıya atacağınızı sanarsınız ve alabildiğiniz en derin nefesi almaya çalışırsınız ya öyle bir şey işte.
Son olarak; mükemmel şiir nasıl olur sorusuna cevaben....
ben miyim bu şeylerin sahibi?
kafamda bir çocuk var meraksız.
iç alemim oyuncaktan farksız;
odam,içime bir ayna gibi.
bir ışık oyunu var tavanda.
gölgeler seslerle birleşiyor
ve bir karga beynimi deşiyor
azaplar kemirdigim bu anda..
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu;
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçen sahil...
bağlanıyor bir iple bir sürü
düşünce köyleri birbirine,
çöküyor herşeyin üzerine
hülyam boyunca kurdugum köprü.
ve doluyor sessiz,ordularım
durmadan,dinlenmeden odama;
urbam içinde yatan adama
hayretle bakıyor dört duvarım.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu;
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçen sahil...
düşüp yatağın dalgalarına
günlerce sürüyor bu yolculuk,
durmadan akıtıyor bir oluk
korkuyu sükutun mezarına.
ve delirmenin tatlı vehmini
sessizlik odama dolduruyor,
kargam hala başımda duruyor
bulmakçün beynimin cehennemini
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu;
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçen sahil...
dünyaya tek gelen insan gibi
atlıyorum bir hint dağına
giriyor kafamın darlığına
kimsesiz dünyaların sahibi.
gidip,gidip gelmede aynı his,
iskeleye ulaşmıyor çıma.
dikiliyor ansızın karşıma
boynum kalınlığındaki ceviz.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu;
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçen sahil...
Orhan Veli Kanık
Şiirin Adı: Odamda
Bir diğer heyecanımız da yarın yaşanacak. Yarın Beşiktaş Çarşı da olacağız bir aksilik olmazsa. Bir diğer kader maçı da yarın gece İnönü de oynanacak. Maç öncesi çarşıdaki müthiş atmosfere ve coşkuya katılmamak mümkün değil. Maç sonu şampiyonluğu ilan edersek keyfe değmeye gerek yok değil mi dostlar?
Jdownloader indirip kurdum ve resmen rahata erdim. En faideli programlar listesine kafadan üst sıralardan girdi. Free kullanıcı iseniz rapidshare den çoklu dosya indirirken isterseniz modeme rest atıp downloada devam edebilirken, isterseniz 15 dakika bekleyerek diğer parçayı indiriyor. Toplu link atıp bilgisayarı açık bırakarak uykuya dalınan geceler geri geldi..ÜStelik en can özelliği indirdiği rar parçalarını açtıktan ve içindekileri çıkarttıktan sonra o rarları silmesi. Can ya can!
Canım sıkılıyor biraz ama neden bilemedim. Hani göğüs kafesine doğru bir şey vardır derin nefes alırsanız onu dışarıya atacağınızı sanarsınız ve alabildiğiniz en derin nefesi almaya çalışırsınız ya öyle bir şey işte.
Son olarak; mükemmel şiir nasıl olur sorusuna cevaben....
ben miyim bu şeylerin sahibi?
kafamda bir çocuk var meraksız.
iç alemim oyuncaktan farksız;
odam,içime bir ayna gibi.
bir ışık oyunu var tavanda.
gölgeler seslerle birleşiyor
ve bir karga beynimi deşiyor
azaplar kemirdigim bu anda..
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu;
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçen sahil...
bağlanıyor bir iple bir sürü
düşünce köyleri birbirine,
çöküyor herşeyin üzerine
hülyam boyunca kurdugum köprü.
ve doluyor sessiz,ordularım
durmadan,dinlenmeden odama;
urbam içinde yatan adama
hayretle bakıyor dört duvarım.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu;
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçen sahil...
düşüp yatağın dalgalarına
günlerce sürüyor bu yolculuk,
durmadan akıtıyor bir oluk
korkuyu sükutun mezarına.
ve delirmenin tatlı vehmini
sessizlik odama dolduruyor,
kargam hala başımda duruyor
bulmakçün beynimin cehennemini
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu;
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçen sahil...
dünyaya tek gelen insan gibi
atlıyorum bir hint dağına
giriyor kafamın darlığına
kimsesiz dünyaların sahibi.
gidip,gidip gelmede aynı his,
iskeleye ulaşmıyor çıma.
dikiliyor ansızın karşıma
boynum kalınlığındaki ceviz.
kardeşini öldürüyor kabil,
içimde bir yalnızlık duygusu;
ölüm kadar uzun yaz uykusu,
sıkıntı ile geçen sahil...
Orhan Veli Kanık
Şiirin Adı: Odamda
3 Mayıs 2009 Pazar
Kısa Kısa
* 1 Mayıs'ta göstermelik biçimde taksime girildi. Ben ise istiklalde oturmama rağmen taksime iki adım yürütmedi sevgili güvenlik güçlerimiz. Sabah koyulan barikatlardan sonra istiklalin içine hapsolduk adeta. Ne kadar mücadele etsem de istiklal den taksime çıkamadım. Bunun üzerine emektar easyshareimi basın kartı olan arkadaşıma verip yolladık onu. Öte yandan, istemesine rağmen katılamayan insanların olduğu ve tamamıyla göstermelik bir taksim girişiyle geçen bir mayıs elbette ki amacına tam anlamıyla ulaştı denemez benim açımdan. Bir yanda kortej pangaltıdan Taksime ilerlerken, vitrinde hiç bir müdahalesi yoktu polisin fakat her ara sokakta kortejle birleşip bu coşkuya ortak olmak isteyenler sert biçimde engellendi. Umuyorum ki çok yakında, bıkmadan, yıllardır sergilenen bu mücadele neticesini verecek ve hep birlikte taksimde, on binlerce kişi bir mayıs marşını söyleyeceğiz bir ağızdan.. Yine de "yıllardan sonra, yollardan sonra şarkılar söylüyor çocuklar" derken kulağımda derya abi, gözlerim dolmadı desem yalan olur..
* Bugünlerde fena halde huysuzum. Önceden bir şarkıdan aldığım hazzı karşımdakiyle paylaşmak istedim coşkuyla ya da izlediğim bir filmde duydugum o hissi. Şimdi..sadece..yoruluyorum ve lojik devrelerdeki "don t care" elemanı gibi hissediyorum.
* Yarın ya kazanda ya da Taksim de Beşiktaş - Fenerbahçe maçının cokusunu yaşayacağız. Bir hafta aradan sonra heyecanımız yine geri döndü..
* Bir süredir üzerinde ugrastığım işleri bitirmiş olmanın rahatlığı içerisindeyim. Bu ferahlık hissi gerçekten...güzel..
* Birisi en sevdiğin şiir ne derse Orhan Veli'nin şu kelimelerini söylerdim;
"Gemliğe doğru, denizi göreceksin.
Sakın şaşırma.."
* Bazı mekanlarda, konuştuklarını tüm cafeye dinleten hatunları arada seviyorum arada sevmiyorum. Geçenlerde kahvaltı ettiğim yerde hanımkızceğizimiz eski erkek arkadaşıyla ayrılık sonrası buluşması gerçekleştirmiş. Anladığım kadarıyla hatun kişi vermeyince çocuk kendisini terketmiş. Bunun üzerinden kalkamıyorum ben kolay atlatamıyorum diye mekandaki tüm müşterilere dinlettiği duygu sömürüsünden sonra oğlanı gidip "aferin evladım, doğru kararı vermişsin" diye tebrik edesim geldi. Bi sus la kadın, bi sus.
* Bugünlerde fena halde huysuzum. Önceden bir şarkıdan aldığım hazzı karşımdakiyle paylaşmak istedim coşkuyla ya da izlediğim bir filmde duydugum o hissi. Şimdi..sadece..yoruluyorum ve lojik devrelerdeki "don t care" elemanı gibi hissediyorum.
* Yarın ya kazanda ya da Taksim de Beşiktaş - Fenerbahçe maçının cokusunu yaşayacağız. Bir hafta aradan sonra heyecanımız yine geri döndü..
* Bir süredir üzerinde ugrastığım işleri bitirmiş olmanın rahatlığı içerisindeyim. Bu ferahlık hissi gerçekten...güzel..
* Birisi en sevdiğin şiir ne derse Orhan Veli'nin şu kelimelerini söylerdim;
"Gemliğe doğru, denizi göreceksin.
Sakın şaşırma.."
* Bazı mekanlarda, konuştuklarını tüm cafeye dinleten hatunları arada seviyorum arada sevmiyorum. Geçenlerde kahvaltı ettiğim yerde hanımkızceğizimiz eski erkek arkadaşıyla ayrılık sonrası buluşması gerçekleştirmiş. Anladığım kadarıyla hatun kişi vermeyince çocuk kendisini terketmiş. Bunun üzerinden kalkamıyorum ben kolay atlatamıyorum diye mekandaki tüm müşterilere dinlettiği duygu sömürüsünden sonra oğlanı gidip "aferin evladım, doğru kararı vermişsin" diye tebrik edesim geldi. Bi sus la kadın, bi sus.
26 Nisan 2009 Pazar
Uzaktan Eğitim
Evet sevgili öğrenciler, bu akşam nasılsınız bakalım? Beni soracak olursanız çok iyiyim, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin de gözlerinden öperim. Sıradaki parçayı Erzurum'da vatani görevini yapmakta olan bir yakınıma ya da 11/b sınıfı kızlarına göndermek istiyorum.
Bu akşamki saçmalama hakkımı da kullandıktan sonra, bahsetmek istediğim mevzuya gireyim biraz. Bırakın Esperantoyu falan, dünyanın ortak dili matematiktir. Dünyanın neresine giderseniz gidin matematik kullanarak insanlarla anlaşabilirsiniz. Evet efenim,
- Merhaba çok kök 2 ledim ben
- Dolapta dünden kalma pi sayısı var. Bir göz at istersen.
- Yok be abi, daha dün yedik pi yi. bu akşam f'(x) + ln(x) yesek olmaz mı?
- 2+2 = 4
Bakın bu örnek diyalogta da gördüğümüz gibi, iki arkadaşımız matematik kullanaarak ne de güzel anlaştılar. Şaka bir yana doğanın büyüsünün matematik oluğunu düşünüyorum. İnsanlığın bu kavramı keşfedip geliştirmiş olması bile başlı başına bir mucize bence. Her şeyiyle soyut olmasına rağmen hayatın her türlü somutluğunu tarif eden başka kavram belki de yoktur. Varsa da dil denebilir herhalde bu kavrama. Neyse efenim ara ara matematiksel kavramlardan bahsetmek istiyorum yazılarımda. Madem ben seviyorum, neden yazmıyorum diye düşündüm. Nedenini bulamadım ama bakayım bir de yazarsam o zaman nedenini bulurum belki diyerek yazmaya karar verdim çoğunlukla saçmaladan ibaret olacak matematiksel kavramlar temelli yazıları.
Evet sevgili öğrenciler, bugün bahsedeceğimiz kavram, transandantal ya da aşkın olarak bilinen sayılardan en ünlüleri olacak. bildiğimiz gibi ilkokulda kümeler kavramının ardından sayı çeşitleri gösterilir sıra ile. bunlar sayma sayıları ile başlar. 1,2,3,4,5....... şeklinde sonsuza kadar giden sayılardır. Bunlara sıfırı da eklersek doğal sayılar kümesini elde ederiz. Bunlara, negatif sayıları da eklersek tam sayıları, daha adamakıllı bir tanımla "sıfırın iki yanından sonsuza kadar uzanan sayılar" dersek elde edebiliriz. İlkokulun sonlarına doğru bu kümeye rasyonel sayılar dediğimiz sayıları da ekleriz. a/b biçiminde yazılabilen sayılara rasyonel sayı denir. Örneğin 1.5, 3/2 biçimine yazılabildiğinden bir rasyonel sayıdır. kümeyi biraz daha genişletelim. Rasyonel biçimde de ifade edilemeyen sayıları da kümeye alalım. Kümeye dahil ettiğimiz bu yeni sayılara da irrasyonel sayılar deriz. Örneğin kök 2 ya da daha adam gibi yazım ile 2^(1/2) bilinen en ünlü irrasyonel sayıdır. Şu anda elde ettiğimiz küme "Gerçel Sayılar" kümesi olarak ifade edilir. Lisenin son bölümüne kadar bu arkadaşlarla canhıraş biçimde ilerleriz. Tamam, ikinin karekökünü bulduk da -2 nin karekökünü nasıl bulacağız. Bu müthiş düzeni bir eksi sayı mı mahvedecek(Bu kusursuz düzen kendi kendine varolmuş olabilir mi sklşflkşasfkls). Hayır efenim naslaa. Algılarımızı biraz daha genişletelim ve -1 in kareköküne i diyelim. Böylece artık -9 u örneğin i^2*9 bçiminde yazabiliriz paşalar gibi. bu sayının karekökü de 3i olur. Can olur can. İşte bu sayılara da karmaşık ya da kompleks sayılar diyoruz.
Şahane. Pekiii, ya bunların hiç biri ile hesaplanamayan sayılar ne olacak, ya da bilinen herhangi bir yöntem ile hesaplanamayan, virgülden sonrası düzensiz biçimde sonsuza kadar giden sayılar ne olcak. Bu sınıfların hiçbirine dahil değilller... İşte bu sayılar matematiğin paşasıdır şuan. Hiç bir şekilde hesaplanamayan sayılar. İşte bu sayılara aşkın sayı ya da transandantal sayı diyoruz. Bunlardan en ünlü iki tanesi e ve pi sayılarıdır.
Önce pi den bahsedelim biraz. Bazı filmlere "dünyanın hakimi" olma amacıyla abuk subuk işler yapan kötü karakterler vardır. Bu adamlar yanlış yerlere saldırıyorlar. Pi sayısının gücüne adamalılar kendilerini öncelikle. Dünyanın hakimi denebilecek bir sayı varsa o da pidir. Her yerde, şekli şemalli her kavramda kendini gösterebilir. Genel olarak 3.14 şeklinde bilinen, öss de üç alınan, biraz daha meraklılıkla 22/7 olarak ifade edilen, ama en genel anlamıyla bir çemberin çevresinin çapına oranı olarka ifade eilen bir şeydir bu sayımız. Sayısal olarak gerçek değeri tam çözülmüş değilir günümüzde bile. Efenim 3 ten sonraki kısım sonsuza kadar gider. Tarihi açıdan çok geniş tarihe haizdir kendisi efenim. Şanlı tarihiyle döver adeta. M.Ö. 2000 li yıllarda antik mısırlılar ve babillerin bu sayıyı araştırmaya başladığı biliniyor. Bundan sonra yunanlılar dairenin, günümzde de bilinen alanı olan pi*r^2 yi buluyor efenim. Daha sonra arşimet kürenin alanını "pi" sayısını kullanarak gösteriyor. İki hintli bilim adamı önce pi yi beşinci basamagına kadar hesaplamayı başarıyor ardından bir diğer hintli bilim admaı ise pi için sonsuz seriyi oluşturuyor.
Neyse efenim bu kadar genel anlatım yeter. Pi yi çekici kılan düzensizliğinde gizlidir aslında ve düzensizliği bir şekilde kendinde toplamasıdır. yani demek istediğim pi sayısı, düzensizliğe verilen bir isim gibidir adeta. Artık düzensizliği bir şekilde, bir formülle ya da bir yöntem ile hesaplamak düzensizliği üzenini oluşturmaya yarayabilirdi. Açıkçası evrenin sırrının pi sayısının virgülden sonraki son basamagında yattığını düşünenlerdenim :) Her şeyin birleştiği bir nokta olacaktır bence onu hesaplayabilmek. Büyük abidir, popülerdir pi. Mahalle maçlarında aldım verdimi yapan iki oyuncudan biridir ve genelde en yetenekli topçusudur mahallenin. Hatta bazı fanları vardır ki kendilerini pi nin virgülden sonraki kısımların ıezberlemeye adamışlardır. Dünyada 3.14 e ithafen pi günü kutlanır her sene hayranları tarafından 14 martta.
Aldım verdimin diğer tarafında ise e sayısına bakalım. Bu da mahallenin romantik ama saygı gören kişiliğidir. Hikayesi film senaryosundan çıkmış gibidir. genel olarak ((n+1)/n)^n in, n sonsuza giderken değeri e sayısının değeridir. E sayısından ilk bahseden Napier dir ama üzerine durmamıştır sadece bir kitabın ekinde belirtmiştir. Bernoulli ise (bu aile de bilim dünyasına ne katılmış arkadaş, her ferdi bir şey bulan başka bir aile var mıdır) gerçek anlamda e yi keşfediyor. Bu sabite e ismini ise euler veriyor. Genel olarak Euler isminden dolayı e isminin verildiği söylenir ama bir efsaneye göre de o anda gördüğü ilk harfi öylesine kağıda geçmiştir Euler efendi.
Neyse efenim asıl hikaye burada değil aslında. Good Will hunting'i izlediyseniz anımsayacaksınızdır orada da bu hikayeye referans veriliyordu. srinivasa ramanujan isimli hintli çocuk, hayatında hiç bir akademik eğitim almamıştır. Bir gün eline matematik kitabı geçer ve bu temel kitaptan ileri matematiksel bir çok şeyi çözer. Bunlardan biri de e sayısının seri biçimine yazılımıydı yamulmuyorsam. böyle filmsel bir hikayesi de vardır bu sayının. Pi nin popülaritesi altında kalmıştır biraz ama ondan sonra da en çok bilinen aşkın sayıdır. Hani aşkın sayının ismindeki romantizme de çok uyar her şeyiyle. Pek severim. ÜStelik e^x in türevi de kendine eşit hesaplaması da kolay :)
Evet sevgili öğrenciler ne öğrendik bu yazımızda. Eğer tanrının varlığı ortaya konacaksa, bu ancak ve ancak pi sayısıyla gerçeklenebilir ya da genişletirsek aşkın sayılar ile gerçeklenebilir. Bu kadar da net konuşuyorum. Gökkuşağının sonundaki altın gibi pi nin sonunda da evrenin sırları vardır. Oraya kadar giden olursa alnından öpülesidir. Bir başka dersimizde, sevdiğim kavramlara değineceğiz yine. Seviyorum bunları.
Bu akşamki saçmalama hakkımı da kullandıktan sonra, bahsetmek istediğim mevzuya gireyim biraz. Bırakın Esperantoyu falan, dünyanın ortak dili matematiktir. Dünyanın neresine giderseniz gidin matematik kullanarak insanlarla anlaşabilirsiniz. Evet efenim,
- Merhaba çok kök 2 ledim ben
- Dolapta dünden kalma pi sayısı var. Bir göz at istersen.
- Yok be abi, daha dün yedik pi yi. bu akşam f'(x) + ln(x) yesek olmaz mı?
- 2+2 = 4
Bakın bu örnek diyalogta da gördüğümüz gibi, iki arkadaşımız matematik kullanaarak ne de güzel anlaştılar. Şaka bir yana doğanın büyüsünün matematik oluğunu düşünüyorum. İnsanlığın bu kavramı keşfedip geliştirmiş olması bile başlı başına bir mucize bence. Her şeyiyle soyut olmasına rağmen hayatın her türlü somutluğunu tarif eden başka kavram belki de yoktur. Varsa da dil denebilir herhalde bu kavrama. Neyse efenim ara ara matematiksel kavramlardan bahsetmek istiyorum yazılarımda. Madem ben seviyorum, neden yazmıyorum diye düşündüm. Nedenini bulamadım ama bakayım bir de yazarsam o zaman nedenini bulurum belki diyerek yazmaya karar verdim çoğunlukla saçmaladan ibaret olacak matematiksel kavramlar temelli yazıları.
Evet sevgili öğrenciler, bugün bahsedeceğimiz kavram, transandantal ya da aşkın olarak bilinen sayılardan en ünlüleri olacak. bildiğimiz gibi ilkokulda kümeler kavramının ardından sayı çeşitleri gösterilir sıra ile. bunlar sayma sayıları ile başlar. 1,2,3,4,5....... şeklinde sonsuza kadar giden sayılardır. Bunlara sıfırı da eklersek doğal sayılar kümesini elde ederiz. Bunlara, negatif sayıları da eklersek tam sayıları, daha adamakıllı bir tanımla "sıfırın iki yanından sonsuza kadar uzanan sayılar" dersek elde edebiliriz. İlkokulun sonlarına doğru bu kümeye rasyonel sayılar dediğimiz sayıları da ekleriz. a/b biçiminde yazılabilen sayılara rasyonel sayı denir. Örneğin 1.5, 3/2 biçimine yazılabildiğinden bir rasyonel sayıdır. kümeyi biraz daha genişletelim. Rasyonel biçimde de ifade edilemeyen sayıları da kümeye alalım. Kümeye dahil ettiğimiz bu yeni sayılara da irrasyonel sayılar deriz. Örneğin kök 2 ya da daha adam gibi yazım ile 2^(1/2) bilinen en ünlü irrasyonel sayıdır. Şu anda elde ettiğimiz küme "Gerçel Sayılar" kümesi olarak ifade edilir. Lisenin son bölümüne kadar bu arkadaşlarla canhıraş biçimde ilerleriz. Tamam, ikinin karekökünü bulduk da -2 nin karekökünü nasıl bulacağız. Bu müthiş düzeni bir eksi sayı mı mahvedecek(Bu kusursuz düzen kendi kendine varolmuş olabilir mi sklşflkşasfkls). Hayır efenim naslaa. Algılarımızı biraz daha genişletelim ve -1 in kareköküne i diyelim. Böylece artık -9 u örneğin i^2*9 bçiminde yazabiliriz paşalar gibi. bu sayının karekökü de 3i olur. Can olur can. İşte bu sayılara da karmaşık ya da kompleks sayılar diyoruz.
Şahane. Pekiii, ya bunların hiç biri ile hesaplanamayan sayılar ne olacak, ya da bilinen herhangi bir yöntem ile hesaplanamayan, virgülden sonrası düzensiz biçimde sonsuza kadar giden sayılar ne olcak. Bu sınıfların hiçbirine dahil değilller... İşte bu sayılar matematiğin paşasıdır şuan. Hiç bir şekilde hesaplanamayan sayılar. İşte bu sayılara aşkın sayı ya da transandantal sayı diyoruz. Bunlardan en ünlü iki tanesi e ve pi sayılarıdır.
Önce pi den bahsedelim biraz. Bazı filmlere "dünyanın hakimi" olma amacıyla abuk subuk işler yapan kötü karakterler vardır. Bu adamlar yanlış yerlere saldırıyorlar. Pi sayısının gücüne adamalılar kendilerini öncelikle. Dünyanın hakimi denebilecek bir sayı varsa o da pidir. Her yerde, şekli şemalli her kavramda kendini gösterebilir. Genel olarak 3.14 şeklinde bilinen, öss de üç alınan, biraz daha meraklılıkla 22/7 olarak ifade edilen, ama en genel anlamıyla bir çemberin çevresinin çapına oranı olarka ifade eilen bir şeydir bu sayımız. Sayısal olarak gerçek değeri tam çözülmüş değilir günümüzde bile. Efenim 3 ten sonraki kısım sonsuza kadar gider. Tarihi açıdan çok geniş tarihe haizdir kendisi efenim. Şanlı tarihiyle döver adeta. M.Ö. 2000 li yıllarda antik mısırlılar ve babillerin bu sayıyı araştırmaya başladığı biliniyor. Bundan sonra yunanlılar dairenin, günümzde de bilinen alanı olan pi*r^2 yi buluyor efenim. Daha sonra arşimet kürenin alanını "pi" sayısını kullanarak gösteriyor. İki hintli bilim adamı önce pi yi beşinci basamagına kadar hesaplamayı başarıyor ardından bir diğer hintli bilim admaı ise pi için sonsuz seriyi oluşturuyor.
Neyse efenim bu kadar genel anlatım yeter. Pi yi çekici kılan düzensizliğinde gizlidir aslında ve düzensizliği bir şekilde kendinde toplamasıdır. yani demek istediğim pi sayısı, düzensizliğe verilen bir isim gibidir adeta. Artık düzensizliği bir şekilde, bir formülle ya da bir yöntem ile hesaplamak düzensizliği üzenini oluşturmaya yarayabilirdi. Açıkçası evrenin sırrının pi sayısının virgülden sonraki son basamagında yattığını düşünenlerdenim :) Her şeyin birleştiği bir nokta olacaktır bence onu hesaplayabilmek. Büyük abidir, popülerdir pi. Mahalle maçlarında aldım verdimi yapan iki oyuncudan biridir ve genelde en yetenekli topçusudur mahallenin. Hatta bazı fanları vardır ki kendilerini pi nin virgülden sonraki kısımların ıezberlemeye adamışlardır. Dünyada 3.14 e ithafen pi günü kutlanır her sene hayranları tarafından 14 martta.
Aldım verdimin diğer tarafında ise e sayısına bakalım. Bu da mahallenin romantik ama saygı gören kişiliğidir. Hikayesi film senaryosundan çıkmış gibidir. genel olarak ((n+1)/n)^n in, n sonsuza giderken değeri e sayısının değeridir. E sayısından ilk bahseden Napier dir ama üzerine durmamıştır sadece bir kitabın ekinde belirtmiştir. Bernoulli ise (bu aile de bilim dünyasına ne katılmış arkadaş, her ferdi bir şey bulan başka bir aile var mıdır) gerçek anlamda e yi keşfediyor. Bu sabite e ismini ise euler veriyor. Genel olarak Euler isminden dolayı e isminin verildiği söylenir ama bir efsaneye göre de o anda gördüğü ilk harfi öylesine kağıda geçmiştir Euler efendi.
Neyse efenim asıl hikaye burada değil aslında. Good Will hunting'i izlediyseniz anımsayacaksınızdır orada da bu hikayeye referans veriliyordu. srinivasa ramanujan isimli hintli çocuk, hayatında hiç bir akademik eğitim almamıştır. Bir gün eline matematik kitabı geçer ve bu temel kitaptan ileri matematiksel bir çok şeyi çözer. Bunlardan biri de e sayısının seri biçimine yazılımıydı yamulmuyorsam. böyle filmsel bir hikayesi de vardır bu sayının. Pi nin popülaritesi altında kalmıştır biraz ama ondan sonra da en çok bilinen aşkın sayıdır. Hani aşkın sayının ismindeki romantizme de çok uyar her şeyiyle. Pek severim. ÜStelik e^x in türevi de kendine eşit hesaplaması da kolay :)
Evet sevgili öğrenciler ne öğrendik bu yazımızda. Eğer tanrının varlığı ortaya konacaksa, bu ancak ve ancak pi sayısıyla gerçeklenebilir ya da genişletirsek aşkın sayılar ile gerçeklenebilir. Bu kadar da net konuşuyorum. Gökkuşağının sonundaki altın gibi pi nin sonunda da evrenin sırları vardır. Oraya kadar giden olursa alnından öpülesidir. Bir başka dersimizde, sevdiğim kavramlara değineceğiz yine. Seviyorum bunları.
14 Mart 2009 Cumartesi
Sevdiğim Ufak tefek Şeyler #5
* İstiklal'de yürürken aksiyon filmlerine benzer zamanlamalar ile kalabalığın arasında gördüğüm boşluklardan kimseye dokunmadan geçmeyi başarabildiğim o "an". Öyle ki, sadece tek uygun zaman vardır, bir saniye gecikme ile ya birine çarpılır ya da yavaşlanmak zorunda kalınır. Stabil hızda o aradan kıvrakça sıyrılmak..
* Biri bir şey ima ettikten sonra "boşver" deyip konuyu sonlandırmak istediğinde "gıdakladın yumurtla" demek.
* İstiklal'de yürürken mp3 playerımda "The age of the understatement" çalarken birden deli danalar gibi hızlanmam. Kulaklıktaki müziğe uyan yürüme temposu.
* İstikal'den taksime çıkışta, durakta gördüğüm otobüse yetişemeyeceğimi anladığımda hızlı hızlı Gümüşsuyu durağına giderek orada otobüsü yakalamak.
* Ellerim cebimde, kafamda hiç bir düşünce olmadan yürümek.
imza: Çizgilere basmadan yürüme obsesyonundan kurtulmak üzere olan biri.
* Biri bir şey ima ettikten sonra "boşver" deyip konuyu sonlandırmak istediğinde "gıdakladın yumurtla" demek.
* İstiklal'de yürürken mp3 playerımda "The age of the understatement" çalarken birden deli danalar gibi hızlanmam. Kulaklıktaki müziğe uyan yürüme temposu.
* İstikal'den taksime çıkışta, durakta gördüğüm otobüse yetişemeyeceğimi anladığımda hızlı hızlı Gümüşsuyu durağına giderek orada otobüsü yakalamak.
* Ellerim cebimde, kafamda hiç bir düşünce olmadan yürümek.
imza: Çizgilere basmadan yürüme obsesyonundan kurtulmak üzere olan biri.
24 Ocak 2009 Cumartesi
Kısa Kısa Serisinden..
*Efenim bu güzel cumqrtesi öğleden sonrasından herkese merhaba. Umarım keyifli bir haftasonu geçiriyorsundur sayın okuyucum. Neysse efenim, Ev arkadaşımın Marmara Üniversitesini kazanıp da İstanbul'a gelen bir yiyeni var bu sene..Ona çoğu zaman baktığımda eski beni görüyorum. Sanki yapacağı doğruları, hataları biliyormuşum gibi hissediyorum. hoş elbette ne söylesem aynı hata veya doğru davranış her halükarda olacak. Ne demiş sevgili Lost ekibi "you can t change the past.." yaa yaa
* Dün gece garip bir aydınlanma yaşadım. Yani bunu nasıl anlatsam bilemiyorum. Son bir aydır adeta kapana kısılmış hisediyordum kendimi ve sanki hayatım boyunca böyle devam edecek diye düşünmeye başlamıştım. fakat dün gece...aniden..birden.. bu durumun geçici olduğunun farkına vardım. Yani elbette yakın arkadaşlarım daha uzuuun bir süreç var önünde, hayat uzun bir yol şeklinde öğütler verse de insanın buna kendisi inandığı o "an" tamamıyla farklı oluyor. Bu aydınlanma nedeniyle fena halde huzurlu bir haftasonu geçiriyorum. Durumu sevgili arkadaşım marika'ya alattığımda bunun nedenini Lost olarak belirledik. Bir süredir bezmişlik olduğu için üzerimde, kafamı yorabildiğim ufacık bir konu bile yoktu. Ta ki lost gelip çarklar çalışmaya başlayana dek. düşünce mekanizması harekete geçmeye başlayınca Lost'a kafa patlatmaktan ötürü, ısınmaya başlayan kafa daha hızlı çalışıyor sanki dslfasldfklsadflksalşflşksdfklşsa. her ne olursa olsun, isterse sıçıp sıvasın sonunda, bu dizi iki kez hayata dair ilgilenebileceğim şeyler çıkardı karşıma. İlk seferde yoğun aşk acısından farklı bir şey düşünebilmeme temel oluşturdu. İkinci sezonun ortalarıydı Lost'u keşfettiğimde. İyi ki keşfetmişim. Şimdi de yoğun ekonomik buhranın da getirdiği sıkıntılı yaşama dair yeni bakış açıları geliştirmeme ön ayak oldu.
* Severen takip ettiğim bloglardan biri de gök günce isimli astronomi ve uzay bilimine dair yazıların yer aldığı blog. Orada gördüğüm bu videoyu ben de paylaşmak istedim. 2008 yılından merkür, mars, venüs ve satürn e dair en etkileyici fotoğraflardan oluşan bir derleme video.
Riding with Robots - Best of 2008 from Bill Dunford on Vimeo.
* elbette o akdar referanstan sonra muhteşem geri dönüşü ile Lost'u da anmamak olmaz. Grift senaryo yapısının ustaca işlenip, bu açılışta adeta show yaptığı bölümler izledik. Hayranlık duymamak mümkün değil. Teorilerime gelince, sözlüğe de yazdım, benjamin linus ve desmond'ın dizi boyunca hiç karşılaşmamış olmaları durumu bu iki bölümde de devam etti. Kesinlikle çözüm noktalarından biri bu ikili arasındaki ilişki olacak. Benjamin abimiz, Jack dallamasına adaya geri dönecekleri sayarken(Kate,Sayid,Hurley,Sun) desmond ı saymıyor. Ya desmond ı hiç bilmiyor ya da çok daha büyük bir bağ var aralarında. Bölüm sonundaki medyum ablamız ise, foucault sarkacı prensibi ile adanın o zamanki exact yerini tespit etmeye çalışıyordu diyebiliriz. Benim zaman konusundaki teorim şöyle, ada üzerindeki zaman adanın dışarıya göre zaman atlamasından farklı. Yani iki farklı zamanda yolculuk var bu sistemde. Biri adanın kendisi. Dış dünyaya göre olan zamanda farklı yerlere atlıyor ve kendini deli gibi ordan oraya dağa taşa vuruyor konum olarak. İkinci zaman atlama ise adanın kendi içinde. Yani Sawyer, Faraday ve juliet in ekibinin yaptığı zaman yolculukları. Bir şekilde 70 saat sonra ada tam olması gerketiği zamanda ve olması gerketiği yerde olacak. Bu tamamen unique bir durum. Faraday'e gelince, bölümün başında onu dharma da görünce oldukça şaşırdık ama bölüm sonundaki düşüncem Faraday'in charlotte a bir sabit bulmak için orada oldugu şekline geçti. Faraday'in adaya ilk geldiğindeki hafıza sorunlarına benzer sorunları charlotte un yaşamış olması onun mutlaka bir sabite ihtiyacı oldugunu gösteriyor. Peki Faraday ne için Dharma zamanına gitti. İşte burada Charlotte'un, namaste amcamız doktor marvin candle ın kızı olabileceğini düşünebiliriz. Ya da desmond ile yaptığı konuşma neticesinde Charlotte'un faraday'in annesi olabileceğini..Aşktan farklı bir ilişki ile birbirlerine yaklaştıkları belliydi en baştan beri. Eğer Charlotte, Faraday'in anesi çıkarsa şaşırmam artık....Bir de John'un pusulası var. Richard zaman atlamaları esnasında onu kendisine verdi. Hatırlarsak geçen sezon bir bölümde Richard, John'un çocukluğuna giderek önüne serdiği bir kaç materyalden birini seçmesini istiyordu ve "bunların hangisi zaten senin" diyordu. İşte o materyaller arasında bu bölümde John'a verilen pusula da var....Görünen o ki zaman yolculugu sayesinde adanın merak ettiğimiz sırlarını öğreneceğiz. Black Rock gemisini, "the incident" ı. Adanın özelliğini....... bir ayrıntı daha vardı bu bölümde. İlk sezonda Boone'un ölümüne neden olan Mr Eko'nu kardeşi Yemi'nin uçağının adaya düştüğü zamana da gittik. John o esnada Ethan tarafından vuruldu. birinci sezonda da tam olarak aynı yerde bacağında bir sancı hissediyor ve bu nedenle yukarıya boone çıkmak durumunda kalyordu. Nefis bir ayrıntı olmuş ama o uçağın düşmesi sahnesinin sadece bize zamanda yolculuk yapıldığını kesin olarak göstermek için kondugu kanaatindeyim..Neyse efenim daha söylenecek çok şey var elbette..Şimdilik burada keselim.
* Çok sevdiğim bir pazar şarkısı seçtim yarın için. Herkesi güzel bir kahvaltı hazırlamaya çağırıyorum..Ben de uzun süredir görmediğim, üniversiteden how i met your mother tandansındaki arkadaş grubum ile İzmit'te buluşacagım kahvaltı için. Üniversiteden sonra her birimiz İzmit'ten ayrılmıştık fakat böyle bir buluşma için elbette İzmit ve sürekli kahvaltı yaptığımız köydeki cafemiz tercih edilmeliydi. Herkese sevgiler, iyi haftasonları efenim.
* Dün gece garip bir aydınlanma yaşadım. Yani bunu nasıl anlatsam bilemiyorum. Son bir aydır adeta kapana kısılmış hisediyordum kendimi ve sanki hayatım boyunca böyle devam edecek diye düşünmeye başlamıştım. fakat dün gece...aniden..birden.. bu durumun geçici olduğunun farkına vardım. Yani elbette yakın arkadaşlarım daha uzuuun bir süreç var önünde, hayat uzun bir yol şeklinde öğütler verse de insanın buna kendisi inandığı o "an" tamamıyla farklı oluyor. Bu aydınlanma nedeniyle fena halde huzurlu bir haftasonu geçiriyorum. Durumu sevgili arkadaşım marika'ya alattığımda bunun nedenini Lost olarak belirledik. Bir süredir bezmişlik olduğu için üzerimde, kafamı yorabildiğim ufacık bir konu bile yoktu. Ta ki lost gelip çarklar çalışmaya başlayana dek. düşünce mekanizması harekete geçmeye başlayınca Lost'a kafa patlatmaktan ötürü, ısınmaya başlayan kafa daha hızlı çalışıyor sanki dslfasldfklsadflksalşflşksdfklşsa. her ne olursa olsun, isterse sıçıp sıvasın sonunda, bu dizi iki kez hayata dair ilgilenebileceğim şeyler çıkardı karşıma. İlk seferde yoğun aşk acısından farklı bir şey düşünebilmeme temel oluşturdu. İkinci sezonun ortalarıydı Lost'u keşfettiğimde. İyi ki keşfetmişim. Şimdi de yoğun ekonomik buhranın da getirdiği sıkıntılı yaşama dair yeni bakış açıları geliştirmeme ön ayak oldu.
* Severen takip ettiğim bloglardan biri de gök günce isimli astronomi ve uzay bilimine dair yazıların yer aldığı blog. Orada gördüğüm bu videoyu ben de paylaşmak istedim. 2008 yılından merkür, mars, venüs ve satürn e dair en etkileyici fotoğraflardan oluşan bir derleme video.
Riding with Robots - Best of 2008 from Bill Dunford on Vimeo.
* elbette o akdar referanstan sonra muhteşem geri dönüşü ile Lost'u da anmamak olmaz. Grift senaryo yapısının ustaca işlenip, bu açılışta adeta show yaptığı bölümler izledik. Hayranlık duymamak mümkün değil. Teorilerime gelince, sözlüğe de yazdım, benjamin linus ve desmond'ın dizi boyunca hiç karşılaşmamış olmaları durumu bu iki bölümde de devam etti. Kesinlikle çözüm noktalarından biri bu ikili arasındaki ilişki olacak. Benjamin abimiz, Jack dallamasına adaya geri dönecekleri sayarken(Kate,Sayid,Hurley,Sun) desmond ı saymıyor. Ya desmond ı hiç bilmiyor ya da çok daha büyük bir bağ var aralarında. Bölüm sonundaki medyum ablamız ise, foucault sarkacı prensibi ile adanın o zamanki exact yerini tespit etmeye çalışıyordu diyebiliriz. Benim zaman konusundaki teorim şöyle, ada üzerindeki zaman adanın dışarıya göre zaman atlamasından farklı. Yani iki farklı zamanda yolculuk var bu sistemde. Biri adanın kendisi. Dış dünyaya göre olan zamanda farklı yerlere atlıyor ve kendini deli gibi ordan oraya dağa taşa vuruyor konum olarak. İkinci zaman atlama ise adanın kendi içinde. Yani Sawyer, Faraday ve juliet in ekibinin yaptığı zaman yolculukları. Bir şekilde 70 saat sonra ada tam olması gerketiği zamanda ve olması gerketiği yerde olacak. Bu tamamen unique bir durum. Faraday'e gelince, bölümün başında onu dharma da görünce oldukça şaşırdık ama bölüm sonundaki düşüncem Faraday'in charlotte a bir sabit bulmak için orada oldugu şekline geçti. Faraday'in adaya ilk geldiğindeki hafıza sorunlarına benzer sorunları charlotte un yaşamış olması onun mutlaka bir sabite ihtiyacı oldugunu gösteriyor. Peki Faraday ne için Dharma zamanına gitti. İşte burada Charlotte'un, namaste amcamız doktor marvin candle ın kızı olabileceğini düşünebiliriz. Ya da desmond ile yaptığı konuşma neticesinde Charlotte'un faraday'in annesi olabileceğini..Aşktan farklı bir ilişki ile birbirlerine yaklaştıkları belliydi en baştan beri. Eğer Charlotte, Faraday'in anesi çıkarsa şaşırmam artık....Bir de John'un pusulası var. Richard zaman atlamaları esnasında onu kendisine verdi. Hatırlarsak geçen sezon bir bölümde Richard, John'un çocukluğuna giderek önüne serdiği bir kaç materyalden birini seçmesini istiyordu ve "bunların hangisi zaten senin" diyordu. İşte o materyaller arasında bu bölümde John'a verilen pusula da var....Görünen o ki zaman yolculugu sayesinde adanın merak ettiğimiz sırlarını öğreneceğiz. Black Rock gemisini, "the incident" ı. Adanın özelliğini....... bir ayrıntı daha vardı bu bölümde. İlk sezonda Boone'un ölümüne neden olan Mr Eko'nu kardeşi Yemi'nin uçağının adaya düştüğü zamana da gittik. John o esnada Ethan tarafından vuruldu. birinci sezonda da tam olarak aynı yerde bacağında bir sancı hissediyor ve bu nedenle yukarıya boone çıkmak durumunda kalyordu. Nefis bir ayrıntı olmuş ama o uçağın düşmesi sahnesinin sadece bize zamanda yolculuk yapıldığını kesin olarak göstermek için kondugu kanaatindeyim..Neyse efenim daha söylenecek çok şey var elbette..Şimdilik burada keselim.
* Çok sevdiğim bir pazar şarkısı seçtim yarın için. Herkesi güzel bir kahvaltı hazırlamaya çağırıyorum..Ben de uzun süredir görmediğim, üniversiteden how i met your mother tandansındaki arkadaş grubum ile İzmit'te buluşacagım kahvaltı için. Üniversiteden sonra her birimiz İzmit'ten ayrılmıştık fakat böyle bir buluşma için elbette İzmit ve sürekli kahvaltı yaptığımız köydeki cafemiz tercih edilmeliydi. Herkese sevgiler, iyi haftasonları efenim.
17 Ocak 2009 Cumartesi
11 Ocak 2009 Pazar
Sevdiğim Ufak tefek Şeyler #4
* Zaman zaman bir sosyal ortamda, o ortamdaki insanlara göre "küçük düşürücü" olacak bir durumun, o an orada bulunan bir arkadaşımın başına gelmek üzere olduğunu farkettiğimde mevzubahis küçük düşürücülüğü üstlenip, uygun cümlelerle değersizleştirmek ve az sonra o durum oluştuğunda, ilgili arkadaşın bundan utanç duymamasını sağlayabilecek anlık ortamı oluşturmak. akabinde, sadece gözler ile yapılan "teşekkür ederim", "sorun değil" diyaloğu..
* "Zımbırtı" ve "zamazingo" gibi joker kelimeler.
* Pek soğuk olmayan bir havada, iri taneli kar yağarken, Ezginin günlüğü'nden Leyla ve Louis Armstrong'dan What A Wonderful World dinlemek ve beraberinde kırmızı buzbağ yudumlamak.
* Bendeniz hanım kızımızın "demedim mi" isimli şarkısında, enstrümanların şiddetini kesip, Bendeniz'in "Günah..alnıma yazılmış, boynuma sarılmış, işli zalim karadantel..." sözlerini icra ettiği an ve bu sözler..
* Nescafe içmek zorunda kaldığım vakitler, kırmızı nescafe fincanında içmek.
* Uyumadan önce kafamda çeşitli sistemleri iyice detaylandırarak tasarlamaya çalışmak.
imza: çok karışık duygular içerisinde olan biri :)
* "Zımbırtı" ve "zamazingo" gibi joker kelimeler.
* Pek soğuk olmayan bir havada, iri taneli kar yağarken, Ezginin günlüğü'nden Leyla ve Louis Armstrong'dan What A Wonderful World dinlemek ve beraberinde kırmızı buzbağ yudumlamak.
* Bendeniz hanım kızımızın "demedim mi" isimli şarkısında, enstrümanların şiddetini kesip, Bendeniz'in "Günah..alnıma yazılmış, boynuma sarılmış, işli zalim karadantel..." sözlerini icra ettiği an ve bu sözler..
* Nescafe içmek zorunda kaldığım vakitler, kırmızı nescafe fincanında içmek.
* Uyumadan önce kafamda çeşitli sistemleri iyice detaylandırarak tasarlamaya çalışmak.
imza: çok karışık duygular içerisinde olan biri :)
3 Ocak 2009 Cumartesi
Ömür Törpüsü Oyunlar

Supaplex: En başa bu oyun yazılmazsa ayıp edilir. Kuralları bu kadar basit olup, olasılığı bu denli fazla olan ve kafayı sıyırtan başka bir oyun var mıdır bilemem. Murphy ile elektron toplarken, farkında olmadan bakış açılarının genişleyip çeşitlendirildiği, analitik düşünebilme alışkanlığını kazandıran, hani denir ya resmin tamamını görmek gerek diye, işte bir çok bölümünde resmin tamamını görmek gereken, bir kere başlandığında geceli gündüzlü oynanıp kan çanağı gözler ile okula gitme müsebbibi. Şimdi iyi bilgisayar programı yazabilen kesimin temelinin çocukken atılmasının örneklerinden biri aslında supaplex. yoğun matematiksel düşünce ve kusursuzluk gerektiriyor. O dönem çocuk olanlar ve bu oyunlarla yetişenler, üzerine bir de "kafa ayarı" mantığını kapmışlarsa şimdilerin başarılı bilgisayar programcılarından olmamaları için hiç bir neden yok.

Worms: Efsane statüsünde olan bir oyun da worms elbete. Bir kaç solucandan oluşan takımlar, çeşitli silahlar kullanarak farklı platformlar üzerinde birbirlerini yok etmeye ya da platformdan suya düşürmeye çalışırlar. İyi bir worms oyuncusu olabilmek için yine iyi sayısal düşünebilme alışkanlığı gerekir. Silahınızı kullanırken rüzgarın hızından platformdaki engellere mesafeye ve konumlara kadar her şeyi hesaba katmak zorundasınızdır. Platformun kurallarını bildikten sonra(rüzgar hızı, mesafeler, engeller, konumlar) yapabileckelerinizin sınırsızlığı, hayata dair düşünebilme, bakış açısı geliştirmeye de fazlaca yardımcı veya tetikleyici unsur olarak öne çıkabiliyor.

Half Life: Elbette bitirebilene kadar, iki haftamı tamamen harcamış olduğum bu oyun da ömür törpüsü olarak gösterilmeli. Ayrıntıları görebilmenin önemi, eldeki kıt imkanları verimli kullanabilmek için on takla atılması gereken, üstelik gördüğüm en başarılı senaryolardan birine de iyeliği olan half life, eğer geceyarısı evde yalnız oynuyorsanız önünüze aniden çıkıveren böcekler ile yusuf yusuf ettirip sandalyeden düşürebilen bir oyun. Tam bir ömür törpüsü.
CM/FM: Her yıl düzenli olarak bir grup erkeğin hayattan kopmasının nedeni olan Championship Manager ve Football Manager oyunları da bu statüye konulmalı. Kim derdi ki o kadar janjanlı görüntü kalitesinin olduğu futbol oyunları kadar (bu yılı saymazsak) sadece yazılardan ve noktalardan oluşan bir oyun da dikkat çekebilecekti. Her yıl düzenli olarak en az bir ayın dominant sahibidir erkeklerin çoğu arasında. Yeri gelmişken bir söylentiye göre, erkeklerin çoğunun fantezilerini FM oynayan ve bu konuda, yeterli bilgi ile konuşabilen kadınlar süslemektedir. :)

Red Alert 2: Bu oyun da benim için efsanevi niteliktedir. Soğuk savaş döneminde geçen konusu ile, tercihinize göre sovyet veya müttefik olabiliyor ve soğuk savaşın sona erip sıcak savaşın başladığı bir alternatif tarihin içinde buluyorsunuz kendinizi. Sovyet bölümünü bitirmiştim kendilerinin. Allied CD mi kaybettiğimden öyle kaldı o. Oyunun bölümleri arasındaki video geçişleri başkanların konuşmaları, Paris'in sovyet güçleri tarafından işgali, Ural civarındaki sovyet şehirlerine karışıp halkı otoriteye karşı kışkırtmaya çalışan amerikan güçlerine karşı koyuş. Alamo'dan A.B.D. başkanını küçük ekiple yapılan şahane ayrıntılı operasyonla kaçırmak, savaşı kazanmaya yaklaşırken, sovyetler birliği içerisindeki iktidar mücadelesi ve Yuri, nükleer silahlar, einstein'in chrono projesi, gerçek anlamda dünyanın her yerine yayılmış savaş ve aklıma gelen "büyük güç büyük sorumluluk gerektirir" sözü...Yıllar geçse de bilen insanlarla oynandığında hala deli zevk veren multiplayer kısmı..Ve Tanya..Ah Tanya vah Tanya..

Super Mario Bros: Kapanışı Mario ile yapalım şimdilik. Zamanı asla geçmeyen, platform oyunlarının en popüleri.. Mario ve aşık olduğu prensesi kurtarma macerası. "Thank you mario, but princess is in another castle" sözünü duymaktan bıkmayıp tüm bölümleri geçmek inanılmaz zevkliydi..Bir çok kişinin hayatının kısa bölümünü konuğudur Mario ve Kyle kardeşler.

Ve diğerleri, Cadillacs and Dinasours, Patrician 3, Medieval Total War, DYNA(a.k.a. Bomber Man)..Unuttuğum kalmadı herhalde şimdilik. Belki de kalmıştır bilemedim. Her birini çok severim. Aslında bir şey yazmayacaktım ama Veysel Karani Demir denen adamın ve Vakit denilen zımbırtının riyakarlığını gördükçe kusma kulübü kitabını gerçelleyip ekibi kurmayı düşünerek, suratlarına kusmak geçti içimden. İki gündür bu şahsın rezalet tablosunu gördükçe boğazım düğümleniyor. Başka şeyler düşünüp bu oyunlardan bazılarını oynamak istedim bugün..
27 Aralık 2008 Cumartesi
Sabahlar Ayazdır. (Genelde)

Sabah vakitleri soğuk olur. Bu soğuğa alışabilme sürecim ilkokulda başlar. Köyden şehre taşındığımızda, ilk yıllar haftasonlarını da köyde geçirirdik. Pazartesi sabahı ise, kış vaktiyse daha güneş doğmadan yollara çıkılırdı. Otobüse atlayıp, yarım saattlk yolculuktan sonra okula. Sabah 6.45 otobüsünde, öğrenciler ve çalışanlar olurdu. Eğer pazartesiyse benim gibi extra öğrenciler. Okula ilk gitmeyi veya vakit geçirmek için iki jeton alıp street fighter oynamayı yakınen tanırım. Buna rağmen haftasonları erken kalkıp da dışarıda olmanın mealini bilemezdim pek. Haftasonu erken kalkma durumuna, star ın karga bokunu izlemeye alternatif olarak koyduğu, sabah 7 de başlayan genç james bond, hong kong phooey, laff a lympics ve geleceğe dönüş çizgi film kuşağı müsebbibti.
Haftasonu sabahlarını dışarıda geçirmem dershane dönemlerine rastgelir. Son derece yoğun tempoda, haftaiçi okul, haftasonu dershane trafiği öğrenci seçme sınavının acımasızlığıyla mücadele yöntemydi sistemin bulduğu. Yakın bir komşumuzun kızı ile aynı dershaneye giderdik. Ayrıca sınıftan da dostum ve o dönemki en yakın arkadaşımdı. Haftasonu, özellikle pazar sabahı sokaklarda kimsecikler olmazdı. O an hayran kalmıştım duruma. Herkes sokakları bana bırakmış, istediğimi yapmamı bekliyordu sanki. Sayım günleri dışarıda olanlara çok özenirdim. Böyle bir şey olmalıydı. Ve çok güzeldi...Sokaklarda sadece ama sadece o an sokakta olmak zorunda olanlar vardı. Tek tuk..Sabahlar soğuk olurdu ama o zamanın sıcaklığı, berenin koruduğu saçlarla ve ağıza götürülen ayaz ellere üflemelere yetiyordu. Isıtıyordu..
Üniversiteye geldiğimde biraz daha öğrenmiştim. Sadece zorunda olanlar vardı pazar sabahı yolda veya dükkanlarda. Soğuktu sabah. Atkımı boğazıma dolayıp çıktığımda dışarıya zaman zaman, Vega'nın "bu sabahların bir anlamı olmalı"sı yeni yeni duyuruyordu kendini. Sıcaklık, pazar sabahı kapısını yeni açmış bir çay ocağındaki ilk demli çayın sıcaklığına eşdeğerdi..Yaklaşık bir iki saat parmakla sayılabilecekten fazla olmayan insan gelecekti en fazla. Çay ocağının sahibiyle yapılan, memleket sorma muhabbeti ve zamanla hayattan ilişkilere, ülkenin gündemine, Beşiktaş'ın son durumuna kadar çeşitlenen sohbetler, hele ki görmüş geçirmş olarak tanına sıcakkanlı esnafıysa ülkemin, verdiği öğütler bu sabahların en güzel anlamlarındandı. Günün, dinlenen ilk şarkıları ise o çay ocağına yapılan soğuk yürüyüşün ve sonra da tüm günün doğal ısıtıcısıydı...Öğlene doğru, ev ahalisi öğrenci arkadaşlarım yeni yeni kalkmışken, günün gazeteleri ve kahvaltılık ile eve gelip kahvaltı etmek ise paha biçilemezdi..İyi bir haftasonu dilerim efenim.
20 Aralık 2008 Cumartesi
(Masalımsı ve Rüya ve Gerçek) veya Masal
Arabesk bir sevda acısı çektiğini düşünüyordu. Kamptaki çadırının içinde dönüp duruyordu istemsizce. Zaman geçmeliydi geçmesine de, öyle bir zamanda oluyordu ki, geçmişti de gelmişti. Gözucu, çadırının içerisinde tur atarken beyni tüm hatıralarının etrafında uzun bir yarışa çıkmıştı kim bilir kaç tur sürecek. Kalbi acıyordu acımasına da bunun bilincindeydi adam. Bilincindeydi ve istiyordu. Belki de bu çekmesi gereken bir acıydı.
Zaman geçmeliydi geçmesine de, geçerken boğuyordu göğsünün en derininden. On dakika olmuştu yatağa uzanalı ama o bir aylık yaşadığı, hayır hayır tam anlamıyla yaşadığını hissedip de yaşadığı, hayır hayır, o zamana kadar neden "yaşamak güzel şey" diyenlerin hissederek demelerini anlayabiliyordu. Evet yaşamalıydı, otuzuna gelmek üzereyken tüm yıllar boyunca o bir aydaki hissettikleriydi yaşamı. elbette daha fazlası vardı ama orada yaşıyordu. O zamanda gerçekten yaşıyordu, hissediyordu. Freni patlamış bir kamyonda son sürat yokuş aşağı giderken hissedebileceği heyecandan daha fazla çarpıyordu o zaman yüreği. Üstelik ilk defa bu çarpıntının nedeni korku değildi. Başka bir şeydi bu. Ancak sadece ama sadece yaşayanın bilebileceği. O zaman anlıyordu bazı şarkı sözlerinin değerini. O zaman anlıyordu, nasıl olurda bir sözde bir keman yayının tozlu sesinde, bu kadar yoğun hissedebilirdi bir insan.
Zaman geçmeliydi geçmesine de, uyuyamıyordu. uyumak istiyor muydu onu da bilmiyordu. Sigarasını alarak dışarıya çıktı. Deniz kenarında bir kamp yeriydi ağaçlar arasında. İş yerinden kendisine verilen bir aylık özel izin ile kafasını dağıtmak için gelmişti sözde. Kafasını dağıtıyordu da. Kır kahvesine doğru yürüdü, sabaha karşıydı ama hala geceydi. Kafasında adlandırmak istediği hisler vardı. Onları bir kez daha hissedebilmek için neler vermezdi ki? Ya aynı kişiyle tekrar hissedebilir miydi? Artık o zamanki kadar saf değildi. Hayır aslında saftı fakat araya giren bir ayrılık vardı. Bir şey vardı. Sanki küçük bir çocukmuş ve yatağına uzanmış masal dinlerken, okuyanın masalı bitirerek mum ışığına doğru nefesini üfledikten sonra "iyi geceler" demesi gibiydi. masal bitmişti, rüya başlıyordu. Eğer uyuyabilirse... Rüya gerçeklikti. Masal, bir daha bulunamaycak bir gerçeklikti...
Zaman geçiyordu geçmesine de, kır kahvesinin içinde gündüz kalabalığından eser yoktu. Bir kaç müşteri, okey oynayan iki kız iki erkekten oluşan bir dörtlü ve elbetteki işletmeci vardı. İnce bellide çay istedi ve her şeyde olduğu gibi rüyada gibi hissediyordu kendini. İnce belli rüyaydı, ona verdiği ehemmiyet, üzerine yazılan hikayeler, "çay ince bellide içilir" sözünün bir ağırlığı vardı ya işte o ağırlık hissedildiğinde ince belli rüyaydı.
Masal, bir insan şanslıysa sadece bir defa olurdu. Rüya, insan istediği her zaman olurdu. Gerçek, insan rüyadan vazgeçmek istediğinde olurdu. İki bayram arası düğün olmazmış. Hımmm iki rüya arası olana da gerçek deniyordu. Öyle bir zaman vardı ki bu üçününü kesişimiydi. Sezen Aksu yaşatmıştı bunu bir kaç defa ve müzik haricinde neredeyse çok az şeyde hisediliyordu. Tamam buradaki "gerçek" masal değildi. Çünkü o zaten bir, eğer şanslı ise insan iki defa oluyordu. kesişim kümesindeki masal, "masalımsı" idi.
Güneş doğmuştu. Kimbilir kaçıncı çaya demlenmişti peşinde koştuğu yaşanmışlık hisleri.. Bir daha yaşamayacağını ne zaman kabullenecekti. Zaman geçiyordu geçmesine de, geçmiyordu "bir an". İki rüya arasındaki zamana döndüğünde güneş ile birlikte, üç zamanın da kesişimi oluştu..Birden..Aniden..Sadece beş dakika süren..
Zaman geçmeliydi geçmesine de, geçerken boğuyordu göğsünün en derininden. On dakika olmuştu yatağa uzanalı ama o bir aylık yaşadığı, hayır hayır tam anlamıyla yaşadığını hissedip de yaşadığı, hayır hayır, o zamana kadar neden "yaşamak güzel şey" diyenlerin hissederek demelerini anlayabiliyordu. Evet yaşamalıydı, otuzuna gelmek üzereyken tüm yıllar boyunca o bir aydaki hissettikleriydi yaşamı. elbette daha fazlası vardı ama orada yaşıyordu. O zamanda gerçekten yaşıyordu, hissediyordu. Freni patlamış bir kamyonda son sürat yokuş aşağı giderken hissedebileceği heyecandan daha fazla çarpıyordu o zaman yüreği. Üstelik ilk defa bu çarpıntının nedeni korku değildi. Başka bir şeydi bu. Ancak sadece ama sadece yaşayanın bilebileceği. O zaman anlıyordu bazı şarkı sözlerinin değerini. O zaman anlıyordu, nasıl olurda bir sözde bir keman yayının tozlu sesinde, bu kadar yoğun hissedebilirdi bir insan.
Zaman geçmeliydi geçmesine de, uyuyamıyordu. uyumak istiyor muydu onu da bilmiyordu. Sigarasını alarak dışarıya çıktı. Deniz kenarında bir kamp yeriydi ağaçlar arasında. İş yerinden kendisine verilen bir aylık özel izin ile kafasını dağıtmak için gelmişti sözde. Kafasını dağıtıyordu da. Kır kahvesine doğru yürüdü, sabaha karşıydı ama hala geceydi. Kafasında adlandırmak istediği hisler vardı. Onları bir kez daha hissedebilmek için neler vermezdi ki? Ya aynı kişiyle tekrar hissedebilir miydi? Artık o zamanki kadar saf değildi. Hayır aslında saftı fakat araya giren bir ayrılık vardı. Bir şey vardı. Sanki küçük bir çocukmuş ve yatağına uzanmış masal dinlerken, okuyanın masalı bitirerek mum ışığına doğru nefesini üfledikten sonra "iyi geceler" demesi gibiydi. masal bitmişti, rüya başlıyordu. Eğer uyuyabilirse... Rüya gerçeklikti. Masal, bir daha bulunamaycak bir gerçeklikti...
Zaman geçiyordu geçmesine de, kır kahvesinin içinde gündüz kalabalığından eser yoktu. Bir kaç müşteri, okey oynayan iki kız iki erkekten oluşan bir dörtlü ve elbetteki işletmeci vardı. İnce bellide çay istedi ve her şeyde olduğu gibi rüyada gibi hissediyordu kendini. İnce belli rüyaydı, ona verdiği ehemmiyet, üzerine yazılan hikayeler, "çay ince bellide içilir" sözünün bir ağırlığı vardı ya işte o ağırlık hissedildiğinde ince belli rüyaydı.
Masal, bir insan şanslıysa sadece bir defa olurdu. Rüya, insan istediği her zaman olurdu. Gerçek, insan rüyadan vazgeçmek istediğinde olurdu. İki bayram arası düğün olmazmış. Hımmm iki rüya arası olana da gerçek deniyordu. Öyle bir zaman vardı ki bu üçününü kesişimiydi. Sezen Aksu yaşatmıştı bunu bir kaç defa ve müzik haricinde neredeyse çok az şeyde hisediliyordu. Tamam buradaki "gerçek" masal değildi. Çünkü o zaten bir, eğer şanslı ise insan iki defa oluyordu. kesişim kümesindeki masal, "masalımsı" idi.
Güneş doğmuştu. Kimbilir kaçıncı çaya demlenmişti peşinde koştuğu yaşanmışlık hisleri.. Bir daha yaşamayacağını ne zaman kabullenecekti. Zaman geçiyordu geçmesine de, geçmiyordu "bir an". İki rüya arasındaki zamana döndüğünde güneş ile birlikte, üç zamanın da kesişimi oluştu..Birden..Aniden..Sadece beş dakika süren..
14 Aralık 2008 Pazar
Yeni Başlık
Efenim bu "üstbilgi" resmini sevgili prettyinpink hazırladı. Ben de çok beğendim. Artık "üstbilgim" budur. Kendisine teşekkürü tekrar bir borç bilirim. S candır!!
Öte yandan blogger ayarlarını karıştırırken çıkan "düzeni düzenle" ifadesinin hayranı oldum. Dipnot olarak belirtmek isterim. Dilime çok dolanacak gibi yakın zamanda. :)
Öte yandan blogger ayarlarını karıştırırken çıkan "düzeni düzenle" ifadesinin hayranı oldum. Dipnot olarak belirtmek isterim. Dilime çok dolanacak gibi yakın zamanda. :)
13 Aralık 2008 Cumartesi
Perfectly Exact #8
“Hoş geldin” derken ukala ve kendini beğenmiş tavrı her halinden anlaşılabiliyordu A’nın. Kapıdan içeriye C ile birlikte giren BK ilk başta biraz şaşkın ve heyecanlı olmasına rağmen şimdi bu hislerini geri plana itmiş gibi görüyordu kendini. Karşısında ülkenin en zengin ailelerinden birinin 25 yaşındaki genç üyesi, muhtemelen geleceğin sahibi olan A, beyaz üzeri oldukça mat kahverengi dikey çizgili gömleği, uygun pantolonu ve elinde yarıya kadar içilmiş kırmızı şarap kadehi ile geniş koltuğunda oturuyordu. Bir yandan çok da etkilenmiş gibi görünmek istemeyen BK gözucuyla hemen arkasında, kendisine çok yakın duran C’yi hesapta bulunduruyordu dikkatli izlemek yerine.
“hoş buldum” diye hareketlendi BK. Daha doğrusu, bir hamle yapacağı duygusu hissettiren söyleyiş biçimi sonrası normalde hareketlenmesi gerekirken sadece başıyla küçük bir selamlamayı seçti. Koltuğun yanında duran sigarasını yakmasının akabinde gözlerine duman kaçmaması için refleksleri harekete geçip kafasını ani hareketle yukarıya kaldıran A söze girmeyi yeğledi.
“Sanırım gelirken C, kulağına bir şeyler fısıldamıştır.” Bu sözü duyan C de yüzüne arsız bir gülümseme takınarak “Evet hem de kendimi sıka sıka son derece üstü kapalı biçimde.” Dedi. Bu şekilde bahsetmekten rahatsızlık duyduğunu belirten açık ifadesiyle de “gerçekten zordu” diye ekledi. Hafifçe C’ye doğru gülümseyen A’ya bakan BK “ilgimi çeken birkaç şey söyledi” diye çekincesinin yanında merakını da belli etti. Sigarasından çektiği dumanı dışarıya veren A, ciddi bir tavır takınmak için hafifçe öne doğru eğilerek konuşmaya başladı.
“Durum şu; geçenlerde bir dergiye verdiğin pozlar gözüme çarptı. Gerçekçi olmak gerekirse fazlaca tahrik olduğumu belirtmek isterim.” Arkadan yine heyecanla söze giren C “Emin ol fazlaca derken….FAZLACA oldu.” dedi gülümseyerek. Yeniden ciddi tavrına dönen A sözlerine devam etti. “İşin özü şu ki, seninle sevişmek istiyorum. Elbette eğer sen de istersen.” Bu kadar da açıkça belirtmesini beklemeyen BK, gözlerini şaşırdığını belli ederek açtı. “Şaşırdığını biliyorum” diye sakinleştirici etki bırakmak istedi A. “Sadece” duraksayarak sözlerine devam etti BK “bu kadar açıkça söyleyeceğini tahmin etmiyordum. Biraz kur yapma olacağını düşünürdüm en azından sevişmek için”. Bu sözlere de A şaşırmıştı. “ Bundan daha iyi olduğunu biliyorum. Sevişmenin kendisini sevdiğini sanıyordum. Senden, en önemlisi SENDEN bunun için önkoşul olarak çeşitli oyunlar beklemezdim.”
Yerinden doğrulan A gözlerini tamamen karşısında duran BK’ya çevirdi. Aynı zamanda arkasına iyice yaklaşan C, BK’nın saçlarını koklamaya başlamıştı.
“Öncelikle sana para teklif etmeyi düşündük C ile. Fakat bunun sana karşı bir terbiyesizlik olacağında karar kıldık. Biliyorsun çok yüksek bir para ile ayrılabilirsin buradan. Fakat böyle yapınca hem sevişirken sana duyacağımız saygı yok olacaktı ki bu pek içinde bulunmak istemeyeceğin bir durumdur emin ol, hem de isteyerek sevişmeyecektik. Sen de ben de.”
“Direk konuya girmek ne demekmiş en detaylısını burada görüyorum sanırım” dedi BK. Sözlerinde biraz rahatlamışlık hissi görmezden gelinemezdi. Bu rahatlamada da saçlarında ve omzunda çenesini gezdirip bir elini de belinde dolaştıran C’nin eylemlerinin etkisi görmezden gelinemezdi.
“Elbette az önceki sözlerim birkaç konuyu belirsiz bırakmış durumda. Daha doğrusu yetersiz bir açıklama olduğunu düşünüyorum. Örneğin madem bu şekilde sana duyduğumuz saygıyı belirttiysek, bu teklifi geri çevirerek saygınlığı daha da arttırabileceğini düşünebilirsin.”
“Anlamadım”
“Aslında temel şu. Sadece ama sadece sevişmek istediğin için sevişmeni istiyorum ve senin de sevişmeyi sevdiğini biliyorum. Para isteyebilirsin, istemeyebilirsin. İstemeyip sevişmeyi kabul edebilirsin. Ama para almayarak sevişmeyi kabul etmen de saygı duyma içgüdüsüne dayanmamalı. Öte yandan, madem ki bu kadar para kazanma şansın var. Kabul etmiyorum deyip çıkabilirsin. Ama kabul etmeme nedenin, istememen değil de sadece para alamama durumu ise tahmin ettiğim gibi karakterli çıkmadığını düşünürüm. Yani para almak istemek fakat para alarak seviştiğinde muhtemelen son derece canını sıkacak ve seni aşağılayacak bir sevişmeyi istememek ve asıl neden para alamaman olmasına rağmen sanki istemiyorum da sevişmiyorum intibası yaratmaya çalışman.”
“Pek takip edemedim.” Diye bu uzun açıklamadan yeterince anlam çıkaramadığını ima etmek istedi BK. Öte yandan, az önce çenesinin dokunduğu omuzlarına dudaklarının değmeye başladığı ve az önce belinde dolaşan elin eteğini hafifçe kaldırıp bacaklarını okşamaya başladığı C’nin de etkisiyle dudaklarını ısırmaya başlamıştı.
“Karar senin” diye koltuğuna oturan A sigarasının uzamış küllerini etrafa dökerken bir yandan da kadehine uzandı.
“Kabul et. Zevkli olacak” diye kulağına fısıldadı C. Şehvetli ve gerçekten yanmakta olan bir sesti. C’nin etkisiyle gözlerini kapatıp bir süre kendi dünyasında dolaşma başlayan BK, gözlerini açtığında “pekala” diye fısıldayabildi sadece. Onayı aldığını belirterek gözlerini A’ya karşı açıp kapatan C, A’nın “Ne zaman Sanaa’ya hareket etmemiz gerekiyor” sorusuna boşta olan elindeki işaret ve orta parmağını kaldırarak iki saat olduğunu belirten işaretini gösterdi. A bir yandan kalan süreyi de göz önünde bulundurarak “bir buçuk saatlik zevk için bu kadar uğraşmaya değer miydi?” diye içinden geçirdi. Fakat ayağa kalkıp BK’nın yanına doğru giderken onun çoktan C ile öpüşmeye başladığını görünce bunları unuttu..
“hoş buldum” diye hareketlendi BK. Daha doğrusu, bir hamle yapacağı duygusu hissettiren söyleyiş biçimi sonrası normalde hareketlenmesi gerekirken sadece başıyla küçük bir selamlamayı seçti. Koltuğun yanında duran sigarasını yakmasının akabinde gözlerine duman kaçmaması için refleksleri harekete geçip kafasını ani hareketle yukarıya kaldıran A söze girmeyi yeğledi.
“Sanırım gelirken C, kulağına bir şeyler fısıldamıştır.” Bu sözü duyan C de yüzüne arsız bir gülümseme takınarak “Evet hem de kendimi sıka sıka son derece üstü kapalı biçimde.” Dedi. Bu şekilde bahsetmekten rahatsızlık duyduğunu belirten açık ifadesiyle de “gerçekten zordu” diye ekledi. Hafifçe C’ye doğru gülümseyen A’ya bakan BK “ilgimi çeken birkaç şey söyledi” diye çekincesinin yanında merakını da belli etti. Sigarasından çektiği dumanı dışarıya veren A, ciddi bir tavır takınmak için hafifçe öne doğru eğilerek konuşmaya başladı.
“Durum şu; geçenlerde bir dergiye verdiğin pozlar gözüme çarptı. Gerçekçi olmak gerekirse fazlaca tahrik olduğumu belirtmek isterim.” Arkadan yine heyecanla söze giren C “Emin ol fazlaca derken….FAZLACA oldu.” dedi gülümseyerek. Yeniden ciddi tavrına dönen A sözlerine devam etti. “İşin özü şu ki, seninle sevişmek istiyorum. Elbette eğer sen de istersen.” Bu kadar da açıkça belirtmesini beklemeyen BK, gözlerini şaşırdığını belli ederek açtı. “Şaşırdığını biliyorum” diye sakinleştirici etki bırakmak istedi A. “Sadece” duraksayarak sözlerine devam etti BK “bu kadar açıkça söyleyeceğini tahmin etmiyordum. Biraz kur yapma olacağını düşünürdüm en azından sevişmek için”. Bu sözlere de A şaşırmıştı. “ Bundan daha iyi olduğunu biliyorum. Sevişmenin kendisini sevdiğini sanıyordum. Senden, en önemlisi SENDEN bunun için önkoşul olarak çeşitli oyunlar beklemezdim.”
Yerinden doğrulan A gözlerini tamamen karşısında duran BK’ya çevirdi. Aynı zamanda arkasına iyice yaklaşan C, BK’nın saçlarını koklamaya başlamıştı.
“Öncelikle sana para teklif etmeyi düşündük C ile. Fakat bunun sana karşı bir terbiyesizlik olacağında karar kıldık. Biliyorsun çok yüksek bir para ile ayrılabilirsin buradan. Fakat böyle yapınca hem sevişirken sana duyacağımız saygı yok olacaktı ki bu pek içinde bulunmak istemeyeceğin bir durumdur emin ol, hem de isteyerek sevişmeyecektik. Sen de ben de.”
“Direk konuya girmek ne demekmiş en detaylısını burada görüyorum sanırım” dedi BK. Sözlerinde biraz rahatlamışlık hissi görmezden gelinemezdi. Bu rahatlamada da saçlarında ve omzunda çenesini gezdirip bir elini de belinde dolaştıran C’nin eylemlerinin etkisi görmezden gelinemezdi.
“Elbette az önceki sözlerim birkaç konuyu belirsiz bırakmış durumda. Daha doğrusu yetersiz bir açıklama olduğunu düşünüyorum. Örneğin madem bu şekilde sana duyduğumuz saygıyı belirttiysek, bu teklifi geri çevirerek saygınlığı daha da arttırabileceğini düşünebilirsin.”
“Anlamadım”
“Aslında temel şu. Sadece ama sadece sevişmek istediğin için sevişmeni istiyorum ve senin de sevişmeyi sevdiğini biliyorum. Para isteyebilirsin, istemeyebilirsin. İstemeyip sevişmeyi kabul edebilirsin. Ama para almayarak sevişmeyi kabul etmen de saygı duyma içgüdüsüne dayanmamalı. Öte yandan, madem ki bu kadar para kazanma şansın var. Kabul etmiyorum deyip çıkabilirsin. Ama kabul etmeme nedenin, istememen değil de sadece para alamama durumu ise tahmin ettiğim gibi karakterli çıkmadığını düşünürüm. Yani para almak istemek fakat para alarak seviştiğinde muhtemelen son derece canını sıkacak ve seni aşağılayacak bir sevişmeyi istememek ve asıl neden para alamaman olmasına rağmen sanki istemiyorum da sevişmiyorum intibası yaratmaya çalışman.”
“Pek takip edemedim.” Diye bu uzun açıklamadan yeterince anlam çıkaramadığını ima etmek istedi BK. Öte yandan, az önce çenesinin dokunduğu omuzlarına dudaklarının değmeye başladığı ve az önce belinde dolaşan elin eteğini hafifçe kaldırıp bacaklarını okşamaya başladığı C’nin de etkisiyle dudaklarını ısırmaya başlamıştı.
“Karar senin” diye koltuğuna oturan A sigarasının uzamış küllerini etrafa dökerken bir yandan da kadehine uzandı.
“Kabul et. Zevkli olacak” diye kulağına fısıldadı C. Şehvetli ve gerçekten yanmakta olan bir sesti. C’nin etkisiyle gözlerini kapatıp bir süre kendi dünyasında dolaşma başlayan BK, gözlerini açtığında “pekala” diye fısıldayabildi sadece. Onayı aldığını belirterek gözlerini A’ya karşı açıp kapatan C, A’nın “Ne zaman Sanaa’ya hareket etmemiz gerekiyor” sorusuna boşta olan elindeki işaret ve orta parmağını kaldırarak iki saat olduğunu belirten işaretini gösterdi. A bir yandan kalan süreyi de göz önünde bulundurarak “bir buçuk saatlik zevk için bu kadar uğraşmaya değer miydi?” diye içinden geçirdi. Fakat ayağa kalkıp BK’nın yanına doğru giderken onun çoktan C ile öpüşmeye başladığını görünce bunları unuttu..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)