o yer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
o yer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2008 Cumartesi

Memory of Simon Bolivar -O Yer #3-



Uzun vakittir yazmadığım "O yer" dizimize aslında bu dizinin başlama nedeni olan ülke ile devam edeceğim. Nihayetinde, Güney Amerika kıtasında en çok görmek istediğim yer olan bu ülkenin ismi Bolivya. Bugün özel olarak ilgilenmeyen bir doğu avrupa, ortadoğu ülkesi türkiye de yaşayan biri için bolivya deyince akla gelebilecek pek fazla özellik bulunmaz. Herhalde ilk akla gelebilecke özellikleri, Güney Amerika da olup da denize kıyısı olmayan ezelden bahtsız ülkelerden biri oluşu. Ki bu ezelden bahtsızlığı ileride biraz inceleyeceğiz. Diğer akla gelebilecke özelliklerdne biri de Lama hayvanı olurdu herhalde. Bir de dünyanın rakımı en yüksek başkentlerinden birine ev sahipliği yapması da bu özellikler içerisine dahil edilebilir.

Nereden başlasam bilemiyorum aslında. Ülkeye adını veren kahramanda başlayalım. Simon bolivar, güney Amerika da devrim hareketinin önderlerinden biri olarka hatıralarda yer eder. bir aristokrat olarka yetiştirilen Bolivar, önce Venezuella nın bağımsızlığı için sömürge güçleriyle savaşıp Venezuella nın bağımzılığını kazanmasında önemli rol oynardı. daha sonra ispanyollar tarafından yakalanıp Kolombiya'ya sürgün edildi. fakat bu yaptıklarının hata olduğunu ispanyollar, Simon Bolivar kolombiya kuvvetlerinin başına geçip başkent Bogota'yı alarak kolombiya nın da bağımsızlığını ilan etmesi sonrası anlayacaklardı. Daha sonra Venezuella ya tekrar saldırarak Bolivar şehrini aldı ve oradan uzun yıllar kuvvetlerine hükmetti. Büyük kolombiya olarak bilinen, Venezuela, Ekvador, Kolombiya, Panama ve Peru'nun bulunduğu bölgeyi ispanyol sömürgesinden kurtararak ilk başkanı oldu. Kurduğu bu bölgede Peru nun güneyi de Bolivya olarak anıldı ve bugünkü bolivya nın ortaya çıkmasının temeli olarka bu olay kendine yer buldu.



Tarihten daha fazla bahsetmeden bolivya nın bahtsızlığını inceleyelim biraz. Neden, ezelden bahtsız bir ülke Bolivya. Öncelikle Simon Bolivar ın büyük kolombiya ve bolivya için yaptığı anayasa generaller arasındaki iç çekişmeler nedeniyle hiç uygulanamadı ve ülkeler birer birer bölündü. Coğrafi olarka güney Amerika da, okyanusa kıyısı olmayan iki ülkeden biri olarak kaldı bolivya. güney amerika nın geneline baktığımızda bolivya nın denize kıyısı olmaması gerçekten kötü bir şanstı.



Fakat bu şanssızlığa rağmen, Bolivya nın büyük bir artısı vardı. Kıtanın en büyük doğalgaz rezervleri ve yine kıtanın en büyük ikinci petrol rezervlerine sahipti. Lakin denize kıyısı olmaması onları her daim başka bir ülkeye muhtaç etti. Bu tür zenginliklerin üzerinde oturmasın rağmen bugün bolivya güney amerika kıtasının en fakir ülkesidir. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu tür rezervlere sahip olan ülkelerin güçlenmesi pek istenmez ve Abd daha ilk zamanlardan itibaren bu rezervleri nakliye etmek(!) amacıyla bolivya ya yardım ayağına bu ülke ile pek fazla uğraştı.

Bolivya nın bugün kıtanın en fakiri olmasının bir çok nedeni var elbette. Yakın zaman önce bolivya da su özelleştirilmişti. Yani halk gelirinin önemli bir kısmını su almak için harcıyor, ayrıca çıkan sulara da bu şirketler el koyuyordu. Tarım kesiminin önemli bir kısmı fakirlik içinde yaşıyor. Topraklar da yakın döneme kadar kamulaştırılmamıştı. Sosyalist reform çabaları ile öne çıkan Evo Morales bu kamulaştırmaları gerçekleştirdi. bunun iyi mi kötü mü olduğu elbet tartışma konusu lakin ondan önce toprakların büyük kısmının Yurtdışından ya da içinden, güdümlü, büyük toprak sahiplerine ait olduğunu belirtelim. biz bu sisteme eskiden feodalite bir ara da ağalık dedik.

Bolivya nın bu karmaşıklığının büyük ölçüde maden rezervlerine dayandığını tahmin etmek zor değil. Bu nedenle bolivya tarihinde 150 den fazla darbe görmüş bir ülke. Evet neredeyse her yıl bir darbe oluyordu yakın zamana kadar. bunda dış güçlerin payının büyük olduğu yadsınamaz elbette. Bu karmaşa, düzensizliğin yanında imf politikaları da halkı iyice fakirleştirmeye itince ortaya tam anlamıyla "altın madenini üzerinde oturan eşek" deyimi çıtı. bu deyimi çok ilginçtir Amerikalılar bolivya için kullanırlar "donkey sitting on a gold mine"..





Efenim bolivya nın ilginç özzelliklerindne biri kıtanın ortasında olduğundan dünyanın en yüksek başkentine ev sahipliği yapması. Ülkenin idari merkezi La Paz tam 3500 metrelik bir rakıma sahip. Havaalanı ise 4100 metrede. Buraya dışarıdan gelenler ilk başta havaya alışmakta oldukça zorlanıyor. Şehrin bazı kısımlarında bu tür oksijen problemi yaşayanlar için oksijen odaları bile var.



bolivya nın kültürel olarka en bilinen olaylarından biri de, "Oruro karnavalı". bu festival 2001 yılında UNESCO tarafından "Masterpieces of the Oral and Intangible Heritage of Humanity" kategorisine sokuldu. bu kavramın resmi olarak türkçesini bilmediğimden böyle yazdım. bilen bir okuyucu yorumlarda belirtirse çok sevinirim. Bu festival önceleri, Pacahemma(Ana kara"mother earth") ve Tio (Dağların tanrısı"Uncle god of Mountains") yu merkeze alarak Ant dağları geleneklerinden ağaçları seremoni ediyordu. Fakat ispanyol sömürgesi dönemi sonrası maalesef bu gelenek katolik inancına göre değiştirildi. Mother Earth Bakire Meryem, Uncle god of mountanis ise Devil oluverdi. Tabi buna bir de efsane lazımdı. bu efsane de gecikmedi. Katolik merkezli efsane ise, bakire meryem'in mucizevi(!) biçimde Oruro yakınlarında bir altın madeninde gözükmesine dayanıyor. Daha sonra karnaval, Virgin of the Candle Mass ve Virgin of the Mineshaft olarak merkezleşiyor. bugün bu festival Mineshaft kilisesi civarında yapılıyor. geleneksel olarka üç gün ve gece süren bu karnavalda 4 kilometrelik geçit töreni yapılarka çeşitli kültürel danslar sergileniyor.



bolivya nın çok geniş bir folklorü vardır. Tabi geçmişinin sürekli hareketli olmasının bunun nedenlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Şeytan dansı denen dans türü burada oldukça yaygın ve geleneksel olarak kendine yer bulur az önce bahsettiğimiz Oruro festivalinin de temel dayanakları göz önüne alındığında.



Bolivya da futbola bakarsak, bizim bildiğimiz futbol tüm güney amerika gibi orada da önemli bir yer tutarken burada Langırt da çok fazla oynanır. özellikle sokaklarda çocuklar langırtı daha fazla tercih ederler. bolivya futbol ligi ise gerek halkın fakirliğinden gerekse bunalmışlığından ve gerekse güney Amerika nın şampiyonlar ligi olarak da bilinen copa libertadores de ki başarısızlıklardna pek fazla seyirci toplayamaz tribünlere. Geçen yıl Real Potosi yi copa libertadores de izleme fırsatım olmuştu. Oradaki gözlemlerine dayanarak böyle bir sonuca ulaşabiliyorum.

bilemiyorum türkiye kültürünün mazlumlara olan yakınlığı mı yoksa başka bir şey mi beni bolivya ya çeken. Bolivya ile ilk kez 1994 dünya kupasında italya yı 1-0 yendikleri maçta tanışmıştım. İsimlerini ilk kez o maçta duymuştum. Hatta omaçta attıkları gol halen hafızamdadır. Çok dolu bir ülke Bolivya..Bir de Che Guevara nın bu ülke topraklarında yakalandığını da belirtelim unutmadan. Bu da bolivya nın pek hareketli tarihinde kendine yer bulan bir olay. Yaşamak çok zor burada ama o hava, dağlar, tarım...Bir kaç belgesel izlemiştim haklarında kendilerine olan sevgim kat kat arttı onları izledikten sonra..Eğer bir gün güney amerika ya gitme fırsatım olursa ilk olarka ugramak sitediğim yer Bolivya..

10 Nisan 2008 Perşembe

Ordem e Progresso - O Yer #2 -



efenim O yer dizimizin ikinci kısmını Brezilya'ya ayırdık. Başlıkta söylenen "ordem e progresso" brezilya bayrağında kendine yer bulmuş bir august comte sözüdür. türkçeye düzen ve ilerleme olarak çevirebiliriz sanıırm. dünyanın en ilginç bayraklarından biri olan Brezilya Bayrağındaki sarı altını, yeşil ormanları temsil eder. Ortadaki mavi küre ise gökyüzünü temsil ederken üzerindeki yıldızlar Brezilya'nın 27 eyaletini temsil eder. Ayrıca bu yıldızların dizilişi gelişigüzel değil, astronomik olarak da doğrudur.

Güney Amerika'da görmek istediğim ikinci ülke değil aslen brezilya lakin kıtada mevcut ağırlığı dolayısı ile Arjantin'den sonra ondan bahsetmek sanırım yerinde olur. Brezilya deyince akla sporsever biri için futbol, müziksever biri için samba ve elbette speltura, kendinden emin bir kahve gurmesi için elbette ki kahve üretimi, siyaset ile ilgilenen birisinin de aklına özellikle yakın dönem için abd ye uygulanan pasaport misillemesi, seyehat etmeyi seven biri için amazon gelecektir desek yalan söylemiş olmayız sanırım.

efenim bilindiği üzere Brezilya Güney Amerika'da ispanyolca değil de portekizce konuşulan tek ülke ve kıtanın da en büyük ülkesi. Bunun da nedeni ispanyol değil de Portekiz kolonisi olmasına dayanıyor. Efenim İspanyollar ve Portekizliler denizcilikte gelişip dünyayı adım adım keşfetmeye başladıklarında, yeni bulunan yerlerin paylaşımı konusunda ikisinin de riayet edeceği bir anlaşmayı Papa nın da ricası ile imzalarlar. Bu anlaşma neticesinde Brezilya Portekiz'e verilmiştir. Bugün dünya üzerinde nüfusu en kalabalık portekizce konuşan ülke. ne ironik. Elbette ki Portekizce nin genel özelliğinden dolayı dört beş isimli insanlar burada yaygındır. futbolu yakından takip edenler de bu konuyu gözlemlemişlerdir.



neyse efenim, biliyorum ki bu resmi görünce bir çok kişinin gözü gönlü açıldı. Brezilyalı hanımefendiler, dünya üzerinde güzellikleriyle nam salmışlardır doğal olarak. Eğlenmeyi pek sever Brezilya halkı. Hayatlarında eğlencenin önemli yer tuttuğunu söylemek yalan olmaz. Tabi ki bu eğlence sevgisinin küresel anlamdaki en önemli yansıması, Rio karnavalı. Rio hakkında bizim medyamızda tek gösterilen şeyin kalça bacak göğüs triosu olmasından ötürü tarihi gelişimi hakkında biraz bahsetmek gerek. Efenim tarihinden henüz bahsetmedim pek fazla ama brezilya da köleliğin legal olduğu dönemlerde, şubat ayında çiftlik sahipleri ya da kabaca -sahipler- kölelerine beş gün izin verirlermiş. bu beş gün içerisinde de köle hanımlarımız içer eğlenir dağıtırmış. Daha sonra kölelik kaldırıldığında da bu etkinlik devam etmiş ve günümüze kadar büyüyerek ulaşmış. fakat ilginçtir ki Rio karnavalı Brezilya'lıların pek de umrunda olan bir şey değildir, daha doğrusu fazlaca önemsemezler. tek önemsedikleri, kadınların geçit esnasında giydiği kıayfetlerin satışları. bunun yanısıra rio karnavalına çeşitli samba okulları katılırlar ve geçit töreninde boy gösterirler. bu geçit törenini kazanan okul da belli miktarda ödül kazanır. bu okulların futbolda olduğu gibi taraftarları vardır. Destekeledikleri okul kazanınca deli gibi sevinirler. bir de bu günler en fazla seks yapılan güm istatistiklerinde açık ara önde iken bedava prezervatif dağıtıldığını da notlarımız arasına ekleyelim.



Efenim yine tahmin ettiğimden uzun bir yazı oluyor. mümkün olduğunca kısa kesmeye çalışacağım. Biraz da Abd ye uyguladıkları pasaport misillemesinden bahsedelim. 11 eylül olaylarından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde belli ülkelerden olan insanlara ülkeye girişlerde aşırı kontrol yapılmaya başlandı. Bu duruma oldukça sinirlenen Brezilya'da Abd vatandaşlarının ülkeye girişlerinde aynı sıkı denetimi uygulama kararı aldı. Öyle ki "us citizens" ve "non us citizens" şeklinde çıkışları olan havaalanları uyarıları vardır. güney Amerika da yükselen abd karşıtlığının en önemli sembollerindendir.

Tarihe biraz bakarsak, yukarıda Brezilya'nın ne için portekiz kolonisi oldugunu anlatmıştık. Bağımsızlık ve ikinci dünya savaşından sonra, Arjantin yazımızda bahsettiğim kaybeden göçler buraya da fazlaca olmuşturArjantin'e Avrupa'nın kaybedbe tarafları göç ederken Brezilya ya da Japonlar göç etmiştir. Bu nednele Brezilya da bugün japon nüfusu oldukça fazladır.

Her ne kadar Brezilya için dışarıdan eğlenceye çok düşkün insanların olduğu memleket gibi bir gözlem yapılsa da, kendi içinde de bu konuda ayrıştıklarını gözlemleyebiliriz biraz daha dikkatli incelersek. Efenim Brezilya nın dünyaca tanınan en önemli şehirleri sao paolo ve rio De Janerio dur. Bu iki şehir insanlarından, Sao Paololular rio de Janerio luları sürekli eğlence düşkünü zikimle kuşağım ipimle taşağım insanı ve boş insanlar olarak görürler aynı şekilde Rio insanları da Sao Paolo insanlarını sıkıcı suratsız insanalr olarak görürler. Bana biraz bizim ülkeye benzer geldi ama spesifik şehir ismi vermeyeceğim.



Efendim tabi Güney Amerika deyince kahve üretiminin önemini görmezden gelemeyiz. Brezilya da kahve üretiminde dünyada en ön sıralardadır. Fakat tarlada çalışan işçilerin koşulları maalesef hiç ama hiç iyi değildir. Bu konuyu can sıkmamak için uzun uzadıya açmayacağım ama bir kahve fincanıyla güne güzle bir başlangıç yapmak, ya da ertesi günkü ödev için uykuyu önlemeye çalışırken bunu bir saniye de olsa akla getirmek gerek diye düşünüyorum. Dünyanın hiç tanımadığınız bir ülkesinin hiç bilinmeyen bir şehrinin hiç bilinmeyen köyündeki bir işçinin içtiğiniz kahve çekirdeğini toplarken elleri yara içerisinde kaldı.



Bugün Brezilya nın dünyada bir sektör olarka yer bulduğu konulardan biri de şüphesiz ki Brezilya dizileri kavramıdır. Genel olarka bizim dizilere benzerler, iki günde yazılmış gibi görünen senaryoları, vasatın epey altında oyunculukları, ve kötü çekim kalitesi ile. Fakat brezilya dizisi bu özellikleriyle kendine dünyada yer edip milyonlarca da hayran kaznamıştır doğal olarka. hangimiz küçüklüğümüzde annemizle bir brezilya dizisi izleyerek büyümedik ha sorarım size a dostlar!

Neyse efenim, güney Amerika turunda elbette uğrayacağım ülkelerden biri Brezilya, fakat öncelikli olarka değil. Arjantin, bolivya ve kolombiya dan sonra geliyor. Tabi ki saydığım ülkeleri ve daha bir kaçını da anlatmaya devam edeceğim. Bir çok şeyden bahsetmek istiyorum o yüzdne postlar pek uzun oluyor, sürç-i lisan a karşı affola diyerek bitireyim.

2 Nisan 2008 Çarşamba

O yer..#1




Aslında yazıya oğuz haksever nidasında bir başlık atmak niyetinde değildim ama birden öyle çıkıverdi. Son zamanlarda şöyle üç aylık bir geziye çıkıp Güney Amerika turu atabilmek için büyük istek içerisindeyim. biliyorum bunun olabilmesi çok küçük bir ihtimal lakin yine de düşünmek de parayla değil ya! Çoğu zaman dünyanın çeşitli ülkelerini ve çeşitli şehirlerini dolaşmak isteği her insanda olduğu gibi bende de kendini gösteriyor. neyse efenim, bu ülkeleri biraz anlatarak bu hevesimi az da olsa bastırabilmek niyetim.

Arjantin'den başlayalım, yazıya öncelikle arjantin den başlamaktan niyetim Arjantin i Güney Amerika nın akdeniz kültürüyle özdeşleştirmem. Nedense bize oldukça yakın geliyor. Başkenti Buenos Aires. Arjantin güney amerika dan dünyaya en çok kültür ihracı yapan ülke olarka tanımlanabilir. bugün Arjantin deyince, sanatsever birinin aklına tango, sporsever bir insanın aklına, river plate - boca juniors rekabeti, alkol seven birinin aklına arjantin bira, yemekle ilgilenen birinin aklına dünyanın en büyük sığır eti ürünleri ihracatçılarından olması, ekonomiyle ilgilenen birinin aklına (aslında hatrlarsak 2001 ekonomik krizinde arjantin de dibe vuran ülkelerden biriydi, fakat o zaman bizden daha kötü olan durumu yakın zamanda imf e olan tüm borçlarını kapatmasıyla düzeldi diyebiliriz. O zaman ülkemizdeki bazı denyoların yehoo bizden daha kötü durumda ülke var diye gülümsemeleri şimdi ne taraflarına kaçmıştır merak ediyorum) arjantin in inanılmaz toparlanışı, turizm ile ilgilenen birinin aklına patagonya (bu konuya arjantin in tarihiyle yüzleşmesinde tekrar döneceğim),

Diğer güney Amerika ülkelerinin aksine, Arjantin liler genelde kendilerini onlardan üstün, medeni ve Avrupalı olarak görürler diye tanınırlar. bu nednele diğer güney amerika ülkelerinin Arjantin'den pek hazetmediği ve ve onları "snob" olarka tanımladıkları söylenilir. Aslında bunun nedenini Arjantin in tarihinde aramak, mantıklı olacaktır. İkinci dünya savaşı sonrası bir çok italyan ve Alman "soyluları"nın arjantin e geldiği biliniyor. Bu nednele genel kanı olarka latinleri "köylü" olarka görme eğilimi Arjantin de vardır diyebiliriz. Aslında baktığımızda dünyanın çok çeşitli yerlerinde binlerce çeşit ırkçılık var. genel olarak "bir insanı tek özelliğine bakarak değerlendirme" mevzusuna ırkçılık diyebiliriz. Türkiye de kürtlere olan bakış açısı, amerika da zencilere, Arjantin de latinlere olan bakış açıları ırkçılığın çeşitli yansımaları olsa gerek.



Daha önce kısaca özelliklerden bahsederken, arjantin in en büyük gelirlerinden ve ihracat kalemlerinden birinin sığır eti olduğunu söylemiştik. Tarihinde de arjantin in ekonoomisi genel olarka bu kaleme dayandığından bir ara britanya ya olan satışlardaki düşüş Arjantin i ekonomik sıkıntıya sokar(1930 lar) Daha sonra Arjantin dışa kapalı bir politikaya döner. 1950 lerde ülkeyi "peron" lar yönetmeye başlar. Bir çok güney amerika ülkesinde olduğu gibi Arjantin tarihinde de darbeler mevcuttur. 1980 lere kadar sosyalizm karşıtı silahlı grupları açıkça destekleyen abd, ne ironiktir ki o tarihten sonra demokrasi ve özgürlükler demeye başlamıştır. güney amerika'daki bir çok ülkedeki abd etkisindne de kısaca bahsedeceğim yazılarda. Efenim hepimizin bildiği gibi, 1980 li yıllarda Arjantin Falklan adaları için İngiltere ye karşı savaşır. Aslında zaferden emin olarka adalara giden arjantin tarihinin en büyük hezimetlerinden birini yaşar ve kaybeder. günümüzde bir çok futbol maçında göreceğimiz üzere ingiltere arjantim maçları da bu minvalde gerilimli geçer. Neyse efenim 1980 ler sonrası askeri yetkililere siyasi koruma getirilir. yani yargılanamazlar. fakat 2001 krizinden sonra bu durumdan kurtulmak için tarihiyle yüzleşmek zorunda olduğunu anlayan arjantin yakın zamanda bu yasakları kaldırır ve askeri yönetim ve diktatörlük yönetimi yapmış kişileri yargıladı.

Arjantin in tarihiyle yüzleşmesi gereken bir konu da Patagonya aslında. Arjantin e gelen ilk avrupalı lar ispanyol ve italyan kökenli "beyaz adam"dı. Arjantin kurulduğğunda ilk mücadele Amerika kıtasının çoğunda olduğu gibi yerlilere karşı verildi. Ve yerliler Patagonya ve dışına kadar sürüldüler, öldürüldüler. O zamanlar kendilerini bu ilkel ve medeniyet görmemiş kişilerden korumak isteyen avrupalı görüşünün yansımasıdır aslında bugünkü arjantinlilerin burnu havadalığı. Aslında bu burnu havadalık da diğer ülkelerin arjantin i kıskanmalarından ötürü çıkardığı bir durum. Güney amerika nın bir çok yerinde Brezilya Arjantin rekabeti kendini hissettirir. bunun da biraz o rekabetle alakası var. Aslında Arjantin li insanların dışa açık, diyalog kurmak konusunda çekincesi olmayan insnalar olduğunu düşünüyorum.



Efenim Neyse bu mevzudan çıkalım. biraz Arjantin in nedne dünyada kendini tanıtmada diğer güney Amerikalılardna başarılı olduğu hakkında az çok fikir edinmişizdir. Arjantin deyince akla gelen ilk mevzulardan biri de Tango. Bugün ucundan da olsa tango ya merak salmışlar için, vazgeçilemeyek bir tutku ve duygu yoğunluğudur o. Aynen flamenco gibi bir yaşam biçimidir. Çıkış noktası hakkındaki ortak kanı Arjantin genelevleri ve pavyonları olduğudur. Tahmin edebilebileceği gibi, arjantin genelevlerinde yapıldığındna ötürü ilk zamanlar elit sınıf tarafından ayıplanan ve küçük görülen bir dans çeşidiydi tango fakat zamanla avrupalılar dansı öğrenip sevince, birden en sevilen ve saygı duyulan öğelerden! biri olur. bugün herhangi bir tango müziğinde derinlere dalıp gitmeyecek insan yoktur bence. O denli etkileyicidir gözümde de.




Arjantin deyince futbolu es geçmek olmaz. futbol orada bir yaşam biçimi olarka karşımıza çıkar. dünya futbolunca yüzlerce yıldız kazandıran bir ülke Arjantin. Ve bir çok kişiye göre dünyanın en büyük derbisi olan River Plate - Boca juniors taraftarları. Bu rekabet öyle büyüktür ki Buenos Aires te Boca kendi taksi ağını kurmuştur. aşağıdaki fotoğraf da river boca maçından river plate tribünleri los borrachos del tablon dan bir alıntı. Dünyada şahit olmak istediğim az sayıda şeylerden biri Buenos Aires te river Plate Boca juniors maçını stadyumdan izlemek. Kişisel olarak ben River Plate taraftarıyım. Bunu uzun uzun açmayacağım zaten şu ana kadar bile uzun bir yazı oldu. ama temel olarka river plate şehrin zengin bölgesinde boca ise nispeten fakir bölgesinde faaliyettedir. Fakat ikisinin de birbirini sevmemek için haklı argümanları vardır, ben artık bu siz zengin bizz halk takımıyız argümanından fena sıkıldığımı belirtmek isterim. Yarraam sen halksın da biz salatalık turşusu muyuz demek istiyorum. Polisin takımı sizi. sos Cagonlar. neyse. Efenim o heyecanı orada yerinde hissetmek inanılmaz bir duygu. dünyanın bir çok ünlü dergisine göre de ölmedne önce yapılması gerekenler listesinde bulunur kendisi. Arjantin in en güzel yanlarından biridir.



Yarısı Arjantin, Yarısı da Şili topraklarında kalan patagonya sanki dünyada değilmişsiniz hissi uyandıra bir masal diyarı gözümde... hani dünyada masal yaşamak cennette olmak kavramının karşılığı.. Arjantin e gittiğimde orada kaybolmak istediğim fonda da medwyn goodall çalmasını dilediğim hayal dünyası patagonya..En baştaki fotoğraf Patagonya da gün batımından....

Efenim çok uzun bir yazı oldu, aslında başlarken bu postta, arjantin, brezilya, uruguay, şili, paraguay, kolombiya ve özellikle de bolivya dan bahsedecetim ama sadece arjantin den bahsetmek bile çok uzun sürdü.. diğerlerinden de gelecek postlarda bahsedeceğim artık..keyifli günler dilerim.