küçüktüm, küçücüktüm,
oltayı attım denize;
bir üşüşüverdi balıklar,
denizi gördüm.
bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;
kuyruğu ebemkuşağı renginde;
bir salıverdim gökyüzüne;
gökyüzünü gördüm.
büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım;
para kazanmak gerekti;
girdim insanların içine,
insanları gördüm.
ne yardan geçerim, ne serden;
ne denizden, ne gökyüzünden ama...
bırakmıyor son gördüğüm,
bırakmıyor geçim derdi...
oymuş, diyorum, zavallı şairin
görüp göreceği.
pazartesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pazartesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Ağustos 2009 Pazartesi
27 Temmuz 2009 Pazartesi
Kısa Kısa Ama Uzun oldu
Merhabalar efendim, nasılsınız acep? Beni soracak olsanız "dur lan anlatıyorum işte iki dakka sabret" derdim. Böyle tiplere zaman zaman feci kıl oluyorum. Örneğin sizin izlediğiniz fakat onun izlemediği bir filmi, veya sizin okuyup onun okumadığı bir kitabın hafif spoilerlı konusunu anlatırken aniden araya girip sorar "ee x y nin oğlu muymuş". Lan, canım ciğerim anlatıyoruz işte biraz sabret. hayır kafamda anlatmak için bir kurgu oluşturmuşum ne güzel. önce biraz hikayeden bahsedip twist için ortam hazırlamaya çalışıyorum yazar gibi. çattadanak "oğlu muymuş" kısmına atlamın ne anlamı var? "hee oğluymuş" dersem ne olacak şimdi. O aradaki nefis kurguyu kaçırmış olacaksın. Newton enterpolasyon yöntemi gibi adamsın demek geçer içimden. bir girişi bir çıkışı bilip, uygun polinomu kendin kuruyorsun. Bekle bakalım orada orjinal denklem var. Yazar nasıl kurmuş denklemi bir bak.
(Örnek diyalog;
- Lan seni parçalarım, onca sayfada anlatılan şeyi "hee x y nin oğlu muymuş" deyip geçiştirme it)
Neyse efenim. Bir kaç aydır işsizlikle boğuşuyorum. Kanaldan ayrıldıktan sonra genelde freelance diye tabir edilen işler yaptım lakin bir süre iş alamayınca paranız da tükenmeye başlıyor. Tükenmeye başladıkça ve iş bulamadıkça insanın da kendine güveni ilginç bir biçimde azalma eğilimi gösteriyor. Bakalım ne olacak, hiç bilmiyorum. KAfamda ilginç ilginç projeler dolanıyor.
Sigara yasağı yürürlüğe girdi. Pek güzel, hayırlı olsun. Sigara içenlerin genel itirazının dışında pek bir itirazım yok benim de. Kapsamı çok geniş olan ve biraz düşürülmesi gereken bir yasak olarak görüyorum. Bildiğimiz gibi, bir kaç yıl önce işletmelerde sigara içilen ve içilmeyen alan yapılması zorunluydu. Yani eğer bu tür bir hizmet veriyorsanız mekanınızı sigara içen ve içmeyen olarak ayırmanız gerekiyordu. Bu çok nadir gerçekleştirildi. Çok nadir gerçekleştirildiği gibi gerçekleştirmeyenlere de bir yaptırım uygulanmadı. Şimdi bunun acısını, tüm sigara içenlerden çıkarmaya çalışmanın da mantığını anlayamıyorum. Örneğin yeni nesil sigaraya daha geç başlayacak deniyor. Çok afedersiniz ama kocaman bir nah çekmek istiyorum. Sigara yasağı başladığından beri evden çıkıp yüz metre yürüyüp istiklale çıkarken neredeyse tüm işletmelerin kapısında sigara içen topluluklar görünüyor. Normalde yolda sigara içmeyen insanalar elinde sigarayla dolaşıyorlar. Bir atıyorum butiğin önünden geçiyorsunuz çalışanlar grup halinde dışarıya çıkmış sigara içip dedikodu çeviriyorlar. Yasak başlamadan önce bas bas bağıran sigara içmeyen arkadaşım da dedikoduyu bırakamadığı için dumanlatı olmaya geliyor oraya. Arkadaşım sen değil miydin duman istemiyorum diye zırlayan. Ne sikime gleiyorsun lan yanımıza. Gelme! Git dumansız hava sahana. Ranini dün bir yazı yazmıştı. Kadına kafa atmak istediğinden bahsetmişti. Mevzubahis olaya pek değinmeden ben de dumansız hava sahası diye zırlayıp sigara içenlerle dedikodu yapmaya dumanaltı ortama gelen çakma insana kafa atmak istiyorum. Hatta daha da sadistik yöntemler uygulayıp vücudunda sigara söndürmek istiyorum. Siktir git lan! Arkadaş yani bu yasağa karşı değilim bunu söyleyeyim ama sigara içmeyenlerin genel tutumunu gördükten sonra vallahi artık saygım falan kalmadı sigara içmeyenlere. Her türlü pisliği yapmak istiyorum. Arkadaş mesela sigara içen bir grubuz, sigara molası verip dışarıya sigara içmeye çıktık. O sigara içmeyen kişinin gelip de "ne güzel oldu böyle sigarayı da yasakladılar" sözü tipik bir "Die Hard 3" göndermesi. Bruce Willis'in "I Hate Niggers" tabelasıyla zenci mahallesine gitmesine nefis bir referans. Nasıl içeriye girecek o insan sonra merak içinde kalıyorum. Neyse spoiler vermeyeyim daha fazla klşsdfklşsdaklf. Bir de şey var, neymiş efenim barların cirosu düşmeyecekmiş de artık onlar da gidebileckemiş. Yarramı ye fener! Geçen akşam gittim sinek avlıyordu normalde her daim dolu olarak gördüğüm bir mekan. Bana bakın madem böyle sözler sarfediyorsunuz basın gidin. Boş bırakmayın mekanları. Bu ne ikiyüzlülükmüş arkadaş.

Neyse efenim mekan dedim de, tipik bir oğlak burcu erkeğinin en önemli özelliği mekanlara olan sadakatidir. Ya da genel olarka sadakatidir. Oğlak burcu erkeği dedim çünkü pek oğlak burcu kadın tanıdığım olmadı ilginçtir. Amma velakin oğlak burcunun en iyi anlaştığı burç olarka gösterilen Boğa burcundan bir çok can arkadaşım var. Hepsini de pekseverim. TElefonda doğum günü takvimine baktım da nisan 20-mayıs 20 arası büyük bir yoğunluk var. Her neyse, mesela bir oğlak burcu erkeği ilk iki gidişte bir mekanı sevmişse artık hep oraya gitmeye meyleder. Ne bileyim gördüğü hizmet de çok ahım şahım bir şey olmasın. Sevmesinin farklı nedenleri de olabilir. Sıcaklık olur, kendine yakınlık olur başka şeyler olur. Akabinde sürekli gitmeye başlar o mekana. Gittikteçe tanınır falan oradakiler tarafından da. Böyle bir küçük sosyal grup oluşturmuştur ama şöyle ki o grup sadece o mekana hastır. Ne bileyim mesela mekan dışında oradan tanıdığı biriyle karşılaşsa ayak üstü sohbet ederken o mekanda dağıtabilirler. Onun güzelliği odur. Benim de böyle favori mekanlarım var elbette tipik bir oğlak burcu erkeği olaraktan. Mesela bugün ağa camiinin hemen altında kalan sultanahmet köftecisi abiye gittim. Uzun süredir gitmiyordum malum parasızlık, tatil için memlekete gitme falan. Beni gördü hemen o tanıdık sohbete başladık. Hoş beş gelmişssin tanıyamadım, nerelerdesin, her zamankinden mi gibi sözlerle. Bakınız bu "her zamankinden mi" sözünü hafife almayınız asla. Oğlak burcu erkeğinin favori sözcüklerindendir. Mesela berberim. Daha önce de bloga, İstanbul'da kendime uygun berber arayışlarımı yazmış ve sonuç hakkında da bilgi vermiştim. Ton ton Kemal Abi de neredeyse her hafta en az bir defa uğradığım mekanlardan biri berber olarak. Geçenlerde saçımı keserken kafmaı soğuk suyla yıkadı ama yine de bırakılmayacak bir çok özelliği var. O bu değil, bu sıcakta da iyi geldi soğuk su vesselam. klşdsflşdskfklas
Son günlerde Ajda Pekkan'ın bir parçasına takılmış vaziyetteyim. Şuradan dinlenebilir. On şarkı listesine bir dahaki sefere kendisini koymak istiyorum ama böyle bir diskografiyi on şarkıya indirgemek çok zor gerçekten. Bir yandan da YEni Türkü olabildiyse Süperstar da olabilmeli diye geçiriyorum içimden. Ha bir de yine süperstardan bu yaz her yerde çalan Burak Yeter'in Oyalama Beni remixini pek beğendim. Bizim yan taraftaki diskoda her gece iki üç defa çalıyor. Hiç şaşmaz.
Hangi kitabı okusam diye düşünüyorum bir de. Aklımdakiler Katre-i Matem, Koloni, Eme Lennox Nasıl Yok Oldu? isimli kitaplar. Ancak birini alabilecek bütçem var. Hangisini alsam acaba?

Bilgisayar Programlama dilinde C geleneği diye bir şey var. Yani yok da ben uydurdum. Artık var. C geleneğinden gelmiş programcılar daha bir sıcak, daha bir samimi, daha bir hayatın içinden insanlar. Şimdi PHP'deki esneklik katsaytısının yüksekliği belki programlamaya oradan başlayan için pek bir şey ifade etmez ama C'nin katı Syntax'ini tecrübe edip disiplinini kazanmış olan programcı da geçirilen aşamaları ve gelinen yeri düşünerek saygısını sunar. Bir kere zaten satır sonu noktalı virgül konulmayan programlama dilleri böyle bir soğuklar. Ne bileyim mesela düğüne gidince oynamaya kalkmayan tipler. Ota boka "ayyyy ne banaaal" diyen gevşek ağızlı tipler o programlama dilleri. Ama C öyle mi? halkın içinden, yardımsever, samimi bir aile babası.
İETT hatları içindeki favorim 202 numaralı Bostancı - Mecidiyeköy - Taksim hattı. Üç bilet yiyen bu hatta Bostancı'dan bin, geç üst katına kitabını çıkar oku. Akşama kadar anca evde olursun ve bir kitabı da bitirmiş olursun. Öyle can bir hattır.
(Örnek diyalog;- Lan seni parçalarım, onca sayfada anlatılan şeyi "hee x y nin oğlu muymuş" deyip geçiştirme it)
Sigara yasağı yürürlüğe girdi. Pek güzel, hayırlı olsun. Sigara içenlerin genel itirazının dışında pek bir itirazım yok benim de. Kapsamı çok geniş olan ve biraz düşürülmesi gereken bir yasak olarak görüyorum. Bildiğimiz gibi, bir kaç yıl önce işletmelerde sigara içilen ve içilmeyen alan yapılması zorunluydu. Yani eğer bu tür bir hizmet veriyorsanız mekanınızı sigara içen ve içmeyen olarak ayırmanız gerekiyordu. Bu çok nadir gerçekleştirildi. Çok nadir gerçekleştirildiği gibi gerçekleştirmeyenlere de bir yaptırım uygulanmadı. Şimdi bunun acısını, tüm sigara içenlerden çıkarmaya çalışmanın da mantığını anlayamıyorum. Örneğin yeni nesil sigaraya daha geç başlayacak deniyor. Çok afedersiniz ama kocaman bir nah çekmek istiyorum. Sigara yasağı başladığından beri evden çıkıp yüz metre yürüyüp istiklale çıkarken neredeyse tüm işletmelerin kapısında sigara içen topluluklar görünüyor. Normalde yolda sigara içmeyen insanalar elinde sigarayla dolaşıyorlar. Bir atıyorum butiğin önünden geçiyorsunuz çalışanlar grup halinde dışarıya çıkmış sigara içip dedikodu çeviriyorlar. Yasak başlamadan önce bas bas bağıran sigara içmeyen arkadaşım da dedikoduyu bırakamadığı için dumanlatı olmaya geliyor oraya. Arkadaşım sen değil miydin duman istemiyorum diye zırlayan. Ne sikime gleiyorsun lan yanımıza. Gelme! Git dumansız hava sahana. Ranini dün bir yazı yazmıştı. Kadına kafa atmak istediğinden bahsetmişti. Mevzubahis olaya pek değinmeden ben de dumansız hava sahası diye zırlayıp sigara içenlerle dedikodu yapmaya dumanaltı ortama gelen çakma insana kafa atmak istiyorum. Hatta daha da sadistik yöntemler uygulayıp vücudunda sigara söndürmek istiyorum. Siktir git lan! Arkadaş yani bu yasağa karşı değilim bunu söyleyeyim ama sigara içmeyenlerin genel tutumunu gördükten sonra vallahi artık saygım falan kalmadı sigara içmeyenlere. Her türlü pisliği yapmak istiyorum. Arkadaş mesela sigara içen bir grubuz, sigara molası verip dışarıya sigara içmeye çıktık. O sigara içmeyen kişinin gelip de "ne güzel oldu böyle sigarayı da yasakladılar" sözü tipik bir "Die Hard 3" göndermesi. Bruce Willis'in "I Hate Niggers" tabelasıyla zenci mahallesine gitmesine nefis bir referans. Nasıl içeriye girecek o insan sonra merak içinde kalıyorum. Neyse spoiler vermeyeyim daha fazla klşsdfklşsdaklf. Bir de şey var, neymiş efenim barların cirosu düşmeyecekmiş de artık onlar da gidebileckemiş. Yarramı ye fener! Geçen akşam gittim sinek avlıyordu normalde her daim dolu olarak gördüğüm bir mekan. Bana bakın madem böyle sözler sarfediyorsunuz basın gidin. Boş bırakmayın mekanları. Bu ne ikiyüzlülükmüş arkadaş.

Neyse efenim mekan dedim de, tipik bir oğlak burcu erkeğinin en önemli özelliği mekanlara olan sadakatidir. Ya da genel olarka sadakatidir. Oğlak burcu erkeği dedim çünkü pek oğlak burcu kadın tanıdığım olmadı ilginçtir. Amma velakin oğlak burcunun en iyi anlaştığı burç olarka gösterilen Boğa burcundan bir çok can arkadaşım var. Hepsini de pekseverim. TElefonda doğum günü takvimine baktım da nisan 20-mayıs 20 arası büyük bir yoğunluk var. Her neyse, mesela bir oğlak burcu erkeği ilk iki gidişte bir mekanı sevmişse artık hep oraya gitmeye meyleder. Ne bileyim gördüğü hizmet de çok ahım şahım bir şey olmasın. Sevmesinin farklı nedenleri de olabilir. Sıcaklık olur, kendine yakınlık olur başka şeyler olur. Akabinde sürekli gitmeye başlar o mekana. Gittikteçe tanınır falan oradakiler tarafından da. Böyle bir küçük sosyal grup oluşturmuştur ama şöyle ki o grup sadece o mekana hastır. Ne bileyim mesela mekan dışında oradan tanıdığı biriyle karşılaşsa ayak üstü sohbet ederken o mekanda dağıtabilirler. Onun güzelliği odur. Benim de böyle favori mekanlarım var elbette tipik bir oğlak burcu erkeği olaraktan. Mesela bugün ağa camiinin hemen altında kalan sultanahmet köftecisi abiye gittim. Uzun süredir gitmiyordum malum parasızlık, tatil için memlekete gitme falan. Beni gördü hemen o tanıdık sohbete başladık. Hoş beş gelmişssin tanıyamadım, nerelerdesin, her zamankinden mi gibi sözlerle. Bakınız bu "her zamankinden mi" sözünü hafife almayınız asla. Oğlak burcu erkeğinin favori sözcüklerindendir. Mesela berberim. Daha önce de bloga, İstanbul'da kendime uygun berber arayışlarımı yazmış ve sonuç hakkında da bilgi vermiştim. Ton ton Kemal Abi de neredeyse her hafta en az bir defa uğradığım mekanlardan biri berber olarak. Geçenlerde saçımı keserken kafmaı soğuk suyla yıkadı ama yine de bırakılmayacak bir çok özelliği var. O bu değil, bu sıcakta da iyi geldi soğuk su vesselam. klşdsflşdskfklas
Son günlerde Ajda Pekkan'ın bir parçasına takılmış vaziyetteyim. Şuradan dinlenebilir. On şarkı listesine bir dahaki sefere kendisini koymak istiyorum ama böyle bir diskografiyi on şarkıya indirgemek çok zor gerçekten. Bir yandan da YEni Türkü olabildiyse Süperstar da olabilmeli diye geçiriyorum içimden. Ha bir de yine süperstardan bu yaz her yerde çalan Burak Yeter'in Oyalama Beni remixini pek beğendim. Bizim yan taraftaki diskoda her gece iki üç defa çalıyor. Hiç şaşmaz.
Hangi kitabı okusam diye düşünüyorum bir de. Aklımdakiler Katre-i Matem, Koloni, Eme Lennox Nasıl Yok Oldu? isimli kitaplar. Ancak birini alabilecek bütçem var. Hangisini alsam acaba?

Bilgisayar Programlama dilinde C geleneği diye bir şey var. Yani yok da ben uydurdum. Artık var. C geleneğinden gelmiş programcılar daha bir sıcak, daha bir samimi, daha bir hayatın içinden insanlar. Şimdi PHP'deki esneklik katsaytısının yüksekliği belki programlamaya oradan başlayan için pek bir şey ifade etmez ama C'nin katı Syntax'ini tecrübe edip disiplinini kazanmış olan programcı da geçirilen aşamaları ve gelinen yeri düşünerek saygısını sunar. Bir kere zaten satır sonu noktalı virgül konulmayan programlama dilleri böyle bir soğuklar. Ne bileyim mesela düğüne gidince oynamaya kalkmayan tipler. Ota boka "ayyyy ne banaaal" diyen gevşek ağızlı tipler o programlama dilleri. Ama C öyle mi? halkın içinden, yardımsever, samimi bir aile babası.
İETT hatları içindeki favorim 202 numaralı Bostancı - Mecidiyeköy - Taksim hattı. Üç bilet yiyen bu hatta Bostancı'dan bin, geç üst katına kitabını çıkar oku. Akşama kadar anca evde olursun ve bir kitabı da bitirmiş olursun. Öyle can bir hattır.
6 Temmuz 2009 Pazartesi
30-31 Ocak 7-8-9-10-11 Şubat 1997
30 Ocak 1997 Perşembe
Çok üzgünüm, Pazar,pzt,Salı,çrş yazamadım serdar abimler bizde idi. Onlarla çok oyunlar oynadık. Hatice’yi kızdırdım. Hatice bugün kendini götürttürdü. Neyse bugün bana bayramlık almaya gittik. Herkes çok yakışıklısın diye söyledi. İnşallah bayramda onları giyerim. Dün akşam yine zeyna vardı. Kaçarmı seyrettim. Ben gökçen’e aşık oldum gibi geliyor(Yahu arkadaş bir gün Zeyna var dedi diye iki günde dibin düşmüş). Onu çok özledim.
31 Ocak 1997 Cuma
merhaba bu sabah sahura kalkınca uykum gelmedi. Bende uyumadım..
şu anda saat 10:35 bugün 2 arabasında köye gideceğiz. Aklıma gelmişken dün küçük cep radyolarından aldım. Çok güzel. Bugün çarşıya çıktık. Köye gideceğiz.bugün sinemaya gittik. “The Fan- Fanatik” vardı. Orada bizim kurtuluştan Seher’i görüm. Sonra köye geldik. Sizlerden 7 şubata kadar uzak kalacağım(klsaklsfklşsflşk lkşsdfklşsdflkşas günlüğüne televizyon izleyicisi muamelesi yaparsan büyüyünce ne olacagın belli oluyor.).
7 Şubat 1997 Cuma
Merhaba sizlerden ayrı kaldığım sürece Şaban bize geldi. Ve okul önüne oynadık. Bugün Arif abimde bize geldi. Neyse bugün eftaller bize geldi(Herkes de bize gelmiş). Oynadık. Beyzbol oynadık. Çok güzeldi(Kapitalizmin tatlı yüzü, yamacıma geeel! kuralları nasıl koydunuz merak ettim şimdi.. eski ben!). Sonra Gökhan kızdı gitti. Sonra turnuva yaptık. Ben yendim. Bu akşam Kanal D bayağı düzeldi. İşler iyi gitti bugün. Şansım dönmeye başladı.
8 Şubat 1997 Cumartesi
Bugün bayram öncesi olduğu için arkadaşlarımın çoğu oruçlu idi. Neyse yarın bayram. Bayramda inşallah saat 10.00 da çıkmayı düşünüyorum. Yarın bir şey yapacağız. Yoldan birini tutacağız “ya şekeri ya paranı” diyeceğiz. Bir şey vermezse döveceğiz.(Arkadaş sosyopat mısınız psikopat mı?)
Bugün babam bana bir saat aldı. Çokşık. Su geçirmez..
Bu akşam davulla gezildi. Ben gezmedim.
9 Şubat 1997 Pazar
bugün bayramın birinci günü bu sabah bayram namazına gittik. Geldik. Sonra gezmeye çıktık. Gezdik. Gökhan’ı köpek ısıracaktı. Osmanların köpeği. Bugün kaza oldu. Ali abime araba çarpmış. Motorsikletle giderken. Sonra kolu krılmış. Edirne’ye götürdüler. Sonra bizde otobüsle Edirne’ye geldik. Ali abimi ameliyat etmişler.
10 Şubat 1997 Pazartesi
Dün ameliyat olan Ali abim bugün bayağı iyiydi. Bugün hastaneye gittik. Ali abim iyiydi. Saat 13.00 e kadar gidicekti. Sonra ben ali ağabeymle annesinin babasının fotoğraflarını çektim. Sonra eve geldik. Babam şirketten bir araba almış. Çok acaip. Küçücük. Sonra şabanların evine geldik. Orda cigarettes içtik. Sonra saat 14.45 sıralarında köye geldik. Şaban ve arif abim bu akşam bizde kalacaklar idi. Bugün bir kız gördük bayağı güzeldi. O yine bize akraba çıktı.(Yeter lan, burcu, duygu yasemin gökçen ile idare et işte!) Alaaddin’in ablalarını kızdırdık.
Bu akşam serdar abimler bize yemeğe geldi. Serdar abimde kelime oyunu vardı. Oynadık…
11 Şubat 1997 Salı
Bugün bayramın son günü. Bu sabah biraz oynadık. Ondan sonra gezmeye çıktık.
Reklam: Enayi dangalak yazıları…Bayramda kimler rezil oldu. Nasıl kavga çıkacaktı….AZ SONRA
(ooooooo! kanında televizyonculuk var adamın arkadaş)
Bugün oldukça para harcadım. Neyse..bugün 3 kadar sigara içmişimdir. Mehmet almış bizde içtik.
Reklam: Enayi dangalak yazıları…Bayramda kimler rezil oldu..Nasıl kavga çıkacaktı..nurcan’ın talibi kim? AZ SONRA
Bugün Necati’ler geldi. Hoşgedin dedim konuştuk. Onlar muratçalıya düşmanmış kavga edecektiler. Muratçalılılar onların mahallesinde tabanca atmışlar. Fakat sonra kavgayı ayırdılar.
Akşam “enayi dangalak” diye yazılar yazdık. Bugün onları bazı insanların arkasına asacaktık. Sonra vazgeçip yırttık.
Reklam: Nurcan’ın talibi kim…AZ SONRA
Nurcan’a da bugün bir erkek arkadaşlık teklif etti. Nurcan buna sıcak bakıyor. Ama bakalım ne olacak. Şabanlar yine bizde
Çok üzgünüm, Pazar,pzt,Salı,çrş yazamadım serdar abimler bizde idi. Onlarla çok oyunlar oynadık. Hatice’yi kızdırdım. Hatice bugün kendini götürttürdü. Neyse bugün bana bayramlık almaya gittik. Herkes çok yakışıklısın diye söyledi. İnşallah bayramda onları giyerim. Dün akşam yine zeyna vardı. Kaçarmı seyrettim. Ben gökçen’e aşık oldum gibi geliyor(Yahu arkadaş bir gün Zeyna var dedi diye iki günde dibin düşmüş). Onu çok özledim.
31 Ocak 1997 Cuma
merhaba bu sabah sahura kalkınca uykum gelmedi. Bende uyumadım..
şu anda saat 10:35 bugün 2 arabasında köye gideceğiz. Aklıma gelmişken dün küçük cep radyolarından aldım. Çok güzel. Bugün çarşıya çıktık. Köye gideceğiz.bugün sinemaya gittik. “The Fan- Fanatik” vardı. Orada bizim kurtuluştan Seher’i görüm. Sonra köye geldik. Sizlerden 7 şubata kadar uzak kalacağım(klsaklsfklşsflşk lkşsdfklşsdflkşas günlüğüne televizyon izleyicisi muamelesi yaparsan büyüyünce ne olacagın belli oluyor.).
7 Şubat 1997 Cuma
Merhaba sizlerden ayrı kaldığım sürece Şaban bize geldi. Ve okul önüne oynadık. Bugün Arif abimde bize geldi. Neyse bugün eftaller bize geldi(Herkes de bize gelmiş). Oynadık. Beyzbol oynadık. Çok güzeldi(Kapitalizmin tatlı yüzü, yamacıma geeel! kuralları nasıl koydunuz merak ettim şimdi.. eski ben!). Sonra Gökhan kızdı gitti. Sonra turnuva yaptık. Ben yendim. Bu akşam Kanal D bayağı düzeldi. İşler iyi gitti bugün. Şansım dönmeye başladı.
8 Şubat 1997 Cumartesi
Bugün bayram öncesi olduğu için arkadaşlarımın çoğu oruçlu idi. Neyse yarın bayram. Bayramda inşallah saat 10.00 da çıkmayı düşünüyorum. Yarın bir şey yapacağız. Yoldan birini tutacağız “ya şekeri ya paranı” diyeceğiz. Bir şey vermezse döveceğiz.(Arkadaş sosyopat mısınız psikopat mı?)
Bugün babam bana bir saat aldı. Çokşık. Su geçirmez..
Bu akşam davulla gezildi. Ben gezmedim.
9 Şubat 1997 Pazar
bugün bayramın birinci günü bu sabah bayram namazına gittik. Geldik. Sonra gezmeye çıktık. Gezdik. Gökhan’ı köpek ısıracaktı. Osmanların köpeği. Bugün kaza oldu. Ali abime araba çarpmış. Motorsikletle giderken. Sonra kolu krılmış. Edirne’ye götürdüler. Sonra bizde otobüsle Edirne’ye geldik. Ali abimi ameliyat etmişler.
10 Şubat 1997 Pazartesi
Dün ameliyat olan Ali abim bugün bayağı iyiydi. Bugün hastaneye gittik. Ali abim iyiydi. Saat 13.00 e kadar gidicekti. Sonra ben ali ağabeymle annesinin babasının fotoğraflarını çektim. Sonra eve geldik. Babam şirketten bir araba almış. Çok acaip. Küçücük. Sonra şabanların evine geldik. Orda cigarettes içtik. Sonra saat 14.45 sıralarında köye geldik. Şaban ve arif abim bu akşam bizde kalacaklar idi. Bugün bir kız gördük bayağı güzeldi. O yine bize akraba çıktı.(Yeter lan, burcu, duygu yasemin gökçen ile idare et işte!) Alaaddin’in ablalarını kızdırdık.
Bu akşam serdar abimler bize yemeğe geldi. Serdar abimde kelime oyunu vardı. Oynadık…
11 Şubat 1997 Salı
Bugün bayramın son günü. Bu sabah biraz oynadık. Ondan sonra gezmeye çıktık.
Reklam: Enayi dangalak yazıları…Bayramda kimler rezil oldu. Nasıl kavga çıkacaktı….AZ SONRA
(ooooooo! kanında televizyonculuk var adamın arkadaş)
Bugün oldukça para harcadım. Neyse..bugün 3 kadar sigara içmişimdir. Mehmet almış bizde içtik.
Reklam: Enayi dangalak yazıları…Bayramda kimler rezil oldu..Nasıl kavga çıkacaktı..nurcan’ın talibi kim? AZ SONRA
Bugün Necati’ler geldi. Hoşgedin dedim konuştuk. Onlar muratçalıya düşmanmış kavga edecektiler. Muratçalılılar onların mahallesinde tabanca atmışlar. Fakat sonra kavgayı ayırdılar.
Akşam “enayi dangalak” diye yazılar yazdık. Bugün onları bazı insanların arkasına asacaktık. Sonra vazgeçip yırttık.
Reklam: Nurcan’ın talibi kim…AZ SONRA
Nurcan’a da bugün bir erkek arkadaşlık teklif etti. Nurcan buna sıcak bakıyor. Ama bakalım ne olacak. Şabanlar yine bizde
Büyüklük Üzerine (06.02.2007)
Büyüklük üzerine bir yazı bu. Ne yaşça büyüklük, ne de fiziken iri olma durumunu niteleyen büyüklük. Lider sıfatını almış kişilerin özsalgısı olan büyüklük bu.
Liderlik kavramını dibine kadar çekip, yaşayıp, yaşatıp, “hevesini” almış olanların, yani liderleri gözlediğinde bu sıfata gerçek anlamda “yazıdaki tanımlanmış gerçelliğe dair mealiyle” erişebilineceğinin kolerasyonunu yaptıkları söylenebilir. Refleks olmalı bu aslında, yapmayı istemezler mevzubahis değerlendirmeyi. Olabilirliği düşük bir lider adayı bazen öylesine zıvanadan çıkarır ki, kıyaslamayı istese de, istemese de yapar eskiden liderlik vasfına nail olmuş ve gerektiği kadar hevesini alıp yorulmuş olan şahıs. En kötüsü de bu adayın yüzüne söylemektir olabilirliğinin düşük olduğunu. Her durumun olası sonuçları meydana gelebileceği için, her zaman bu sonuçları düşünmeye ya da idrakında canlandırmaya başlar “görmüş” lider ve sonra sonuçların sonucu gerçekleşebilecek olası durum veya vukuları göz önüne alır. Göz önüne alınan ikinci nesil durumlar da bir sonuç ya da –ki her zaman birden fazla sonuç vardır- daha fazla sonuç doğurabileceğinden ortaya çıkan yeni durumları ve sonuçları düşünmek durumunda kalır. Kalmaz, öyle düşünmesi gerekliliğinin zorunluluğunu hisseder. Kısacası, eski lider şahıs, bir reaksiyonu başlattığında, önem derecesi ne olursa olsun sonuçları kafasının içinde bellidir. Bu nedenle söylemek, lider adayına düşük ihtimalini lider olabilirliğinin, bir çok sonuç ve durum ortaya çıkaracaktır. Kalp kırmamak için söylememezlik etmez bir lider. Usulünde söyler. Gereksiz olduğu için söylememezlik eder. Eski lider, emri vaki etmemeyi bilir. Gücünü kötüye kullanmak durumunun bilinçliliği dışında olarak etmez. Zaten “kötü” sıfatının genelgeçer bir tanımı için izafiyet kavramına ihtiyaç oluğundan, genel için iyi, kötü, güzel veya çirkin kanaati getirmemeye gayret etmesi gerektiğinin bilincindedir. Ne var ki, lider sıfatlı kişi belli özellikleri bünyesinde bulunan bir kümeye dahil insanların oluşturduğu bir grupta mevcut olabilir. Derine inilirse aslında insanların “inanmak” zorunlulukları ve saplantıları neticesinde doğmuş bir olgudur liderlik. Birini lider olarak uygun görürler ve ona inanırlar, itaat ederler. Hiçbir lider yoktur ki, kendi kendini lider ilan edebilsin. Liderin, lideri olduğunu iddia ettiği gruptaki bir kişi bile lider olarak görmüyorsa onu, liderlik sfatı elinden alınmış demektir.
Büyüklük bu nedenlerle bir liderin özsalgısı olan mecazdır.
6 Şubat 2007
Akçakoca/İzmit
Liderlik kavramını dibine kadar çekip, yaşayıp, yaşatıp, “hevesini” almış olanların, yani liderleri gözlediğinde bu sıfata gerçek anlamda “yazıdaki tanımlanmış gerçelliğe dair mealiyle” erişebilineceğinin kolerasyonunu yaptıkları söylenebilir. Refleks olmalı bu aslında, yapmayı istemezler mevzubahis değerlendirmeyi. Olabilirliği düşük bir lider adayı bazen öylesine zıvanadan çıkarır ki, kıyaslamayı istese de, istemese de yapar eskiden liderlik vasfına nail olmuş ve gerektiği kadar hevesini alıp yorulmuş olan şahıs. En kötüsü de bu adayın yüzüne söylemektir olabilirliğinin düşük olduğunu. Her durumun olası sonuçları meydana gelebileceği için, her zaman bu sonuçları düşünmeye ya da idrakında canlandırmaya başlar “görmüş” lider ve sonra sonuçların sonucu gerçekleşebilecek olası durum veya vukuları göz önüne alır. Göz önüne alınan ikinci nesil durumlar da bir sonuç ya da –ki her zaman birden fazla sonuç vardır- daha fazla sonuç doğurabileceğinden ortaya çıkan yeni durumları ve sonuçları düşünmek durumunda kalır. Kalmaz, öyle düşünmesi gerekliliğinin zorunluluğunu hisseder. Kısacası, eski lider şahıs, bir reaksiyonu başlattığında, önem derecesi ne olursa olsun sonuçları kafasının içinde bellidir. Bu nedenle söylemek, lider adayına düşük ihtimalini lider olabilirliğinin, bir çok sonuç ve durum ortaya çıkaracaktır. Kalp kırmamak için söylememezlik etmez bir lider. Usulünde söyler. Gereksiz olduğu için söylememezlik eder. Eski lider, emri vaki etmemeyi bilir. Gücünü kötüye kullanmak durumunun bilinçliliği dışında olarak etmez. Zaten “kötü” sıfatının genelgeçer bir tanımı için izafiyet kavramına ihtiyaç oluğundan, genel için iyi, kötü, güzel veya çirkin kanaati getirmemeye gayret etmesi gerektiğinin bilincindedir. Ne var ki, lider sıfatlı kişi belli özellikleri bünyesinde bulunan bir kümeye dahil insanların oluşturduğu bir grupta mevcut olabilir. Derine inilirse aslında insanların “inanmak” zorunlulukları ve saplantıları neticesinde doğmuş bir olgudur liderlik. Birini lider olarak uygun görürler ve ona inanırlar, itaat ederler. Hiçbir lider yoktur ki, kendi kendini lider ilan edebilsin. Liderin, lideri olduğunu iddia ettiği gruptaki bir kişi bile lider olarak görmüyorsa onu, liderlik sfatı elinden alınmış demektir.
Büyüklük bu nedenlerle bir liderin özsalgısı olan mecazdır.
6 Şubat 2007
Akçakoca/İzmit
22 Haziran 2009 Pazartesi
Avatar Evreni (Kısım 3) - Toprak Krallığı
Toprak krallğı haritanın coğrafi açıdan en büyük bölümünü kaplayan ülkedir. Coğrafi anlamdaki bu büyüklüğü diğer tüm uluslarla komşu olmasını sağlamıştır. Geokinesise epeyce benzer toprak bükme pratiği yapan kadın ve erkeklerin evidir. Toprak krallığı, Ateş ulusu'nun emperyalist savaşında sınırlarında en fazla karşı koyan millettir. Su kabilesi de kendilerine yardıma katıldığı için toprak krallğı onların yerlerini de korumaya çalşmıştır çünkü su kabileleri kendi topraklarını korumak açısından oldukça zayıf kalmışlardır. Toprak krallığının bir çok vatandaşı kendi içinde apayrı bir dünya olan başkent Ba Sing Se'de yaşarlar. İkinci kitabın sonunda Ba Sing Se düşmüştür ve üçüncü kitap boyunca yok olma tehlikesi ile yüz yüze kalmıştır.

Ortaya Çıkış
Toprak Krallğı, Ming ve Kinq hanedanlığından adını alan geç dönem Çin İmparatorluğundan esinlenilmiştir. Toprak kralının sarayı yasak şehir ve diğer çin binalarından esinlenilmiştir. toprak krallğı vatandaşları imparatorluğun geniş alanlarında farklı görünümler sergilerler. Toprak Krallığı amblemi karenin içine çizilmiş bir daire ve merkezinde çok daha küçük bir kareden oluşur(Çin parası gibi). Bu nişanlar Toprak Krallığının derinliğini sembolize ederler.
Kültürleri
Mekanik altındaki teknoloji temelli mülteciler ve Kyoshi Adası'nın izole yerleşimi dışında, Toprak Krallığı diğer uluslara göre daha az dışa kapalıdır.
Toprak krallğı vatandaşları bir çok oyun ve etkinlikler yaratmışlardır. Örneğin Omashu'da ilk kez Aang ve Kral Bumi'nin oynadığı ve şehrin dağıtım sisteminde yapılan ve kral Bumi'nin "World Greatest Superslide" denilen oyun oynanır. Ba Sing Se'nin ara sokaklarında toprak bükme kullanlarak oynana futbol oyunu vardır.
Taş ve kaya, toprak krallığı'nın en büyük doğal kaynaklarıdır. Toprak Krallığında toprak bükücülük neredeyse her şey için kullanılır. Ateş ulusu kadar fosil yakıtları kullanmasalar da bazı köylerde kömür ve kereste madenlerinden madencilik yapılabilir. Toprak krallığının bol verimli topraklarında bir çok çeşit sebze ve meyve yetiştirilir.
mimari, çiftçilik, marangozculuk, avcılık ve madencilik Toprak Krallğı endüstrisinin temel taşlarıdır. Toprak Krallığı vatandaşları her kademenin kar sağlayacağı ileri seviye bir ticaret ve tanıtım sistemi geliştirmişlerdir. Omashu'nun posta ve katı atık sisteminden,Ba Sing Se'nin metro istasyonları ve çeşitli buluşlara kadar toprak bükme kullanılır ve Toprak krallığının sofistike halkına hizmet ederler.
Hükümet
Toprak krallığı, eyaletlere, ana şehirlere, küçük kasbalara ve bağımsız yerleşim birimlerine bölünmüş geniş bir ulustur. Başkenti Ba Sing Se'dir. Ba Sing Se'de Toprak kralı denilen merkezi bir karar merci olsa da Omashu gibi büyük eyaletlerin Kral Bumi gibi kendi krallar vardır. Toprak Krallığınn hükümeti, merkezi Konfedere Monarşidir. Toprak kralları gücü hükümet bürokrasisine bırakırlar. Toprak Krallığı düşmeden önce toprak kralı daha çok bir figürdü. güç asıl olarak Dai Li'nin başkanı, Toprak krallığının kültür bakanı ve aynı zamanda kralın da danışmanı olan Long Feng'in elindeydi. Bu aynı zamanda Ba Sing Se hükümetinin kendi duvarları dışındaki gücünü çok az kullandığı anlamına da gelirdi. Ki temel olarak toprak krallığının tüm durumunu açıklamaya yeterdi.
Ba Sing Se'deki hükümet, savaş boyunca oldukça baskıcıydı. Long Feng nüfusu sosyal ve ekonomik derecelerine göre ayırmıştı. Ayrıca Ba Sing Se hükümetinde bürokrasi çok fazla idi. Kral ile görüşebilmek bile Avatar dahi olsanız en iyi ihtimalle 6 hafta sürüyordu. Toprak krallığı büyük ölçüde Çin'deki King Hanedanlığından etkilenmiştir.
Ordu
Toprak krallığı askeriyesi en çok kara kuvvetlerine bağlıydı. Ateş ulusu gibi, Toprak Krallığı ordusu da bükücüler ve normal piyadelerden oluşur. Bükücü olan olmayan askerlerin her biri oldukça çeşitli silahlardan taşırlar. bükücü olmayan askerler daha ağır silahlandırılırlar.
Toprak krallığı askerleri imparatorluğun farklı bölgelerinde farklı renklerde üniformalar giyebilirler. Sarı kahverengi (kitap 1 Bölüm 7 "The Winter Solistice"), açık yeşil (Kitap 2 Bölüm 1 "The Avatar State"), bronz kahverengi (Kitap 2 Bölüm 12 "The Serpent's Pass") üniformaların her biri görülmüştür. Omashu'nun bükücü olmayan askerleri yaprak yeşili renklerde, krallıktaki diğer bükücü olmayan askerler ise sönük zeytin yeşili üniformalar giyerler. Ba Sing Se'de duvardaki askerler siyah ve altın sarısı renginden yapılmış, daha farklı üniformalara sahiptirler.
Çeşitli toprak bükücülere danıştıktan sonra mekanikçi, sonradan İStilada kullanılacak toprak bükme ile çalışan tanklar tasarlamıştır.
DAi Li

Dai Li, Ba Sing Se'nin kültürel mirasını koruyan ve Kültür bakanı ve istihbarat başkanı Long Feng'e doğrudan bağlı bir birimdir. Ba Sing Se'içinde savaştan söz edenleri yakalayıp yeniden eğitirler(beyin yıkarlar). Toprak kralına hizmet etmelerine rağmen sadece Long Feng'e sadıktırlar. Toprak krallığı başektine yapılması planlanan darbe girişiminde Azula'nın emri altına da geçmişlerdir. Dai Li yüzyıllar önce Avatar Kyoshi tarafından Ba Sing Se'nin kültürel mirasını korumak için oluşturulmuştur.
Dai Li Çin'deki Qing hanedanlığında ikinci dünya savaşı sırasında yine Dai Li olarak bilinen hükümet ajanlarından modellenmiştir.
Kyoshi Savaşçıları

Kyoshi adasında bulunan ve Suki önderliğinde tamamen kadınlardan oluşan bir savaşçı grubudur. Dövüşlerinde hiç bir bükme sanatı kullanamamalarına rağmen iyi eğitimli ve Avatar Kyoshi'yi onurlandıran bir dövüş stilleri vardır. Kyoshi adası genel olarak savaşta tarafsız kalmasına rağmen, Avatar buraya geldikten sonra bu durum değişmiştir. Kyoshi Adası Savaşçıları, toprak krallığına direnişte yardım etmek için mültecilerin Ba Sing Se'ye rahatça ulaşmalarına yardımda bulunmuştur. Ayrıca Appa'nın kayıp günlerinde, Appa'yı Prenses Azula, MAi ve Ty Lee'de korumaya çalışmışlardır. Azula Mai ve Ty Lee'ye yenilmelerinin ardından bu üçü, Kyoshi Savaşçısı görünümüne Toprak Kralı'nın sarayının içine sızmayı başarmışlardır. buna rağmen Kyoshi savaşçıları Appa'nın hayatını kurtarmayı başarmışlardır.
Beşli Konsey
Yüksek Rütbeli beş toprak krallığı generalinin Ba Sing Se dışındaki askeri ve stratejik hamleleri değerlendirdiği bir kurumdur. bunun yanı sıra beşli konsey aynı zamanda Kral Muhafızları denilen elit bir dövüşçü grubunu da kontrol eder. Beşli konsey kralın isteğiyle kurulmuş ve Long Feng'in yükselişine kadar kral ile eşit otoriteye sahiptir. Prenses Azula'nn başkente darbe girişimi sırasında, tamamı Dai Li ajanları tarafından yakalanmış ve hapsedilmiştir. Beyaz Lotus üyelerinin sayesinde serbest bırakılmışlardır.
Kralın Muhafızları
Ne Dai Li ne de orduya bağlı olup doğrudan Toprak Kralını koruyan gruptur. SArayı koruyan yüzlerce muhafız olduğu görülmüştür.
Yerleşim birimleri
Kyoshi Adası

Avatar Kyoshi tarafından insanları istiladan korumak amacıyla Güney denizinde kurulmuş bir adadır. Adanın aynı zamanda bir tür liman olması nedeniyle, tacirlerin ve seyehat edenlrin mola noktalarındandır. Kyoshi adasının iş gücü adanın çeşitli yerlerine dağılmış küçük köylerde kendine yer bulur. Her köyün kendi lideri olup Kyoshi Adası Savaşçılar tarafından korunur. Üzerinde neredeyse hiç bir askeri güç barındırmaması sayesinde Ateş ulusu savaşının yüz yıl boyunca dışında kalmayı başarmıştır. Köylüler dışarıdan gelenlere karşı pek sıcakkanlı değillerdir. ateş ulusu ajanlarından şüphelenirler. Bunun yanısıra Avatar'ın köye gelmesinin ardından daha hoşgörülü olmuşlardır.
Omashu

toprak Krallğı'nda kurulan ilk şehirdir ve Romeo ve Juliet gibi bir aşk hikayesine dayanır. Oma ve Shu aynı zamanda ilk toprak bükücülerdir. Bir dağdadır ve çevresi kanyonlarla ve dev bir geçitle kaplanmıştır. Büyük taş kapılar ile korunur. Buna rağmen savaş sırasında Ateş ulusu tarafından ele geçirilimiştir. Omashu'nun ana endüstri kolu silahlar ve savaş aletleridir. Bu nedenle dağıtım sistemi de çok gelişmiştir. Yerçekimi ve Toprak bükmeyi kullanan etkili bir dağıtım sistemi vardır.
Ba Sing Se

Ba Sing Se, Toprak krallığı'nın başkentidir. Girilemez ve dış dünyadan tamamen izoledir. Ateş ulusu generali Iroh'un 600 gün süren ve sonunda oğlunu kaybetmesine neden olan kuşatmaya dayanmıştır. Ba Sing Se'nin bu kuşatmalara dayanabilmesinin ardındaki sır duvarlarıdır. En Dış duvar ile yerleşim bölgesi duvarı arasında, çeşitli tarım ürünlerinin yetiştirildiği tarlalar bulunur. Bu tarlalar şehrin kendi kendine yiyecek ve içecek sağlamasına neden olur. Yüz yıllık savaş dahilinde bu duvarlar sadece iki kez zorlanabilmiştir. Bunlardan biri General Iroh'un 600 günlük kuşatması esnasında, diğeri ise Azula'nın matkap ismi verilen savaş aracı ile saldırısı sırasındadır.
İkinci kitapta şehir, sosyal sınıflara göre farklı alanlara ayrılmış şekilde gösterilmiştir. Fakirlerin ve mültecilerin yaşadığı gettolar şehrin geri kalanından duvarlar ile ayrılır. Antik Çin'deki sosyal sınıf etkileşimine doğrudan bir göndermedir. Şehir duvarları dahilinde, devam eden savaştan konuşmak yasaktır. Bu, şehrin kültürel mirasını korumak amacıyla apılmış olup kendisini dünya üzerindeki tek "ütopik" şehir yapmaktadır. Kralın sadece bir figür olduğu gösterilip şehrin asıl yöneticisinin Dai Li'nin başkanı Long Feng olduğu da dizi dahilinde sunulmuştur. Savaştan söz edilmemesi için insanları sıkı bir kontrole tabi tutarlar ve bu durumda şehir içindekiler tarafından girilemez şehir olarak nitelenir. bu kurallara karşı gelenler, Dai Li tarafından savaşın olmadığına dair, beyin yıkama işlemine alınırlar.
Ba Sing Se'nin anlamı "Girilemez Şehir" olarak söylenmiştir (kitap 2 Bölüm 13 "The Drill")
Toprakbükme
İnsanlar toprak bükmeyi ilk olarak, görmek ve doğa ile iletişim kurmak için bu işlemi yapan kör köstebeklerden öğrenmişlerdir. toprak bükmeyi ilk öğrenen insanlar bu sanatı birbirleriyle görüşebilmek için kullanan Oma ve Shu ismindeki aşıklardır.
Toprak bükme genel olarak Kung Fu'nun Hun Gar stiline dayanır. Savaş sanatı hayvanların hareketlerine dayandırılır. Kaplan sert gücü temsil ederken Turna hafif gücü temsil eder. Harici durum bir tek, kör toprak bükücü olan Toph Bei Fong'ta ortaya çıkar. Onun stili "Southern Praying Mantis Kung Fu" stiline dayanır. Diğer bükme disiplinlerinin aksine toprak bükme, dinlemek ve saldırı için doğru zamanı beklemeyi merkeze alır. Toph bu tekniği yer köstebeklerinden öğrenmiş ve daha sonra Aang'e de öğretmiştir. Bu teknik toph ve Aang'e yerdeki titreşimleri hissederek onlarla görme yeteneğini sağlamaktadır.
Uzman Teknikler
Kum Bükme: Bir tür çöl toprak bükücüsü bu tekniği geliştirmişlerdir. Bu tekniği dövüş ve nakliye için bolca kullanırlar.
Yergörüşü: Yer köstebekleri, yani orjinal toprak bükücüler, tamamen kördür. Toprak bükmeyi ve topraktaki titreşimleri hissederek "görmek" eylemini gerçekleştirirler. Toph bu tekniği küçük bir kız iken direk olarak yer köstebeklerinden öğrenmiştir ve kendisi de kör olduğu için bu tekniği hayatının geri kalanında görmek üzere kullanmıştır. Yer görüşünü kullanabilen insanlar sadece Toph ve Aang'tir.
Metal Bükme: Metal bükme imkansız olarak değerlendirilmiştir fakat Toph eşsiz yergörüşü tekniğini kullanıp metalin içindeki küçük parçaları görerek onları yönlendirmeyi başarmış ve bu tekniği bulmuştur. DAha sonraları bu konuda iyice uzmanlaşmış ve neredeyse çok az güç harcayarak metal bükebilir hale gelmiştir. Toph bu tekniği kendisini metal ile kaplamak için kullanabilir. Bu sayede metal taştan daha sert oluğu için ateş bükücülerin gönderdiği ateşlerden de etkilenmemiştir.
Ortaya Çıkış
Toprak Krallğı, Ming ve Kinq hanedanlığından adını alan geç dönem Çin İmparatorluğundan esinlenilmiştir. Toprak kralının sarayı yasak şehir ve diğer çin binalarından esinlenilmiştir. toprak krallğı vatandaşları imparatorluğun geniş alanlarında farklı görünümler sergilerler. Toprak Krallığı amblemi karenin içine çizilmiş bir daire ve merkezinde çok daha küçük bir kareden oluşur(Çin parası gibi). Bu nişanlar Toprak Krallığının derinliğini sembolize ederler.
Kültürleri
Mekanik altındaki teknoloji temelli mülteciler ve Kyoshi Adası'nın izole yerleşimi dışında, Toprak Krallığı diğer uluslara göre daha az dışa kapalıdır.
Toprak krallğı vatandaşları bir çok oyun ve etkinlikler yaratmışlardır. Örneğin Omashu'da ilk kez Aang ve Kral Bumi'nin oynadığı ve şehrin dağıtım sisteminde yapılan ve kral Bumi'nin "World Greatest Superslide" denilen oyun oynanır. Ba Sing Se'nin ara sokaklarında toprak bükme kullanlarak oynana futbol oyunu vardır.
Taş ve kaya, toprak krallığı'nın en büyük doğal kaynaklarıdır. Toprak Krallığında toprak bükücülük neredeyse her şey için kullanılır. Ateş ulusu kadar fosil yakıtları kullanmasalar da bazı köylerde kömür ve kereste madenlerinden madencilik yapılabilir. Toprak krallığının bol verimli topraklarında bir çok çeşit sebze ve meyve yetiştirilir.
mimari, çiftçilik, marangozculuk, avcılık ve madencilik Toprak Krallğı endüstrisinin temel taşlarıdır. Toprak Krallığı vatandaşları her kademenin kar sağlayacağı ileri seviye bir ticaret ve tanıtım sistemi geliştirmişlerdir. Omashu'nun posta ve katı atık sisteminden,Ba Sing Se'nin metro istasyonları ve çeşitli buluşlara kadar toprak bükme kullanılır ve Toprak krallığının sofistike halkına hizmet ederler.
Hükümet
Toprak krallığı, eyaletlere, ana şehirlere, küçük kasbalara ve bağımsız yerleşim birimlerine bölünmüş geniş bir ulustur. Başkenti Ba Sing Se'dir. Ba Sing Se'de Toprak kralı denilen merkezi bir karar merci olsa da Omashu gibi büyük eyaletlerin Kral Bumi gibi kendi krallar vardır. Toprak Krallığınn hükümeti, merkezi Konfedere Monarşidir. Toprak kralları gücü hükümet bürokrasisine bırakırlar. Toprak Krallığı düşmeden önce toprak kralı daha çok bir figürdü. güç asıl olarak Dai Li'nin başkanı, Toprak krallığının kültür bakanı ve aynı zamanda kralın da danışmanı olan Long Feng'in elindeydi. Bu aynı zamanda Ba Sing Se hükümetinin kendi duvarları dışındaki gücünü çok az kullandığı anlamına da gelirdi. Ki temel olarak toprak krallığının tüm durumunu açıklamaya yeterdi.
Ba Sing Se'deki hükümet, savaş boyunca oldukça baskıcıydı. Long Feng nüfusu sosyal ve ekonomik derecelerine göre ayırmıştı. Ayrıca Ba Sing Se hükümetinde bürokrasi çok fazla idi. Kral ile görüşebilmek bile Avatar dahi olsanız en iyi ihtimalle 6 hafta sürüyordu. Toprak krallığı büyük ölçüde Çin'deki King Hanedanlığından etkilenmiştir.
Ordu
Toprak krallığı askeriyesi en çok kara kuvvetlerine bağlıydı. Ateş ulusu gibi, Toprak Krallığı ordusu da bükücüler ve normal piyadelerden oluşur. Bükücü olan olmayan askerlerin her biri oldukça çeşitli silahlardan taşırlar. bükücü olmayan askerler daha ağır silahlandırılırlar.
Toprak krallığı askerleri imparatorluğun farklı bölgelerinde farklı renklerde üniformalar giyebilirler. Sarı kahverengi (kitap 1 Bölüm 7 "The Winter Solistice"), açık yeşil (Kitap 2 Bölüm 1 "The Avatar State"), bronz kahverengi (Kitap 2 Bölüm 12 "The Serpent's Pass") üniformaların her biri görülmüştür. Omashu'nun bükücü olmayan askerleri yaprak yeşili renklerde, krallıktaki diğer bükücü olmayan askerler ise sönük zeytin yeşili üniformalar giyerler. Ba Sing Se'de duvardaki askerler siyah ve altın sarısı renginden yapılmış, daha farklı üniformalara sahiptirler.
Çeşitli toprak bükücülere danıştıktan sonra mekanikçi, sonradan İStilada kullanılacak toprak bükme ile çalışan tanklar tasarlamıştır.
DAi Li

Dai Li, Ba Sing Se'nin kültürel mirasını koruyan ve Kültür bakanı ve istihbarat başkanı Long Feng'e doğrudan bağlı bir birimdir. Ba Sing Se'içinde savaştan söz edenleri yakalayıp yeniden eğitirler(beyin yıkarlar). Toprak kralına hizmet etmelerine rağmen sadece Long Feng'e sadıktırlar. Toprak krallığı başektine yapılması planlanan darbe girişiminde Azula'nın emri altına da geçmişlerdir. Dai Li yüzyıllar önce Avatar Kyoshi tarafından Ba Sing Se'nin kültürel mirasını korumak için oluşturulmuştur.
Dai Li Çin'deki Qing hanedanlığında ikinci dünya savaşı sırasında yine Dai Li olarak bilinen hükümet ajanlarından modellenmiştir.
Kyoshi Savaşçıları

Kyoshi adasında bulunan ve Suki önderliğinde tamamen kadınlardan oluşan bir savaşçı grubudur. Dövüşlerinde hiç bir bükme sanatı kullanamamalarına rağmen iyi eğitimli ve Avatar Kyoshi'yi onurlandıran bir dövüş stilleri vardır. Kyoshi adası genel olarak savaşta tarafsız kalmasına rağmen, Avatar buraya geldikten sonra bu durum değişmiştir. Kyoshi Adası Savaşçıları, toprak krallığına direnişte yardım etmek için mültecilerin Ba Sing Se'ye rahatça ulaşmalarına yardımda bulunmuştur. Ayrıca Appa'nın kayıp günlerinde, Appa'yı Prenses Azula, MAi ve Ty Lee'de korumaya çalışmışlardır. Azula Mai ve Ty Lee'ye yenilmelerinin ardından bu üçü, Kyoshi Savaşçısı görünümüne Toprak Kralı'nın sarayının içine sızmayı başarmışlardır. buna rağmen Kyoshi savaşçıları Appa'nın hayatını kurtarmayı başarmışlardır.
Beşli Konsey
Yüksek Rütbeli beş toprak krallığı generalinin Ba Sing Se dışındaki askeri ve stratejik hamleleri değerlendirdiği bir kurumdur. bunun yanı sıra beşli konsey aynı zamanda Kral Muhafızları denilen elit bir dövüşçü grubunu da kontrol eder. Beşli konsey kralın isteğiyle kurulmuş ve Long Feng'in yükselişine kadar kral ile eşit otoriteye sahiptir. Prenses Azula'nn başkente darbe girişimi sırasında, tamamı Dai Li ajanları tarafından yakalanmış ve hapsedilmiştir. Beyaz Lotus üyelerinin sayesinde serbest bırakılmışlardır.
Kralın Muhafızları
Ne Dai Li ne de orduya bağlı olup doğrudan Toprak Kralını koruyan gruptur. SArayı koruyan yüzlerce muhafız olduğu görülmüştür.
Yerleşim birimleri
Kyoshi Adası

Avatar Kyoshi tarafından insanları istiladan korumak amacıyla Güney denizinde kurulmuş bir adadır. Adanın aynı zamanda bir tür liman olması nedeniyle, tacirlerin ve seyehat edenlrin mola noktalarındandır. Kyoshi adasının iş gücü adanın çeşitli yerlerine dağılmış küçük köylerde kendine yer bulur. Her köyün kendi lideri olup Kyoshi Adası Savaşçılar tarafından korunur. Üzerinde neredeyse hiç bir askeri güç barındırmaması sayesinde Ateş ulusu savaşının yüz yıl boyunca dışında kalmayı başarmıştır. Köylüler dışarıdan gelenlere karşı pek sıcakkanlı değillerdir. ateş ulusu ajanlarından şüphelenirler. Bunun yanısıra Avatar'ın köye gelmesinin ardından daha hoşgörülü olmuşlardır.
Omashu

toprak Krallğı'nda kurulan ilk şehirdir ve Romeo ve Juliet gibi bir aşk hikayesine dayanır. Oma ve Shu aynı zamanda ilk toprak bükücülerdir. Bir dağdadır ve çevresi kanyonlarla ve dev bir geçitle kaplanmıştır. Büyük taş kapılar ile korunur. Buna rağmen savaş sırasında Ateş ulusu tarafından ele geçirilimiştir. Omashu'nun ana endüstri kolu silahlar ve savaş aletleridir. Bu nedenle dağıtım sistemi de çok gelişmiştir. Yerçekimi ve Toprak bükmeyi kullanan etkili bir dağıtım sistemi vardır.
Ba Sing Se

Ba Sing Se, Toprak krallığı'nın başkentidir. Girilemez ve dış dünyadan tamamen izoledir. Ateş ulusu generali Iroh'un 600 gün süren ve sonunda oğlunu kaybetmesine neden olan kuşatmaya dayanmıştır. Ba Sing Se'nin bu kuşatmalara dayanabilmesinin ardındaki sır duvarlarıdır. En Dış duvar ile yerleşim bölgesi duvarı arasında, çeşitli tarım ürünlerinin yetiştirildiği tarlalar bulunur. Bu tarlalar şehrin kendi kendine yiyecek ve içecek sağlamasına neden olur. Yüz yıllık savaş dahilinde bu duvarlar sadece iki kez zorlanabilmiştir. Bunlardan biri General Iroh'un 600 günlük kuşatması esnasında, diğeri ise Azula'nın matkap ismi verilen savaş aracı ile saldırısı sırasındadır.
İkinci kitapta şehir, sosyal sınıflara göre farklı alanlara ayrılmış şekilde gösterilmiştir. Fakirlerin ve mültecilerin yaşadığı gettolar şehrin geri kalanından duvarlar ile ayrılır. Antik Çin'deki sosyal sınıf etkileşimine doğrudan bir göndermedir. Şehir duvarları dahilinde, devam eden savaştan konuşmak yasaktır. Bu, şehrin kültürel mirasını korumak amacıyla apılmış olup kendisini dünya üzerindeki tek "ütopik" şehir yapmaktadır. Kralın sadece bir figür olduğu gösterilip şehrin asıl yöneticisinin Dai Li'nin başkanı Long Feng olduğu da dizi dahilinde sunulmuştur. Savaştan söz edilmemesi için insanları sıkı bir kontrole tabi tutarlar ve bu durumda şehir içindekiler tarafından girilemez şehir olarak nitelenir. bu kurallara karşı gelenler, Dai Li tarafından savaşın olmadığına dair, beyin yıkama işlemine alınırlar.
Ba Sing Se'nin anlamı "Girilemez Şehir" olarak söylenmiştir (kitap 2 Bölüm 13 "The Drill")
Toprakbükme
İnsanlar toprak bükmeyi ilk olarak, görmek ve doğa ile iletişim kurmak için bu işlemi yapan kör köstebeklerden öğrenmişlerdir. toprak bükmeyi ilk öğrenen insanlar bu sanatı birbirleriyle görüşebilmek için kullanan Oma ve Shu ismindeki aşıklardır.
Toprak bükme genel olarak Kung Fu'nun Hun Gar stiline dayanır. Savaş sanatı hayvanların hareketlerine dayandırılır. Kaplan sert gücü temsil ederken Turna hafif gücü temsil eder. Harici durum bir tek, kör toprak bükücü olan Toph Bei Fong'ta ortaya çıkar. Onun stili "Southern Praying Mantis Kung Fu" stiline dayanır. Diğer bükme disiplinlerinin aksine toprak bükme, dinlemek ve saldırı için doğru zamanı beklemeyi merkeze alır. Toph bu tekniği yer köstebeklerinden öğrenmiş ve daha sonra Aang'e de öğretmiştir. Bu teknik toph ve Aang'e yerdeki titreşimleri hissederek onlarla görme yeteneğini sağlamaktadır.
Uzman Teknikler
Kum Bükme: Bir tür çöl toprak bükücüsü bu tekniği geliştirmişlerdir. Bu tekniği dövüş ve nakliye için bolca kullanırlar.
Yergörüşü: Yer köstebekleri, yani orjinal toprak bükücüler, tamamen kördür. Toprak bükmeyi ve topraktaki titreşimleri hissederek "görmek" eylemini gerçekleştirirler. Toph bu tekniği küçük bir kız iken direk olarak yer köstebeklerinden öğrenmiştir ve kendisi de kör olduğu için bu tekniği hayatının geri kalanında görmek üzere kullanmıştır. Yer görüşünü kullanabilen insanlar sadece Toph ve Aang'tir.
Metal Bükme: Metal bükme imkansız olarak değerlendirilmiştir fakat Toph eşsiz yergörüşü tekniğini kullanıp metalin içindeki küçük parçaları görerek onları yönlendirmeyi başarmış ve bu tekniği bulmuştur. DAha sonraları bu konuda iyice uzmanlaşmış ve neredeyse çok az güç harcayarak metal bükebilir hale gelmiştir. Toph bu tekniği kendisini metal ile kaplamak için kullanabilir. Bu sayede metal taştan daha sert oluğu için ateş bükücülerin gönderdiği ateşlerden de etkilenmemiştir.
15 Haziran 2009 Pazartesi
Destiny, john, is a fickle bitch!!
Lost'un en efsane repliklerinden biri olarak tarihe geçen bu Benjamin Linus aforizmasını anarak başlamak istedim bu yazıya. Nedeni için net bir açıklama yapamayacağım lakin dini öğretilerde kader olarak geçen bu determinizmin temel taşı öğe her türlü trajedinin bir çok sanattaki temel dayanağını oluşturur. Öyle bir an gelir ki, serim, düğüm, çözüm paragraflarındaki o düğüm paragrafından çözüm paragrafına geçen boşluğu tanımlayan anı oluşturur işte bu kader. Birbirinden bağımsız ama aynı zamanda da birbirine bağımlı olan (her ne kadar yalanlanmış olsa da her şeyin teorisini düşünerek) bir çok vuku kendini tam da o boşluk anına düğümler. Düğümü oluşturan bağcıkların her birini temsil ederler. Bu bağcıkların her biri farklı bir olay evrenini ifade etseler de evrensel kümeye dahil olaylardır. P,Q,R.... olaylarının her birinin dahil olduğu bir formül oluşturarak çözüme kilitleyen şey işte bu kaderdir. bunları niye mi yazdım, unuttum vallahi. Öyle kaptırıyorum kendimi zaman zaman işte.
He hatırladım. Kaderin ağlarını ördüğü o farklı olayların kesişim kümesinin karmaşasını öylece ustalıkla meydana getiriği bir vaka-i vakvakiye ile karşı karşıyayım ben de. Son ayların en büyük buhranını geçiriyorum. Öncelik ekonomik buhran ama sadece onda kalsa bir nebze iyi. Katsayısı en büyük düğüm olayını o oluşturuyor tabi ki yine de. Ama yapmak istediğim bir kaç şeyi tam da ondan alakasız olan farklı olayların meydana gelmesi ile yapamadım. İşte bu tam da o bağımsız olayları ana olayla alakalı hale dönüştüren ana teorem olarak karşımıza çıkıyor. Fena halde sıkıntılı bir hafta geçirdim ve geçirmeye de devam ediyorum. Lakin bu sıkıntı yine de bazı şeyler tarafından hafiflendiriliyor bir anda.
Örneğin dün gece, artık fena halde bunalmış haldeyken elime Orhan Veli'nin bütün şiirleri kitabını aldım. Bir süre içinde tüm şiirleri tekrar okumuştum..Belki 487. kez belki de daha fazla bilemeyeceğim. Ve yine yeni yeniden, garip bir rahatlama halet-i ruhiyesi, kendini bunalmış bünyenin altındaki ezilmiş hapsinden dışarıya attı. Garip bir biçimde rahatlamıştım.
Ve bu sabah. kahvaltı ettikten sonra bilgisayarımı açmıştım. İnsana dinlediğinde en güçlü pozitif enerji yükleyen adamlardan biri olan Mansur Ark'ın bir parçasını gördüm youtube da tamamen şans eseri. Bu da bir P,Q,R olaylarının kesişimi neticesinde oluşan M olayıydı. Kendisindeki, şarkıdaki ve klipteki pozitif enerjiyi bünyeme geçirdi birden. Biliyorum hareket edenler protonlar değildir ama bendeki elektronları kendisine çekip pozitif yüklenmemi sağladı. Üstelik bu şans eseri dinlediğim videoyu youtube a yükleyen kişinin de tanıdık olması ise kaderin gücünün asla hafife alınmaması gerektiğinin bir göstergesi gibiydi. Bu parçayı youtube a yükleyen Marika'ya teşekkür eder ve iple çektiğim bir sonraki Ankara'ya gelişimde "Plaklı figüran Kahvehanesi"nde kahvaltı ederken bu konuyu konuşmak istediğimi belirtirim. Şarkıda söylendiği üzere "O güzel hislere zincir vurma" öğüdüne ithafen, o güzel hislere zincir vuranlar ya şimdi blogu terketsin ya da sonsuza dek sussun. Yani şimdi bu son cümleyi yazınca deep sound'un şu yazısına bir gönderme gibi oldu:) Ama tam da şimdi aklıma geldi, cümleyi yazdıktan sonra o yazıyı anımsadım. Peki bu anımsama bir tür P,Q,R midir acep?
He hatırladım. Kaderin ağlarını ördüğü o farklı olayların kesişim kümesinin karmaşasını öylece ustalıkla meydana getiriği bir vaka-i vakvakiye ile karşı karşıyayım ben de. Son ayların en büyük buhranını geçiriyorum. Öncelik ekonomik buhran ama sadece onda kalsa bir nebze iyi. Katsayısı en büyük düğüm olayını o oluşturuyor tabi ki yine de. Ama yapmak istediğim bir kaç şeyi tam da ondan alakasız olan farklı olayların meydana gelmesi ile yapamadım. İşte bu tam da o bağımsız olayları ana olayla alakalı hale dönüştüren ana teorem olarak karşımıza çıkıyor. Fena halde sıkıntılı bir hafta geçirdim ve geçirmeye de devam ediyorum. Lakin bu sıkıntı yine de bazı şeyler tarafından hafiflendiriliyor bir anda.
Örneğin dün gece, artık fena halde bunalmış haldeyken elime Orhan Veli'nin bütün şiirleri kitabını aldım. Bir süre içinde tüm şiirleri tekrar okumuştum..Belki 487. kez belki de daha fazla bilemeyeceğim. Ve yine yeni yeniden, garip bir rahatlama halet-i ruhiyesi, kendini bunalmış bünyenin altındaki ezilmiş hapsinden dışarıya attı. Garip bir biçimde rahatlamıştım.
Ve bu sabah. kahvaltı ettikten sonra bilgisayarımı açmıştım. İnsana dinlediğinde en güçlü pozitif enerji yükleyen adamlardan biri olan Mansur Ark'ın bir parçasını gördüm youtube da tamamen şans eseri. Bu da bir P,Q,R olaylarının kesişimi neticesinde oluşan M olayıydı. Kendisindeki, şarkıdaki ve klipteki pozitif enerjiyi bünyeme geçirdi birden. Biliyorum hareket edenler protonlar değildir ama bendeki elektronları kendisine çekip pozitif yüklenmemi sağladı. Üstelik bu şans eseri dinlediğim videoyu youtube a yükleyen kişinin de tanıdık olması ise kaderin gücünün asla hafife alınmaması gerektiğinin bir göstergesi gibiydi. Bu parçayı youtube a yükleyen Marika'ya teşekkür eder ve iple çektiğim bir sonraki Ankara'ya gelişimde "Plaklı figüran Kahvehanesi"nde kahvaltı ederken bu konuyu konuşmak istediğimi belirtirim. Şarkıda söylendiği üzere "O güzel hislere zincir vurma" öğüdüne ithafen, o güzel hislere zincir vuranlar ya şimdi blogu terketsin ya da sonsuza dek sussun. Yani şimdi bu son cümleyi yazınca deep sound'un şu yazısına bir gönderme gibi oldu:) Ama tam da şimdi aklıma geldi, cümleyi yazdıktan sonra o yazıyı anımsadım. Peki bu anımsama bir tür P,Q,R midir acep?
1 Haziran 2009 Pazartesi
Aradım Aradım Bulamadım #4
Merhaba sevgili okuyucularım ve canımın içi arayıcılarım. son haftayı altı yıl şampiyon olamadıktan sonr,a İstanbul'a gelişimin ilk yılında şampiyon olan takımımın kutlamarıyla geçirdik. Velhasıl kelam mayıs ayında da arayıcılarım boş durmamış ve birbirinden şık ve bazılarının nasıl bu bloğa yönlendiğini anlayamadığım aramalar ile bu sahifeyi ziyaret eylemişler. Google Analytics mayıs ayı arama raporunu sunar;
sokuş: Evet porna, sekis, sikiş gibi aramalardan sonra ilk defa raporlarda kendini gösterip bu anlamdaki yarışmaya hızlı giren "sokuş" raporlarda ilk sayfada görünerek muadilleri arasında zirveyi zorlamaya başlamış bile. Başarılar diliyoruz kendisine.
www.sekis.film: Nefis bir arama örneği. Şık bir plase. Adres satırına yazmak yerine benzersiz uzantı ismiyle araya nokta koyarak yapılan bu arama internetin geleceği ve telefonların 4g teknolojisi hakkında derin anlamlar içeriyor.
15 19 arası seks filmi: Canım benim. 15-19 arası derken yaşı mı yoksa 15.00 19.00 arası seks filmi veren televizyon kanallarını mı merak ettiğini merak etmekteyim. 4 saat izlemek yorar yani o yüzden şeyettim.
2009 un en iyi hissesi hangisi oalcaktır: Vay anam vay serhaat. blogum artık ekonomik göstergelerde de öne çıkar bir hal almış. Öncelikle google a soru sorarak kafadan sevimli hale dönüştüğünü belirterek, Beşiktaş hisseleri son ayda %250 değer kazandı diye de dipnot düşeyim. Ama yine de sen bu işlere google dan bakarak yatırım yapıyorsan paranı çöpe atacağına bana ver idaa oynayayım daha şanslı oluruz demek istiyorum.
24 yaşında egosantrizm: Çok derin konu canım arayıcım. Ama ne demişler insan yedisinden neyse yetmişinde de odur. Sen benmerkezcil yapından 24 yaşında kurtulabilirsin belki ama yetmişine geldiğinde o eski haline geri döneceksin. Üzülerek belirteyim. Ayrıca egosantrizmin yaşla ilgili olduğu kanısı çetrefilli biraz.
6 teletabi: batarken güneş tepelerin ardından 6 teletabi kafa tuttu 300 spartalıya. Onlar ki, teletabi diyarının özgürlükler merkezi olabilmesi için sonunu düşünmeden atladılar mücadeleye. Bugün tüm tabi evlerde onların birer posteri asılıdır.
adult çizgi roman taş devri: Çocukluğuna çok feci inmişsin sevgili arayıcım. Önce fred barney e, sonra barney wilma ya, sonra wilma betty'e sonra hepsi betty e. yaa yaa.
alexander rybak eurovisionda söylediği şarkının sözlerine bak: Google ın kafasına silah dayayıp zorlayarak olmaz bu işler sevgili arayıcım. Biraz daha nazik olalım rica edeceğim sayın idare amirleri.
ankara ya temden nasıl gidilir yol tarifi: Teme çıkıyorsun, direk gidiyorsun sevgili arayıcım. Hiç bir yere sapma.
artis pornaları: Porna yazan arayıcılarım yine formdalar mayıs ayında. Hem artis hem de porna, sizin de işiniz zor be abi.
Başka ülkede Türkiyede çalışabilirmi: Ne dedin ki şimdi sen?
Deniz Seki harici şarkısı: Sahiciyi, harici olarak ezberlediğin için yanaklarını sıkmak istiyorum sevgili arayıcım. Fena halde tatlısın.
Deniz sekinin orospuluğu: Bu güzide aramaya bir yerli malı haftası şiiriyle seslenmek istiyordum adet oluğu üzere;
ne de güzeldir deniz sekinin orospuluğu
efil efil yurdumda sevişirken sanki bir kuğu
titanicteki gibi elini cama dayayıp yapar buğu
şu cennet vatanımdadır anca deniz sekinin orospuluğu
damages jenerik şarkısı indirme: Tamam indirmem.
deniz sekinin porna filimleri: Bak sevgili arayıcım. Porna değil, porno. neymiş P O R N O. Ayrıca filim de değil, film. Neymiş F İ L M. Bir değil iki değil bu kaçıncı yahu. Pornalar sarmış dört bir yanımı.
dido ne demek şarkının hikayesi: Ne aradığın hususunda bir adet açıklama bekliyorum sevgili arayıcım. Pazartesi masamda olsun.
duffy duck ın yedikleri : yarrak afedersin.
dünyada funda isminde kaç insan vardı: Ah be canım. Ah be bir tanem, ah be meleğim. Bu merak nereden geliyor bilmiyorum ama sorunun cevabını bulmak pek mümkün değil. "Vardır" desen bir derece ama vardı deyince iş çığrından çıkmış.
elizabeth seks sahnesi çok seksi: Acaba bu bir onaylatma mı yoksa arama mı anlayamadım. Evet Elizabeth'in sevişme sahnesi çok seksi kabul et bunu google maksadıyla mı aradın yoksa elizabeth in bir seks sahnesi olsun ama çooooooooook seksi olsun öyle her seks sahnesi beni paklamıyor maksatlı mı aradın çözemedim.
el ve ağızda koku yapmayan sigara parliament: Reksan reklam sunar. el ve ağızda koku yapmayan sigara parliament çıktı. Bayinizden ısrarla isteyiniz. Parliament, parliament, el ve ağızda koku yapmaz. Giderken solda dönerken sağda. Reksan reklam sundu.
eskişehirdeki uzaktan kumandalı araba yarış yerlerini bul: Fantastiksin sevgili arayıcım.
graf belediye futbol: Bu üç kelimeyi bir araya getirip neye ulaşmak istediğin konusunda derin merak içerisindeyim canım arayıcım.
gsm şirketleri abone sayılarını neden yükseltmeye çalışıyor: para?
funda isminde şarkı var mı: merak ediyorum google "var" deyip çıksa aradan ne diyeceksin. "ha iyi o zaman rahatladım" deyip internet dünyasından ayrılarak bir yazlıkta yaşamını bahtiyar biçimde idame ettirebileceksin sanırım.
juliet burke göğüsleri, juliet in göğüsleri lost, juliet'in göğüsleri, Juliet meme: Evet farklı kombinasyonlardaki juliet in göğüsleri konulu aramalar bu konunun dünyada en çok merak edilen fizik problemlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.
kadın canı seks istediğinde nasıl belirler: Önce Türkçe öğretmenini arar ve telefonda seks yapar sevgili arayıcım.
konulu film tadında sex porno filmleri bedava izle: Sana hiçbir şey demiyorum.
kök ikinın sayısal değeri: 1.41 civarıydı yanlış hatırlamıyorsam ama büyük ünlü uyumunu katlettiğin "ikinın" kelimesinden ötürü, sana bu konuda daha fazla bilgi vermek istemiyorum.
last fm e uygun nil karaibrahimgil rapid: Sevgili arayıcım, çaldığın parçaların last fm istatistiklerine girmesi için id taglerini düzenlemen gerekir. Winamp kullanıyorsan şarkıyı seçip alt + 3 e basarsan ilgili pencere karşına çıkar ama paylaşım forumlarında albümlerin last fm'e uygun etiketiyle sunulduklarını hiç sanmıyorum. Olur da bir daha buralara uğrarsan diye..
losttaki kadınların göğüsleri: Az önceki fizik probleminin genelleştirilmiş hali. hiç juliet falan sokmadan araya losttan bir kadın olsun da, kate mate kayarım ben buna mantığıyla bu problem çözülmez sevgili arayıcım.
manuella fernando izabella başrolleri oynayanlar izlemek istiyorum: Aferin. İstemek başarmanın yarısıdır sevgili arayıcım.
ne doksanlar gördük: Teeey tey. Ne doksanlar gördük zaten yoktular.
orospu bulamadım: Peki google ın bu durumda ne yapmasını bekliyorsun?
orospu yak beni: Bambaşka bir alemde yaşıyorsun sevgili arayıcım. Sana saygı duyuyorum ancak.
pi yi aldım büyük düşünüyorum: slşdfklsdafklşsaklşfskl sdklfdsklşfklşsdfkls. şahanesin :)
ranini sanem çelik: Ranininin bloğu yerine benim bloğa nasıl ulaştığı konusunda merak içerisindeyim bu arayıcımın. google noluyor götün başın oynuyooor.
sekesi filme: Az yavaş, biraz sakin. Ama böyle mastürbasyon yaparken ararsan yanlış yazıp bulamazsın ki arayıcım. Ellerini aynı anda farklı işler için kullanma öncelikle.
sezen aksu ile seksi filim: Az önce ruhum kustu. Bir daha buraya uğrama lütfen.
siki bidu nasıl bişey izle: lsşdkfsadlşflkşs lşsdfkldsşf lşkslş flşsflşs. bi tanesin yahu.
sikşi film: Olm bilerek mi yapıyorsunuz? Kaç farklı şekilde yanlış yazacağınızı mı deniyorsunuz nedir anlamadım ki ben.
taşağım blogspot: oooohaaaahhahahh.
teletabilerin evini gezelim: Evet çocuklar bugün de teletabilerin evini geziyoruz. Ben gezelim görelim programında yirmi yıldır sunuculuk yapan abla olarak size bu evlerin en ince ayrıntılarını dahi göstereceğim.
yunan seks filim siteleri: Hackleyecek misin? Önceden irc vakitlerinde topluca yunan kanalı basma eyleminin 2009 versiyonu sanıyorum bu da.
Hepiniz cansınız. Öpüyorum topluca, ruhumu kusturan kişi hariç. mümkünse sen bir daha sosyal hayatın içine dahil olma.
sokuş: Evet porna, sekis, sikiş gibi aramalardan sonra ilk defa raporlarda kendini gösterip bu anlamdaki yarışmaya hızlı giren "sokuş" raporlarda ilk sayfada görünerek muadilleri arasında zirveyi zorlamaya başlamış bile. Başarılar diliyoruz kendisine.
www.sekis.film: Nefis bir arama örneği. Şık bir plase. Adres satırına yazmak yerine benzersiz uzantı ismiyle araya nokta koyarak yapılan bu arama internetin geleceği ve telefonların 4g teknolojisi hakkında derin anlamlar içeriyor.
15 19 arası seks filmi: Canım benim. 15-19 arası derken yaşı mı yoksa 15.00 19.00 arası seks filmi veren televizyon kanallarını mı merak ettiğini merak etmekteyim. 4 saat izlemek yorar yani o yüzden şeyettim.
2009 un en iyi hissesi hangisi oalcaktır: Vay anam vay serhaat. blogum artık ekonomik göstergelerde de öne çıkar bir hal almış. Öncelikle google a soru sorarak kafadan sevimli hale dönüştüğünü belirterek, Beşiktaş hisseleri son ayda %250 değer kazandı diye de dipnot düşeyim. Ama yine de sen bu işlere google dan bakarak yatırım yapıyorsan paranı çöpe atacağına bana ver idaa oynayayım daha şanslı oluruz demek istiyorum.
24 yaşında egosantrizm: Çok derin konu canım arayıcım. Ama ne demişler insan yedisinden neyse yetmişinde de odur. Sen benmerkezcil yapından 24 yaşında kurtulabilirsin belki ama yetmişine geldiğinde o eski haline geri döneceksin. Üzülerek belirteyim. Ayrıca egosantrizmin yaşla ilgili olduğu kanısı çetrefilli biraz.
6 teletabi: batarken güneş tepelerin ardından 6 teletabi kafa tuttu 300 spartalıya. Onlar ki, teletabi diyarının özgürlükler merkezi olabilmesi için sonunu düşünmeden atladılar mücadeleye. Bugün tüm tabi evlerde onların birer posteri asılıdır.
adult çizgi roman taş devri: Çocukluğuna çok feci inmişsin sevgili arayıcım. Önce fred barney e, sonra barney wilma ya, sonra wilma betty'e sonra hepsi betty e. yaa yaa.
alexander rybak eurovisionda söylediği şarkının sözlerine bak: Google ın kafasına silah dayayıp zorlayarak olmaz bu işler sevgili arayıcım. Biraz daha nazik olalım rica edeceğim sayın idare amirleri.
ankara ya temden nasıl gidilir yol tarifi: Teme çıkıyorsun, direk gidiyorsun sevgili arayıcım. Hiç bir yere sapma.
artis pornaları: Porna yazan arayıcılarım yine formdalar mayıs ayında. Hem artis hem de porna, sizin de işiniz zor be abi.
Başka ülkede Türkiyede çalışabilirmi: Ne dedin ki şimdi sen?
Deniz Seki harici şarkısı: Sahiciyi, harici olarak ezberlediğin için yanaklarını sıkmak istiyorum sevgili arayıcım. Fena halde tatlısın.
Deniz sekinin orospuluğu: Bu güzide aramaya bir yerli malı haftası şiiriyle seslenmek istiyordum adet oluğu üzere;
ne de güzeldir deniz sekinin orospuluğu
efil efil yurdumda sevişirken sanki bir kuğu
titanicteki gibi elini cama dayayıp yapar buğu
şu cennet vatanımdadır anca deniz sekinin orospuluğu
damages jenerik şarkısı indirme: Tamam indirmem.
deniz sekinin porna filimleri: Bak sevgili arayıcım. Porna değil, porno. neymiş P O R N O. Ayrıca filim de değil, film. Neymiş F İ L M. Bir değil iki değil bu kaçıncı yahu. Pornalar sarmış dört bir yanımı.
dido ne demek şarkının hikayesi: Ne aradığın hususunda bir adet açıklama bekliyorum sevgili arayıcım. Pazartesi masamda olsun.
duffy duck ın yedikleri : yarrak afedersin.
dünyada funda isminde kaç insan vardı: Ah be canım. Ah be bir tanem, ah be meleğim. Bu merak nereden geliyor bilmiyorum ama sorunun cevabını bulmak pek mümkün değil. "Vardır" desen bir derece ama vardı deyince iş çığrından çıkmış.
elizabeth seks sahnesi çok seksi: Acaba bu bir onaylatma mı yoksa arama mı anlayamadım. Evet Elizabeth'in sevişme sahnesi çok seksi kabul et bunu google maksadıyla mı aradın yoksa elizabeth in bir seks sahnesi olsun ama çooooooooook seksi olsun öyle her seks sahnesi beni paklamıyor maksatlı mı aradın çözemedim.
el ve ağızda koku yapmayan sigara parliament: Reksan reklam sunar. el ve ağızda koku yapmayan sigara parliament çıktı. Bayinizden ısrarla isteyiniz. Parliament, parliament, el ve ağızda koku yapmaz. Giderken solda dönerken sağda. Reksan reklam sundu.
eskişehirdeki uzaktan kumandalı araba yarış yerlerini bul: Fantastiksin sevgili arayıcım.
graf belediye futbol: Bu üç kelimeyi bir araya getirip neye ulaşmak istediğin konusunda derin merak içerisindeyim canım arayıcım.
gsm şirketleri abone sayılarını neden yükseltmeye çalışıyor: para?
funda isminde şarkı var mı: merak ediyorum google "var" deyip çıksa aradan ne diyeceksin. "ha iyi o zaman rahatladım" deyip internet dünyasından ayrılarak bir yazlıkta yaşamını bahtiyar biçimde idame ettirebileceksin sanırım.
juliet burke göğüsleri, juliet in göğüsleri lost, juliet'in göğüsleri, Juliet meme: Evet farklı kombinasyonlardaki juliet in göğüsleri konulu aramalar bu konunun dünyada en çok merak edilen fizik problemlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.
kadın canı seks istediğinde nasıl belirler: Önce Türkçe öğretmenini arar ve telefonda seks yapar sevgili arayıcım.
konulu film tadında sex porno filmleri bedava izle: Sana hiçbir şey demiyorum.
kök ikinın sayısal değeri: 1.41 civarıydı yanlış hatırlamıyorsam ama büyük ünlü uyumunu katlettiğin "ikinın" kelimesinden ötürü, sana bu konuda daha fazla bilgi vermek istemiyorum.
last fm e uygun nil karaibrahimgil rapid: Sevgili arayıcım, çaldığın parçaların last fm istatistiklerine girmesi için id taglerini düzenlemen gerekir. Winamp kullanıyorsan şarkıyı seçip alt + 3 e basarsan ilgili pencere karşına çıkar ama paylaşım forumlarında albümlerin last fm'e uygun etiketiyle sunulduklarını hiç sanmıyorum. Olur da bir daha buralara uğrarsan diye..
losttaki kadınların göğüsleri: Az önceki fizik probleminin genelleştirilmiş hali. hiç juliet falan sokmadan araya losttan bir kadın olsun da, kate mate kayarım ben buna mantığıyla bu problem çözülmez sevgili arayıcım.
manuella fernando izabella başrolleri oynayanlar izlemek istiyorum: Aferin. İstemek başarmanın yarısıdır sevgili arayıcım.
ne doksanlar gördük: Teeey tey. Ne doksanlar gördük zaten yoktular.
orospu bulamadım: Peki google ın bu durumda ne yapmasını bekliyorsun?
orospu yak beni: Bambaşka bir alemde yaşıyorsun sevgili arayıcım. Sana saygı duyuyorum ancak.
pi yi aldım büyük düşünüyorum: slşdfklsdafklşsaklşfskl sdklfdsklşfklşsdfkls. şahanesin :)
ranini sanem çelik: Ranininin bloğu yerine benim bloğa nasıl ulaştığı konusunda merak içerisindeyim bu arayıcımın. google noluyor götün başın oynuyooor.
sekesi filme: Az yavaş, biraz sakin. Ama böyle mastürbasyon yaparken ararsan yanlış yazıp bulamazsın ki arayıcım. Ellerini aynı anda farklı işler için kullanma öncelikle.
sezen aksu ile seksi filim: Az önce ruhum kustu. Bir daha buraya uğrama lütfen.
siki bidu nasıl bişey izle: lsşdkfsadlşflkşs lşsdfkldsşf lşkslş flşsflşs. bi tanesin yahu.
sikşi film: Olm bilerek mi yapıyorsunuz? Kaç farklı şekilde yanlış yazacağınızı mı deniyorsunuz nedir anlamadım ki ben.
taşağım blogspot: oooohaaaahhahahh.
teletabilerin evini gezelim: Evet çocuklar bugün de teletabilerin evini geziyoruz. Ben gezelim görelim programında yirmi yıldır sunuculuk yapan abla olarak size bu evlerin en ince ayrıntılarını dahi göstereceğim.
yunan seks filim siteleri: Hackleyecek misin? Önceden irc vakitlerinde topluca yunan kanalı basma eyleminin 2009 versiyonu sanıyorum bu da.
Hepiniz cansınız. Öpüyorum topluca, ruhumu kusturan kişi hariç. mümkünse sen bir daha sosyal hayatın içine dahil olma.
Tek Satırla Beden Büyüten Yalın Şarkıları
Ben bu gömleklerin kollarını kıvırma olayını bir türlü beceremiyorum. Çok dandik oluyor ben kıvırınca.* Son Aşkım: Sevdiğim ilk Yalın parçası olarak tarihteki yerini alan bu debut albüm parçası, nakarata kadar ortalamanın altında seyreder bana göre. Ama nakaratta öyle bir durum tarif etmiştir ki Yalın, nağmeleriyle de bu ortama öylesine uyum sağlamıştır ki, nakarata geçtiğinde tam da o sahne gözlerin önünde canlanıverir. Durup dururken bu sahneden doğan müteessirlik neticesinde gözler dolar. Sadece o iki satırlık sahne tüm şarkıyı, o ayrılık sonrası bir tür buluşma ve veda anına kilitlemiştir. Kesinlikle iki gömlek yukarıya taşımıştır.
"Zamansız geldin biraz, ben de tam ağlıyordum.
Elimde bavulum, buradan çekip gidiyordum.."
* Herşey Sensin: Bir önceki albümünde çıkış parçası olarak seçilen bu parça da evet genel olarak başarılı bir slow. Keşke'den sonra, müzikal altyapının da en sağlam göründüğü Hüseyin çalışması. Ama bu parçayı tepe noktaya taşıyan yine bir nakarat satırı var. "Masal olup yola devam mı etmeli." dediğinde yalın tam da aşık olduğu duygusunu verebiliyor bana şarkıda. bu sözün üzerine ne diyeceğimi bilemiyorum ama üzerine saatlerce düşünülebilecek ama anlamı gayet iyi bilinen cümlelerden olduğu kanaatini taşıyorum...
* Küçücüğüm: "Ah şu gönül gözünden görmek dedikleri var ya.."....
* Ki Sen: Son albümü henüz tamamen dinleme fırsatım olmadı lakin, bu parçayı dinlediğimde yine rastgeldiğim o tek satır parçaya kime göre neye göre vereceğim notu kafadan yükseltti. Yani normal bir slow gibi giderken tek satırla on ikiden vurmayı başarıyor Yalın evladımız. En son bu parçayı dinlediğimde daha önce de üzerine düşündüğüm bu kavram hakkında bu yazıyı yazmaya karar eyledim. Ne kötü ne de çok iyi bir slow bu parça ama "heyecanını kaybetmek" durumunu tanımlarken yalın ın kullandığı "tenhalaştı kahvaltılarımız" satırı, kahvaltı idesine tapan benim gibi biri için mükemmelce araya sokulmuş bir satırdı ve niteliği yine yükseltiyoru gözümde...
18 Mayıs 2009 Pazartesi
Kısa Kısa Sequel
* Şu dünyada en nefret ettiğim olaylardan biri de bir görüşmeye veya buluşmaya geç kalınmasıdır. Çoğu zaman deliye dönüp buluşmadan sonraki kısımları karşımdaki kişiye zehir etme misyonu yükleniyor bilinmeyen bir el tarafından sanki. Yani bu huyumdan rahatsız mıyım? Kesinlikle hayır. Kardeşim, belirli günde, belirli saatte, belirli bir yerde olması kesinleşmiş olan, ne bileyim evden çıktığında nereye ne zaman gitmesi gerektiğini bilen bir insanın geç kalmasına deliriyorum. Yani, evden boş boş çıkıp hadi şurada görüşelim demiş değiliz ki... Elbette, her geç kalış amaçsız değildir, elde olmayan ve kişinin keninden bagımsız durumlar oluşup gecikmesine neden olmuş olabilir. Bu durumda, gecikme koşullarını sınıflandırmak gerek. Alt sınıflarda bir şekilde trafik, ne bileyim kaza olmuştur akrabası aniden hastalanmıştır gibi çeşitli durumlar gecikmenin normalliğini ifade eder. Bu durumda kızıp parlamanın hiç bir anlamı yok. Genelde parlamam da zaten fakaaaaat diyelim ki karşımızdaki kişi geç kaldı ve ben de telefonla aradığımda "yoldayım beş dakikaya ordayım" demesine rağmen yarım saatte geliyorsa "sadece" geciktiği için genime yerleştirilen tüm günü zehir etme genine çok daha yüksek dozda bir zehir daha enjekte ediliyor. Deliriyorum. Arkadaşım, canım, cicim bir tanem, ömrümün baharı, selvi boylum al yazmalım, nasıl bir algı yeteneğin var ki 30 dakikayı beş dakika olarak algılayabiliyorsun? Beynin paralel evrenlerde mi yaşıyor yahu? Senin ben ruhum genç demene de inanmıyorum kardeşim. bu hesapla sen atıyorum 20 yaşındayım diyorsan senin gerçek yaşın 120 iken zeka yaşın ise ters orantılı biçimde 3.33... Gelmeme yarım saat var dese ne olurdu? "Hımm daha var" diyerek buluşma mekanı civarında 15 dakikalık yürüyüşe çıkar ve geri dönerdim. Ne bileyim fatura yatırırdım. Açsam yemek yerdim. Peki demeyince ne olurdu? "beş dakikada gelecek, ben burada mal gibi dikilip bekleyeyim" derken beş dakikalık bekleyiş "tam şimdi gelir" düşüncesiyle br yere ayrılamam ile 30 dakikalık öküz gibi dikilmemi sağlayacak. Geldiği zaman da genime yerleşip, çoooktan tümörleşen günü zehir etme kodları çalışmaya başlayacak. Ne oldu? Ebenin amı oldu afedersin. Arkadaşım madem geç kalıyorsun neden daha da zaman konusunda sıkıyorsun? Aman kızdırdım daha fazla kızmasın diye mi yapıyorsun? Guess what? Geldiğinde meşe odunuyla kafanı yarmak istiyor olacagım.
* Bugün sözlükte "erkeğin hesap ödeme hakkı" başlığını gördüğümde bu konuya dair edindiğim tecrübeyle oluşmuş bazı bilgileri paylaşmak istedim. Şimdi iki karşı cinsin ilk buluşmasında hesap ödeme mevzuu, ilişkinin geleceği için büyük fikir verir. Ben genelde bu tür buluşmalarda, gittiğimiz mekandan bir başka mekana daha gideceğimiz üzerine yaparım planlarımı. (Hayır yanlış bildin ev değil.) Örneğin bir tür yemek yedik, ardından kahve içmeye bir yere daha gideriz mesela. İlk mekanda hesabı ben öderken karşı taraftan ısrar geldiğinde "kahveleri sen ısmarlarsın" gibi bir konu kapatıcı kullanırım. Çünkü bu muhabbet "ben ödeyecem ben ödeyecem" şeklinde uzarsa ilişkinin ömrü de o kadar kısalıyor derim. Bu nedenle ey ilk buluşmaya giden çiftler. Mutlaka çift sayıda mekana gidin. Bu lanet muhabbetten kurtulun. Sadece çift olmanıza gerek yok, uzun süredir görmediğiniz arkadaşlarınızda da bu durum çok işe yarar. Efenim oldukça eski bir arkadaşınızı yıllar sonra görüp bir kaç lafın belini kırıyorsanız hesap ödeme mevzusu çiftlerinkinden çok daha fazla uzar..Aynı yöntemi uygulayın. İlginç bir durum da toplu gidilmiş mekanlardır. Burada 6-7 arkadaş bir yere gidilmiştir. Hesap ödeme kısmı geldiğinde herkesin kasaya gidip ben şunu ben bunu yedim şeklinde hesap ödemesi çok komik geliyor bana. Bu durumda genelde ben toplu hesabı öder ve mekanın dışına çıkınca gerekli paraları ilgili arkadaşlarım tarafıma verirler. Ne kolay değil mi? Bunun bir artısı, diyelim ki bir arkadaş 17 tl lik yedi, size 20 tl verir ve genelde adetten olduğu üzere üzerini vermek istediğinizde saçmalama der ki doğrudur bence ve 3 tl size kalır. Bakınız bu şekilde çok defa 50 tl hesap ödeyip mekandan sonra elime 65 tl geçmişliği olmuştur.
* Manga'nın yeni albümü güzel gibi duruyor.
* How i met your mother birinci sezon finalindeki köpek doktoru hanım kızımızın vurgulu konuşmasını hiç unutamamışımdır ve son derece de anlamlıdır bence.
Robin: "...I Mean who does something like that?"
Doktor: "(gülümser) Nobody."
Robin: "Right?"
Doktor: "No honey..'Nodoby' does that..."
Herkese iyi günler diliyorum.
* Bugün sözlükte "erkeğin hesap ödeme hakkı" başlığını gördüğümde bu konuya dair edindiğim tecrübeyle oluşmuş bazı bilgileri paylaşmak istedim. Şimdi iki karşı cinsin ilk buluşmasında hesap ödeme mevzuu, ilişkinin geleceği için büyük fikir verir. Ben genelde bu tür buluşmalarda, gittiğimiz mekandan bir başka mekana daha gideceğimiz üzerine yaparım planlarımı. (Hayır yanlış bildin ev değil.) Örneğin bir tür yemek yedik, ardından kahve içmeye bir yere daha gideriz mesela. İlk mekanda hesabı ben öderken karşı taraftan ısrar geldiğinde "kahveleri sen ısmarlarsın" gibi bir konu kapatıcı kullanırım. Çünkü bu muhabbet "ben ödeyecem ben ödeyecem" şeklinde uzarsa ilişkinin ömrü de o kadar kısalıyor derim. Bu nedenle ey ilk buluşmaya giden çiftler. Mutlaka çift sayıda mekana gidin. Bu lanet muhabbetten kurtulun. Sadece çift olmanıza gerek yok, uzun süredir görmediğiniz arkadaşlarınızda da bu durum çok işe yarar. Efenim oldukça eski bir arkadaşınızı yıllar sonra görüp bir kaç lafın belini kırıyorsanız hesap ödeme mevzusu çiftlerinkinden çok daha fazla uzar..Aynı yöntemi uygulayın. İlginç bir durum da toplu gidilmiş mekanlardır. Burada 6-7 arkadaş bir yere gidilmiştir. Hesap ödeme kısmı geldiğinde herkesin kasaya gidip ben şunu ben bunu yedim şeklinde hesap ödemesi çok komik geliyor bana. Bu durumda genelde ben toplu hesabı öder ve mekanın dışına çıkınca gerekli paraları ilgili arkadaşlarım tarafıma verirler. Ne kolay değil mi? Bunun bir artısı, diyelim ki bir arkadaş 17 tl lik yedi, size 20 tl verir ve genelde adetten olduğu üzere üzerini vermek istediğinizde saçmalama der ki doğrudur bence ve 3 tl size kalır. Bakınız bu şekilde çok defa 50 tl hesap ödeyip mekandan sonra elime 65 tl geçmişliği olmuştur.
* Manga'nın yeni albümü güzel gibi duruyor.
* How i met your mother birinci sezon finalindeki köpek doktoru hanım kızımızın vurgulu konuşmasını hiç unutamamışımdır ve son derece de anlamlıdır bence.
Robin: "...I Mean who does something like that?"
Doktor: "(gülümser) Nobody."
Robin: "Right?"
Doktor: "No honey..'Nodoby' does that..."
Herkese iyi günler diliyorum.
4 Mayıs 2009 Pazartesi
Aradım Aradım Bulamadım #3
Merhaba sevgili blog okuyucuları ve pek sevdiğim arayıcılarım. google analytics nisan raporu ile karşınızdayım. Geçen ay resmen porno blog olarak nitelenen bloguma bu ay içerisinde, yine birbirinden güzel fantezileri olan, rakı masasında google ile can ciğer kuzu sarması muhabbeti eden ve anlayamadığım bir biçimde google ın bloguma ulaştırdığı arama örnekleriyle karşınızdayız efenim. 32 kısım tekmili birden burada. buyrunuz;
Porna bedava , porna filimleri, porna film, porna izle, aradğım pornayı bulamıyorum, deniz sekinin porna filimleri: Evet böyle toplu biçimde yazmak istedim porna yazan arayıcılarımı. gerçekten yüksek sayıda ve bu ay artarak geliyorlar. Pornalara gelesiniz. Ayrıca bir istatistiğe göre porna yazanlar aynı zamanda "filim" yazanların büyük bir kısmını oluşturuyor. Kökten bir sorun olduğunu düşünüyorum
porno filmi bulamıyorum: sevgili arayıcım sana hiç bir şey demiyorum. İnternet kocaman bir pornografik çöpe dönmüşken hiç bir şey bulamaman karşısında ne söyleyeceğimi şaşırdım. en azından porno yazmayı becerebildiğin için sana şunu söylemek istiyorum. Halin tavrın zeki müren dinleyip içerken karşına googleı almış ve "bulamıyorum ulan bulamıyorum" diye dert yanar gibi. Google ın bu durumda diyeceği şey "bence sen de haklısın abi" olur. Şerefe canım.
alexander rybak çok tatlı: Evet benim de gözlemlerim, kendisinin karşı cinste libido arttırıcı etki yaptığı şeklinde. Peki, sen google ile muhabbet ederek alexander rybak ın tatlılığını ona onaylatmaya çalışıyorsun ve cansın. Çok seviyorum sizleri google ile sohbet eden arayıcılarım.
angelina.cuz.sex.filmi: Cuz nedir burada onu ben şeyedemeim tam olarak. Aralara nokta koymandan aradığın filmin divx formatında olduğunu varsayıyorum canımın içi.
aylin livanelinin ilk parçası okulu asardık: Burada da mantıksız bir arama olduğunu sezinliyorum sevgili arayıcım. hani bazı davetlerde çeşitli entelektüel sohbetlerde "biliyorsunuz david lynch bunu elephant man de anlatmıştır" gibi bir örneğimizdeki "biliyorsunuz" sözü gibi, senin "ilk parçası" şeklinde bunu google a söylemen.
bi porno bulamadım: "Üzülme be abi bu da geçer" mi desin sana google ne desin?
blogger da şarkı çalmak: yapma bunuuu yapma bunuuuu.
brezilyadaki rio karnavalındaki açık kadınlar: Bu açık kadın sözüne fena ayar oluyorum. Açık kadın kapalı kadın. Bu ne lan?
büyük teletabi: Beni gaza getirmeye çalışıyorsun sevgili arayıcım farkındayım. Asıl sen büyüksün baba!
canavar ve yaratığın birleşmesi: Pekala, eğer tanrı inancın varsa canavarın bir yaratık olduğunu varsayman gerekiyor sevgili okuyucum. Buradan çıkarımımı yaparsam, canavarın herhangi bir canlı ile birleşmesinden doğacak çocuklarının ilkokul eğitiminin ne kadar masrafa çıkacağını arıyorsun. Kolay gelsin
cedric ve chen in dillere destan aşkları: Ah be arayıcım. Duyduğuma göre son bölümlerde Chen in o eski çekiciliği kalmamış. Bu efsanevi aşk çatırdamaya mı başlıyor bilemiyorum. Öyle olursa yakarız bu gezegeniiii, yakarıııııız.
damages jenerik şarkısı indirme: tamam indirmem.
ekşi sözlük medwyn goodall: Bu da bir başka şaşırdığım nokta. Ekşi sözlük gibi pek güzel arama fasiliteleri olan sitelere gidip aramak yerine google a site adı ile birlikte yazmak. Hayır madem sözlükte arıyordun, benim bloguma niye geldin. Bilemedim ben.
en orospu itiraflar: Orospuluğun metrajı var sanırım. Çatla şekerim, ben senden 50 santim daha orospuyum. Ben en orospuyum. "En orospu" nasıl bir mantık onu da google anlatsın bizlere.
filefactory ck.part3.rar: Bu aramayı benim bloguma yönlendirmeyi nasıl başardın öğrenmek için can atıyorum googlecığım. Bu algoritmayı yazanlar eminim ki tüm dünyayı kontrol etmeye yarayacak o silahı da bulacaklardır.
film karakterlerini nasıl: bkz=> otoban kenarında ebegümeci toplayan yurdumun cefak
halka nasıl çevrilir? : Hemen anlatıyorum sevgili arayıcım not al. Öncelikle özgün bir konusu olan, herhangi bir japon gerilim filmi bulunur. bu filmin özelliği daha önce pek dile düşmemeiş olmasıdır. Yoksa arakladığınız çok konuşulur. filmi bulduk mu? He tamam. akabinde onu kendi kültürümüze uyarlarız. İşte halka böyle çevrilir.
http://rapidshare.pireti.com : Bu da sinir oluğum başka bir mevzu. google a site adresini yazmak. Gerçekten bunun mantığını ben anlayamıyorum. Ayrıca rapidshare pireti aramasında kullanıcımın ne aradığının da merakı içerisindeyim nacizane. Acaba S'i mi arıyordu ama neden rapidshare den aratsın. Çok karmaşık ve çözümlenmesi zor bir arama bu.
irak sekis film: Allah seni kahretmesin.! Umarım buradaki irak, ülke olan ırak değil de uzaklığı betimleyen ıraktır. Ona da genelde sanal seks diyor yeni nesil söyleyeyim sevgili arayıcım. sekis ile, pornografik aramlarda yapılan yazım hatalarına bir yenisini eklediğin için de minnettarım sana.
kafayı seyirmesi bir samsunspor taraftarı: Şimdi google bana şunu ara, "kafayı seyirmesi" demiş ve ola ki bir yere ulaşırsa da imzasını bırakmak için bir samsunpor taraftarı şeklinde imza bırakmış sevgili arayıcım. Bu hafta Sakaryaspor - Samsunspor maçını izledim. Bence ligde kalmayı hakediyorsunuz.
Kim basinger sevişmeleri: Bir yerli malı haftası şiiriyle seslenmek istiyorum sana da sevgili arayıcım;
Ne de güzelir kim Basinger sevişmeleri.
Efil efil yurdumda, taştandır köyümün çeşmeleri,
Şu cennet vatanımda herkesin izlemesi gerekendir
google dan bulunmuş kim basinger sevişmeleri
(Selam verme hareketi)
manuela nın birinci bölümünü izlemek istiyorum: Tamam canım.
miramax dünyaları yaktım ayna: Bu kadar alakasız kelimenin bir şarkı ve plak şirketinde bir araya gelmediğini ummak istiyorum.
mığara.adamları.filmleri: Sevgili arayıcım... Bilemiyorum...
Noktaları birleştirerek teletabi yapma oyunu: Şu teletabilerin alet olmadığı emperyal öğe kaldı mı acaba? böyle bir oyun da çıktıysa daha nereye gider bu iş bilemiyorum. yakında burger king te oyuncakları da verilir tam olur.
off aradım şarkıyı bulamıyorum: Offf ulan offff be arayıcım. Doldur bir kadeh daha.
Parliamentin tadı değişti: Ah be arayıcım, haklısın. Artık o eski parliament kalmadı. Bozdu kendini. Bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorum aşamasına geçmeni sabırsızlıkla bekliyorum.
porno karamelli ve koca göt: Bu fanteziye hayran kaldım. nasıl bir şeyler canlandırıyor kafasında arayıcım merak içerisinde nutella yiyorum. Birazdan da karamelli bir şeyler yiyeceğim.
rüyada uçağın takla atıp suya düşmesi: Kısa sürede, iş hayatınızda büyük dengesizlikler olacağına delalettir sevgili arayıcım. Aman dikkat edesin.
rüyalardaki mucizeler gerçek olabilirmi: Neden olmasın?
sanki hayatım kısa olackamış gibi: Sevgili arayıcım, yanaklarını sıkmak istiyorum iznin olursa. Zamanın kıslaığı ve uzunluğu görecelidir, bence iyi bir hayatın olacak.
seksi türkiye deki sevişmeler: Ülkemiz gerçekten çok seksi ve bu anlamda kendi kendine yetebilen sekiz ülkeden biri olarak dünyada öne çıkıyor. Lütfen seksi Türkiye'den sevişmeleri kimse gizlemesin.
Sezen aksu markizde oturmuş: Sakin sakin oturmuş ve başka bir oturanı izliyormuş seyrederken zamanı gözlerinde tozlarla...
Sezen Aksu titriyor ellerim: Sevgili arayıcılarım; bakın bu parçanın ısrarla sezen hanıma ait oluğunu sanıyorsunuz fakat yanılıyorsunuz. Lütfen ben yazayım da artık bu konu burada çözülsün. Bu şarkı Bendeniz'in Ağlayayım mı isimli şarkısıdır. Öyle arayıp dinleyin, yeter lan yeter bu kaçıncı yanlış araması mevzubahis parçanın.
sukubilerin arkadaşlarıişsinden: Bu hangi dilde acaba?
tekirdağ çorlu gece kıyafeti alıcam nereden: Merak ediyorum acaba google bunun üzerine nasıl bir cevap vermesini bekliyorsun. "Tamam ablacım hemen şuraya git orada bulursun, bu arada erik gibiymişsin kütür kütür" demesini mi bekliyor acaba? Nerden alıcam lan nereden çabuk cevap ver google. Çabuk lan it! Üzülüyorum böyle olunca, hor görmeyin çocuğu lütfen.
telefon numarası bırakan orospular: oooff offf.
teletabi kalbinden izleme: Eskiden bir matematik hocamız vardı. Kısmı integrasyon alırken "gönül gözüyle görüyoruz burada lnx olacağını" derdi. Herhalde öyle bir şey teletabi kalbinden izlemek. Oysa ki özgürlüğü seçmek, başka dipsiler görmek, bir teletabiyi tam kalbinden vurup gitmek var, aklımda.
teletabilerin dayanağı: Bu postuma ulaştığın için çok üzüldüm sevgili arayıcım. Çok eğlenmiştim o filmi yaparken ben ama.
uzaylılarla teletabi kurmak: Yok artık daha neler!
Porna bedava , porna filimleri, porna film, porna izle, aradğım pornayı bulamıyorum, deniz sekinin porna filimleri: Evet böyle toplu biçimde yazmak istedim porna yazan arayıcılarımı. gerçekten yüksek sayıda ve bu ay artarak geliyorlar. Pornalara gelesiniz. Ayrıca bir istatistiğe göre porna yazanlar aynı zamanda "filim" yazanların büyük bir kısmını oluşturuyor. Kökten bir sorun olduğunu düşünüyorum
porno filmi bulamıyorum: sevgili arayıcım sana hiç bir şey demiyorum. İnternet kocaman bir pornografik çöpe dönmüşken hiç bir şey bulamaman karşısında ne söyleyeceğimi şaşırdım. en azından porno yazmayı becerebildiğin için sana şunu söylemek istiyorum. Halin tavrın zeki müren dinleyip içerken karşına googleı almış ve "bulamıyorum ulan bulamıyorum" diye dert yanar gibi. Google ın bu durumda diyeceği şey "bence sen de haklısın abi" olur. Şerefe canım.
alexander rybak çok tatlı: Evet benim de gözlemlerim, kendisinin karşı cinste libido arttırıcı etki yaptığı şeklinde. Peki, sen google ile muhabbet ederek alexander rybak ın tatlılığını ona onaylatmaya çalışıyorsun ve cansın. Çok seviyorum sizleri google ile sohbet eden arayıcılarım.
angelina.cuz.sex.filmi: Cuz nedir burada onu ben şeyedemeim tam olarak. Aralara nokta koymandan aradığın filmin divx formatında olduğunu varsayıyorum canımın içi.
aylin livanelinin ilk parçası okulu asardık: Burada da mantıksız bir arama olduğunu sezinliyorum sevgili arayıcım. hani bazı davetlerde çeşitli entelektüel sohbetlerde "biliyorsunuz david lynch bunu elephant man de anlatmıştır" gibi bir örneğimizdeki "biliyorsunuz" sözü gibi, senin "ilk parçası" şeklinde bunu google a söylemen.
bi porno bulamadım: "Üzülme be abi bu da geçer" mi desin sana google ne desin?
blogger da şarkı çalmak: yapma bunuuu yapma bunuuuu.
brezilyadaki rio karnavalındaki açık kadınlar: Bu açık kadın sözüne fena ayar oluyorum. Açık kadın kapalı kadın. Bu ne lan?
büyük teletabi: Beni gaza getirmeye çalışıyorsun sevgili arayıcım farkındayım. Asıl sen büyüksün baba!
canavar ve yaratığın birleşmesi: Pekala, eğer tanrı inancın varsa canavarın bir yaratık olduğunu varsayman gerekiyor sevgili okuyucum. Buradan çıkarımımı yaparsam, canavarın herhangi bir canlı ile birleşmesinden doğacak çocuklarının ilkokul eğitiminin ne kadar masrafa çıkacağını arıyorsun. Kolay gelsin
cedric ve chen in dillere destan aşkları: Ah be arayıcım. Duyduğuma göre son bölümlerde Chen in o eski çekiciliği kalmamış. Bu efsanevi aşk çatırdamaya mı başlıyor bilemiyorum. Öyle olursa yakarız bu gezegeniiii, yakarıııııız.
damages jenerik şarkısı indirme: tamam indirmem.
ekşi sözlük medwyn goodall: Bu da bir başka şaşırdığım nokta. Ekşi sözlük gibi pek güzel arama fasiliteleri olan sitelere gidip aramak yerine google a site adı ile birlikte yazmak. Hayır madem sözlükte arıyordun, benim bloguma niye geldin. Bilemedim ben.
en orospu itiraflar: Orospuluğun metrajı var sanırım. Çatla şekerim, ben senden 50 santim daha orospuyum. Ben en orospuyum. "En orospu" nasıl bir mantık onu da google anlatsın bizlere.
filefactory ck.part3.rar: Bu aramayı benim bloguma yönlendirmeyi nasıl başardın öğrenmek için can atıyorum googlecığım. Bu algoritmayı yazanlar eminim ki tüm dünyayı kontrol etmeye yarayacak o silahı da bulacaklardır.
film karakterlerini nasıl: bkz=> otoban kenarında ebegümeci toplayan yurdumun cefak
halka nasıl çevrilir? : Hemen anlatıyorum sevgili arayıcım not al. Öncelikle özgün bir konusu olan, herhangi bir japon gerilim filmi bulunur. bu filmin özelliği daha önce pek dile düşmemeiş olmasıdır. Yoksa arakladığınız çok konuşulur. filmi bulduk mu? He tamam. akabinde onu kendi kültürümüze uyarlarız. İşte halka böyle çevrilir.
http://rapidshare.pireti.com : Bu da sinir oluğum başka bir mevzu. google a site adresini yazmak. Gerçekten bunun mantığını ben anlayamıyorum. Ayrıca rapidshare pireti aramasında kullanıcımın ne aradığının da merakı içerisindeyim nacizane. Acaba S'i mi arıyordu ama neden rapidshare den aratsın. Çok karmaşık ve çözümlenmesi zor bir arama bu.
irak sekis film: Allah seni kahretmesin.! Umarım buradaki irak, ülke olan ırak değil de uzaklığı betimleyen ıraktır. Ona da genelde sanal seks diyor yeni nesil söyleyeyim sevgili arayıcım. sekis ile, pornografik aramlarda yapılan yazım hatalarına bir yenisini eklediğin için de minnettarım sana.
kafayı seyirmesi bir samsunspor taraftarı: Şimdi google bana şunu ara, "kafayı seyirmesi" demiş ve ola ki bir yere ulaşırsa da imzasını bırakmak için bir samsunpor taraftarı şeklinde imza bırakmış sevgili arayıcım. Bu hafta Sakaryaspor - Samsunspor maçını izledim. Bence ligde kalmayı hakediyorsunuz.
Kim basinger sevişmeleri: Bir yerli malı haftası şiiriyle seslenmek istiyorum sana da sevgili arayıcım;
Ne de güzelir kim Basinger sevişmeleri.
Efil efil yurdumda, taştandır köyümün çeşmeleri,
Şu cennet vatanımda herkesin izlemesi gerekendir
google dan bulunmuş kim basinger sevişmeleri
(Selam verme hareketi)
manuela nın birinci bölümünü izlemek istiyorum: Tamam canım.
miramax dünyaları yaktım ayna: Bu kadar alakasız kelimenin bir şarkı ve plak şirketinde bir araya gelmediğini ummak istiyorum.
mığara.adamları.filmleri: Sevgili arayıcım... Bilemiyorum...
Noktaları birleştirerek teletabi yapma oyunu: Şu teletabilerin alet olmadığı emperyal öğe kaldı mı acaba? böyle bir oyun da çıktıysa daha nereye gider bu iş bilemiyorum. yakında burger king te oyuncakları da verilir tam olur.
off aradım şarkıyı bulamıyorum: Offf ulan offff be arayıcım. Doldur bir kadeh daha.
Parliamentin tadı değişti: Ah be arayıcım, haklısın. Artık o eski parliament kalmadı. Bozdu kendini. Bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorum aşamasına geçmeni sabırsızlıkla bekliyorum.
porno karamelli ve koca göt: Bu fanteziye hayran kaldım. nasıl bir şeyler canlandırıyor kafasında arayıcım merak içerisinde nutella yiyorum. Birazdan da karamelli bir şeyler yiyeceğim.
rüyada uçağın takla atıp suya düşmesi: Kısa sürede, iş hayatınızda büyük dengesizlikler olacağına delalettir sevgili arayıcım. Aman dikkat edesin.
rüyalardaki mucizeler gerçek olabilirmi: Neden olmasın?
sanki hayatım kısa olackamış gibi: Sevgili arayıcım, yanaklarını sıkmak istiyorum iznin olursa. Zamanın kıslaığı ve uzunluğu görecelidir, bence iyi bir hayatın olacak.
seksi türkiye deki sevişmeler: Ülkemiz gerçekten çok seksi ve bu anlamda kendi kendine yetebilen sekiz ülkeden biri olarak dünyada öne çıkıyor. Lütfen seksi Türkiye'den sevişmeleri kimse gizlemesin.
Sezen aksu markizde oturmuş: Sakin sakin oturmuş ve başka bir oturanı izliyormuş seyrederken zamanı gözlerinde tozlarla...
Sezen Aksu titriyor ellerim: Sevgili arayıcılarım; bakın bu parçanın ısrarla sezen hanıma ait oluğunu sanıyorsunuz fakat yanılıyorsunuz. Lütfen ben yazayım da artık bu konu burada çözülsün. Bu şarkı Bendeniz'in Ağlayayım mı isimli şarkısıdır. Öyle arayıp dinleyin, yeter lan yeter bu kaçıncı yanlış araması mevzubahis parçanın.
sukubilerin arkadaşlarıişsinden: Bu hangi dilde acaba?
tekirdağ çorlu gece kıyafeti alıcam nereden: Merak ediyorum acaba google bunun üzerine nasıl bir cevap vermesini bekliyorsun. "Tamam ablacım hemen şuraya git orada bulursun, bu arada erik gibiymişsin kütür kütür" demesini mi bekliyor acaba? Nerden alıcam lan nereden çabuk cevap ver google. Çabuk lan it! Üzülüyorum böyle olunca, hor görmeyin çocuğu lütfen.
telefon numarası bırakan orospular: oooff offf.
teletabi kalbinden izleme: Eskiden bir matematik hocamız vardı. Kısmı integrasyon alırken "gönül gözüyle görüyoruz burada lnx olacağını" derdi. Herhalde öyle bir şey teletabi kalbinden izlemek. Oysa ki özgürlüğü seçmek, başka dipsiler görmek, bir teletabiyi tam kalbinden vurup gitmek var, aklımda.
teletabilerin dayanağı: Bu postuma ulaştığın için çok üzüldüm sevgili arayıcım. Çok eğlenmiştim o filmi yaparken ben ama.
uzaylılarla teletabi kurmak: Yok artık daha neler!
Sevdiğim Ufak tefek Şeyler #6
* İçini huzur kaplatan birisiyle geçen bir günün ardından, geri dönerken otobüs camına başı yaslayıp, hayatta olduğunu iliklerine kadar hissettiren nefesler almak..
* Romantik komedilerin klişeleri.
* Darmadağın evi, bir gazla toplayıp yeni halinden ve derli toplulugundan sonra, bu memnuniyet verici görüntüye bakarak içilen keyif çayı veya kahvesi ile sigara.
* Çok az rüzgarın kendini gösterdiği bir havada, herhangi bir cafede dışarıdaki masalarda oturmak. Yüze son derece naif biçimle çarpan rüzgar ile sıcağın karışımı..
* Bir şişe şarap ve Edith Piaf sesine ruhunu satmak.
* Romantik komedilerin klişeleri.
* Darmadağın evi, bir gazla toplayıp yeni halinden ve derli toplulugundan sonra, bu memnuniyet verici görüntüye bakarak içilen keyif çayı veya kahvesi ile sigara.
* Çok az rüzgarın kendini gösterdiği bir havada, herhangi bir cafede dışarıdaki masalarda oturmak. Yüze son derece naif biçimle çarpan rüzgar ile sıcağın karışımı..
* Bir şişe şarap ve Edith Piaf sesine ruhunu satmak.
28 Nisan 2009 Salı
Pazartesi Sendromu
İyi geceler sevgili okuyucu. Malumunuz güzel ve heyecanlı haftasonu akabinde work related(hey yavrum hey) koşturmacalara başlamak insanları derinden etkiliyor. Neden öyle olduğu hakkında henüz detaylı bir teorim yok fakat pazartesi, hele ki haftasonu danalar gibi keyif yaptıysanız o kadar da kötü başlamıyor. Bugün yoğun koşturmaca ile birlikte hayatın akışına dair tanık olduğum bazı enstantaneler beni epeyce eğlendirdi. Tabir-i caizse üzerimde -bu seferlik- bulunmayan pazartesi sendromunu obsesyonunu da defetti. Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum izninizle efenim.
Bunlardna ilk ikisi anketör diyaloglarından. Direk benimle olmayan fakat yoldan geçerken kulak ve göz misafiri olduğum ufak dakikalar. İki anketörün de yoldan geçenlere eğlenceli "tacizleri"nden mütevellit bu anlar. İlkinde yolan geçen iki hanımefendiye yaklaşıyor anketör arkadaşımız, fakat elbette ki hamıkızceğizlerimiz yüzüne bakmayarak yollarına devam ettiler, ısrarla yaklaşan anketörün "ama neden kaçıyorsunuz hanımefendi" deyişine epeyce güldüm yoldan geçen biri olarak. İkincisi ise çok daha iyiydi. Bilmiyorum kaygısızlar dizisinin o sahnesini hatırlıyor musunuz. Taksi yoldan geçmektedir müşteri elini kaldırıp "taksiii" diye işaret eder, yanından geçen taksici de kafasını camdan uzatıp "yolcuuuu" diyerek yoluna devam eder. Türk komedi tarihinin en absürd ve eğlenceli sahnelerinden biridir. İzlemek isteyenler şu adrese bakabilirler. Neyse efenim ikinci vuku da böyle beklenmedik bir cevap aslında. Yine anketörümüz, gayet taş olan bir ablamıza yaklaşır "afedersiniz hanımefendi" der. Tabi ki ablamız kendisinin yüzüne bile bakmadan yola devam eder. Bunun üzerine anketörümüz "affetmiyor musunuz" deyip, yine yoldan geçen biri sıfatıyla olaya şahit olan beni yarmıştır.
Üçüncü vuku da, gündüz yağan yagmurun dinmesi için istiklalin girişindeki telefon kulübelerinde bir kaç dakika beklemek üzere durduğum anda cereyan etti ki bu olay, bana göre günün en bomba sahnesiydi. Öğle ezanı okunmaktadır, cami de meydana yakın oluğundan ses şiddeti epeyce fazladır. Bu kuvvetli sesten sıkılmış olan bir amca hızlı hızlı yanımdan geçerken "sesi de güzel olsa amına koyayım" diyerek fatality çekmiştir kahkaha krizime.
Bugün anlatacağım son esntantane de bir anlatım bozukluğu vakası. O an bulunduğum ortam, ciddi bir iş konusunun konuşulduğu ortam olmasından ötürü gülmemek için kendimi nasıl kastığımı bir ben bilirim herhalde. İsmi lazım değil bir televizyon kanalının yayın ve bilgisayar sistemlerini onarmak için gittiğimiz mekanda, o kanalın önemli isimlerinden biri bir dvd hazılamakla ilgilenmektedir. Biz de hazırlanmış örnek dvd yi görüp pek tutmadığımızı söyledik. Diyalog aynen şöyledir;
-Pek başarılı değil bence abi.
-Hiç başarısız!
Hiç başarısız ne lan. O an iki dakika sırıtmamak için dudaklarımı ısırırken kanatacaktım herhalde. Bir de üzerine jeff ve gigle loop aklıma gelince kastıkça kastım.
Neyse efenim hafta güzel ve eğlenceli başladı. Uzun süredir iş günlerinde böyle keyifli olmamıştım. bir şey var ama nedir bilemedim. havalardan acep?. Bulut bu, bu da bulut, e bu da bulut! (A tribute to B. Kendisinin bulut temasını çok geç farketmeme rağmen bayıldığımı belirtmek isterim. Kısa zaman içinde favori repliklerimden biri oalcak herhalde "e bulut bu".)
Bunlardna ilk ikisi anketör diyaloglarından. Direk benimle olmayan fakat yoldan geçerken kulak ve göz misafiri olduğum ufak dakikalar. İki anketörün de yoldan geçenlere eğlenceli "tacizleri"nden mütevellit bu anlar. İlkinde yolan geçen iki hanımefendiye yaklaşıyor anketör arkadaşımız, fakat elbette ki hamıkızceğizlerimiz yüzüne bakmayarak yollarına devam ettiler, ısrarla yaklaşan anketörün "ama neden kaçıyorsunuz hanımefendi" deyişine epeyce güldüm yoldan geçen biri olarak. İkincisi ise çok daha iyiydi. Bilmiyorum kaygısızlar dizisinin o sahnesini hatırlıyor musunuz. Taksi yoldan geçmektedir müşteri elini kaldırıp "taksiii" diye işaret eder, yanından geçen taksici de kafasını camdan uzatıp "yolcuuuu" diyerek yoluna devam eder. Türk komedi tarihinin en absürd ve eğlenceli sahnelerinden biridir. İzlemek isteyenler şu adrese bakabilirler. Neyse efenim ikinci vuku da böyle beklenmedik bir cevap aslında. Yine anketörümüz, gayet taş olan bir ablamıza yaklaşır "afedersiniz hanımefendi" der. Tabi ki ablamız kendisinin yüzüne bile bakmadan yola devam eder. Bunun üzerine anketörümüz "affetmiyor musunuz" deyip, yine yoldan geçen biri sıfatıyla olaya şahit olan beni yarmıştır.
Üçüncü vuku da, gündüz yağan yagmurun dinmesi için istiklalin girişindeki telefon kulübelerinde bir kaç dakika beklemek üzere durduğum anda cereyan etti ki bu olay, bana göre günün en bomba sahnesiydi. Öğle ezanı okunmaktadır, cami de meydana yakın oluğundan ses şiddeti epeyce fazladır. Bu kuvvetli sesten sıkılmış olan bir amca hızlı hızlı yanımdan geçerken "sesi de güzel olsa amına koyayım" diyerek fatality çekmiştir kahkaha krizime.
Bugün anlatacağım son esntantane de bir anlatım bozukluğu vakası. O an bulunduğum ortam, ciddi bir iş konusunun konuşulduğu ortam olmasından ötürü gülmemek için kendimi nasıl kastığımı bir ben bilirim herhalde. İsmi lazım değil bir televizyon kanalının yayın ve bilgisayar sistemlerini onarmak için gittiğimiz mekanda, o kanalın önemli isimlerinden biri bir dvd hazılamakla ilgilenmektedir. Biz de hazırlanmış örnek dvd yi görüp pek tutmadığımızı söyledik. Diyalog aynen şöyledir;
-Pek başarılı değil bence abi.
-Hiç başarısız!
Hiç başarısız ne lan. O an iki dakika sırıtmamak için dudaklarımı ısırırken kanatacaktım herhalde. Bir de üzerine jeff ve gigle loop aklıma gelince kastıkça kastım.
Neyse efenim hafta güzel ve eğlenceli başladı. Uzun süredir iş günlerinde böyle keyifli olmamıştım. bir şey var ama nedir bilemedim. havalardan acep?. Bulut bu, bu da bulut, e bu da bulut! (A tribute to B. Kendisinin bulut temasını çok geç farketmeme rağmen bayıldığımı belirtmek isterim. Kısa zaman içinde favori repliklerimden biri oalcak herhalde "e bulut bu".)
20 Nisan 2009 Pazartesi
Perfect Harmony..
Yetmişler yeşilçamında şarkı üzerine film çekildiği çok olmuştur. Epeyce arabesk şarkıcısının, parçayla aynı ismi taşıyan filmleri mevcuttur. Bu şehrin geceleri, Mavi Mavi.... gibi. Bazen ise filmler, içlerindeki atmosferine son derece uygun şarkılar barındırırlar. Öyle ki, o şarkı tam da o sahnede çalmasa o sahnede eksik olan kısımlar olduğunu düşünmeye başlayabilir izleyici. Hani Matrix'te Morpheous'un matrixi tanımlarken "orada olduğunu bilirsin ama ne olduğunu bilemezsin, beyninin içinde bir kıymık gibidir" sözlerine ithafen işte o şarkı tam da o sahnede çalmazsa o sahnede bir şeylerin eksik olduğunu bilirsin, belki çekim tekniği şahanedir, açılar kusursuzdur, replikler vurucudur ama eksiktir. Ne olduğu tahmin edilemeyebilir. İşte o müzik bazen bazı filmlere o ruhu katan muhteviyatın en mühim parçası oluverir. Bugün, müziği ile kafamda özdeşleşmiş sahnelere ve filmlere değineceğim biraz izninizle efenim. Buyrunuz;
10- Oy Oy Bir Tanem Azize (Kara Gözlüm): Herhalde bu filmi bilmeyeniniz yoktur. Bilmiyorsanız bir daha bu bloga ugramayın zaten. Fakir balıkçı kızı azize(Türkan Şoray) ile piano ve keman çalıp beste yapabildiği için rumuzunu sonuna kadar hakeden Chopin (Kadir İnanır)'in dolambaçlı hikayesini anlatır. Chopin'in daveti sonucu çalıştığı gazinoya gelen mahalleden, mikrofonu kapan Azize'nin sesleniriği "Oy Oy bir tanem Azize" isimli eser filmin en kilit sahnesiir. Çünkü bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır...Şarkıyı asıl seslendiren ise çoğumuzun malumatı üzerine Belkıs Özener hanımefendidir.
9- Suddenly I See (The Devil Wears Prada): Efenim geçen senelerde adından sıkça bahsettiren bu filmin açılış şarkısı olarak daha iyi bir tercih yapılamazdı herhalde. Kt Tunstall hanımefendinin bu kıpır kıpır şarkısı özellikle moda dünyasının devasalığına ve kuralcılığına eglenceli bakış açısıyla yaklaşmaya başlangıç için son derece ideal. İyi ki bu film bu parça ile açılmış.
8- Rule The World (Stardust): Son yıllarda izlediğim, duyduğum, dinlediğim ve inandığım en güzel masal olan Stardust filminin sonunda duyuyoruz bu parçayı. Sözlükte bir yazar bu parça için, "Stardust'ı masal yapan parça" demiş. Tamam belki bu biraz mübalağa, bu parça olmasa da stardust fevkalade bir masal olacaktı ama o başta bahsettiğim eksiklik hissi kendini gösterecekti hep..Bir masalın sonuna masal gibi şarkı..
7- Perfect Day (Trainspotting): Bu parçanın Trainspotting te çalındığını bilmiyordum ilk dinlediğimde. İlk dinleyişimde daha, yavaş ama acıtmadan adım adım öldürür diye geçiriyordum içimden. Sonrasında filmi gördüm, sahneyi gördüm..Ketum kaldım birden..You just keep me hangin' on der susarım..
6- Dört Kitabın Manası (Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?): Türk sinemasının çıkardığı nitelikli yapımlardan biri olan bu filmin öyle bir yerinde çalar ki bu şarkı, hani bazen düşündüklerinizi hislerinizi karşı tarafa aktarmak istersiniz fakat doğru kelimeleri bulamadığınızı düşünürsünüz, böyle bir durumda filmde tam anlamıyla o hissiyatı sonuna kadar verir ve doğru kelimelerdir..Çok yakışır o sahneye..
5- If You Want Me (Once): Bu şarkıyı ilk defa sevgili Os göndermişti bana. Sonrasında Once filminden olduğunu öğrendik. Şarkıyı sevmiştim, ilgili sahneyi izlediğimde ise tam anlamıyla tutuldum..i was paralayzed.. Filmi halen izlemedim ama bu parçanın çaldığı sahneyi her izlediğimde sessizce bakakalıyorum ekrana..
4- Naci En Alamo (vengo): Remedios Silva Pisa'nın 17 yaşındayken söylediği versiyonu ile Vengonun sonunda insanın içini dolduran eşsiz bir parça. Özellikle Vengo'nun sonundaki o yol sahnesi, yolun ve yolculuğun masalımsı bir sihri oluğunu düşünen beni hayran bırakıyor kendine. Elbette bu parça bu sahnenindir..Etkilemenin ötesindedir..
3- Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz (İstasyon): yerli sinemanın, karakteri izleyiciye verme açsından en başarılı senaryo örneklerinden biri olduğunu düşünüyorum bu filmin. Üç günde yazılıp çekilmiş değil de üzerinde uzun uzadıya vakit harcanmış, filmdeki karakterlerin kendi dünyaları, düşünceleri ve kişilikleri müthiş alt metinlerle yazılmış gibi..Filmin benim açımdan en etkileyici sahnesi de, sonlara doğru çalan Eşkıya Dünyaya Hükümdar olmaz parçasının sahnesidir. Karakterler o kadar iyi yazılmıştır, konu o kadar iyi işlenmiştir ki o parçanın her notası, her kelimesi hikayeye ve karakterlere derinlemesine uyar..Zülfü Livaneli'nin bu düzenlemsi de mevzubahis parçanın gelmiş geçmiş en iyi düzenlemesidir gözümde.
2- Girl, You'll be a Woman Soon (Pulp fiction): Bir müzik bir sahneye ne kadar uyabilir sorusunun "en fazla işte bu kadar" diye gösterilecek cevabıdır gözümde. Mia Wallace ve Vincent Vega güzel bir akşamdan sonra eve dönerler. Mia eksikleri olan şeyin "müzik" olduğunu belirtir tam da ilk paragrafta bahsettiğim olguyu vurgularcasına.. Ve biraz geriye sarıp "play" tuşuna basar. İşte o noktadan sonra dans ederken müzik ile en yoğun bütünleşen kahramanın olduğu sahneyi izleriz. Paltosu gömleğiyle Mia Wallace'ın bu parçadaki dansı, sanki müziğin, şarkının bir elementi gibidir. Bütünleşmiştir. Hayran olduğum bir sahnedir o dans. Lütfen "I've been misunderstood for all of my life...but what they're sayin', girl, just cuts like a knife.." kısmındaki gömleğiyle, ceketiyle ve özellikle paltosuyla birlikte müziğin akışı ile nasıl bütünleştiğini izleyin Mia'nın..
1- Eğreti gelin (Eğreti Gelin): Bir filme yakışan parça nasıl yapılır sorusunun en belirgin cevabı..Barış Pirhasan'ın sözlerine Sezen Aksu'nun unutulmaz yorumu, Yerli sinemanın eli yüzü düzgün bu filmini bir kaç gömlek yukarıya taşır gözümde. Ayrıca benim en etkilendiğim sahnedir bu filmdeki şarkının çalındığı sahne. Parçanın da en büyük hayranlarından biriyimdir herhalde.. Öyle sözler var ki, tek satırla filme dair uyumu ya da vuruculuğu kat kat yukarıya taşıyor.."..Ali derim dünya döner.." "..Çocuk uyur, er uyanır koynumda.." "..Kırk düğüne bedel günahımız.." Muhteşem...Aşka dair duyguları tam anlamıyla veren, gerçekten tek satır olup da kitap kitap şey anlatan sözler..Anlayana..
Herkese iyi günler diliyorum..
10- Oy Oy Bir Tanem Azize (Kara Gözlüm): Herhalde bu filmi bilmeyeniniz yoktur. Bilmiyorsanız bir daha bu bloga ugramayın zaten. Fakir balıkçı kızı azize(Türkan Şoray) ile piano ve keman çalıp beste yapabildiği için rumuzunu sonuna kadar hakeden Chopin (Kadir İnanır)'in dolambaçlı hikayesini anlatır. Chopin'in daveti sonucu çalıştığı gazinoya gelen mahalleden, mikrofonu kapan Azize'nin sesleniriği "Oy Oy bir tanem Azize" isimli eser filmin en kilit sahnesiir. Çünkü bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır...Şarkıyı asıl seslendiren ise çoğumuzun malumatı üzerine Belkıs Özener hanımefendidir.
9- Suddenly I See (The Devil Wears Prada): Efenim geçen senelerde adından sıkça bahsettiren bu filmin açılış şarkısı olarak daha iyi bir tercih yapılamazdı herhalde. Kt Tunstall hanımefendinin bu kıpır kıpır şarkısı özellikle moda dünyasının devasalığına ve kuralcılığına eglenceli bakış açısıyla yaklaşmaya başlangıç için son derece ideal. İyi ki bu film bu parça ile açılmış.
8- Rule The World (Stardust): Son yıllarda izlediğim, duyduğum, dinlediğim ve inandığım en güzel masal olan Stardust filminin sonunda duyuyoruz bu parçayı. Sözlükte bir yazar bu parça için, "Stardust'ı masal yapan parça" demiş. Tamam belki bu biraz mübalağa, bu parça olmasa da stardust fevkalade bir masal olacaktı ama o başta bahsettiğim eksiklik hissi kendini gösterecekti hep..Bir masalın sonuna masal gibi şarkı..
7- Perfect Day (Trainspotting): Bu parçanın Trainspotting te çalındığını bilmiyordum ilk dinlediğimde. İlk dinleyişimde daha, yavaş ama acıtmadan adım adım öldürür diye geçiriyordum içimden. Sonrasında filmi gördüm, sahneyi gördüm..Ketum kaldım birden..You just keep me hangin' on der susarım..
6- Dört Kitabın Manası (Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?): Türk sinemasının çıkardığı nitelikli yapımlardan biri olan bu filmin öyle bir yerinde çalar ki bu şarkı, hani bazen düşündüklerinizi hislerinizi karşı tarafa aktarmak istersiniz fakat doğru kelimeleri bulamadığınızı düşünürsünüz, böyle bir durumda filmde tam anlamıyla o hissiyatı sonuna kadar verir ve doğru kelimelerdir..Çok yakışır o sahneye..
5- If You Want Me (Once): Bu şarkıyı ilk defa sevgili Os göndermişti bana. Sonrasında Once filminden olduğunu öğrendik. Şarkıyı sevmiştim, ilgili sahneyi izlediğimde ise tam anlamıyla tutuldum..i was paralayzed.. Filmi halen izlemedim ama bu parçanın çaldığı sahneyi her izlediğimde sessizce bakakalıyorum ekrana..
4- Naci En Alamo (vengo): Remedios Silva Pisa'nın 17 yaşındayken söylediği versiyonu ile Vengonun sonunda insanın içini dolduran eşsiz bir parça. Özellikle Vengo'nun sonundaki o yol sahnesi, yolun ve yolculuğun masalımsı bir sihri oluğunu düşünen beni hayran bırakıyor kendine. Elbette bu parça bu sahnenindir..Etkilemenin ötesindedir..
3- Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz (İstasyon): yerli sinemanın, karakteri izleyiciye verme açsından en başarılı senaryo örneklerinden biri olduğunu düşünüyorum bu filmin. Üç günde yazılıp çekilmiş değil de üzerinde uzun uzadıya vakit harcanmış, filmdeki karakterlerin kendi dünyaları, düşünceleri ve kişilikleri müthiş alt metinlerle yazılmış gibi..Filmin benim açımdan en etkileyici sahnesi de, sonlara doğru çalan Eşkıya Dünyaya Hükümdar olmaz parçasının sahnesidir. Karakterler o kadar iyi yazılmıştır, konu o kadar iyi işlenmiştir ki o parçanın her notası, her kelimesi hikayeye ve karakterlere derinlemesine uyar..Zülfü Livaneli'nin bu düzenlemsi de mevzubahis parçanın gelmiş geçmiş en iyi düzenlemesidir gözümde.
2- Girl, You'll be a Woman Soon (Pulp fiction): Bir müzik bir sahneye ne kadar uyabilir sorusunun "en fazla işte bu kadar" diye gösterilecek cevabıdır gözümde. Mia Wallace ve Vincent Vega güzel bir akşamdan sonra eve dönerler. Mia eksikleri olan şeyin "müzik" olduğunu belirtir tam da ilk paragrafta bahsettiğim olguyu vurgularcasına.. Ve biraz geriye sarıp "play" tuşuna basar. İşte o noktadan sonra dans ederken müzik ile en yoğun bütünleşen kahramanın olduğu sahneyi izleriz. Paltosu gömleğiyle Mia Wallace'ın bu parçadaki dansı, sanki müziğin, şarkının bir elementi gibidir. Bütünleşmiştir. Hayran olduğum bir sahnedir o dans. Lütfen "I've been misunderstood for all of my life...but what they're sayin', girl, just cuts like a knife.." kısmındaki gömleğiyle, ceketiyle ve özellikle paltosuyla birlikte müziğin akışı ile nasıl bütünleştiğini izleyin Mia'nın..
1- Eğreti gelin (Eğreti Gelin): Bir filme yakışan parça nasıl yapılır sorusunun en belirgin cevabı..Barış Pirhasan'ın sözlerine Sezen Aksu'nun unutulmaz yorumu, Yerli sinemanın eli yüzü düzgün bu filmini bir kaç gömlek yukarıya taşır gözümde. Ayrıca benim en etkilendiğim sahnedir bu filmdeki şarkının çalındığı sahne. Parçanın da en büyük hayranlarından biriyimdir herhalde.. Öyle sözler var ki, tek satırla filme dair uyumu ya da vuruculuğu kat kat yukarıya taşıyor.."..Ali derim dünya döner.." "..Çocuk uyur, er uyanır koynumda.." "..Kırk düğüne bedel günahımız.." Muhteşem...Aşka dair duyguları tam anlamıyla veren, gerçekten tek satır olup da kitap kitap şey anlatan sözler..Anlayana..
Herkese iyi günler diliyorum..
6 Nisan 2009 Pazartesi
Festival Günlüğü (Tatarak, La Belle Personne, Easy Virtue)
Efenim gecikmeli de olsa festivale başlamış oldum ben de bugün. Halen verip şu illetten kurtulamadığım üç dersim var ve sınavları, seçimler nedeniyle de tam festivalin ortasına ertelendi. Fak! Hem de Edirne'ye gitmeye karar verdiğim için önceden bilet almadım. Yeni bir program yapıp film sayısını düşürmek durumunda kaldım. Yeni programın ilk günü olan bugün doğaçlama tercihler ile, bugün, yarın ve perşembe için biletlerimi aldım sabah Emek sineması gişesinden. Tahmin ettiğim gibi görmek istediğim bazı filmlere yer kalmamış.

Neyse efenim sabah izlemek istediğim film Tatarak(Sazlıkta) için Atlas sineması gişesinde bilet kalmadı denirken Emek sinemasındaki ana gişeye uğradığımda yer olduğunu öğrendim ve şahane bir yerden de bilet alıp daldım. Tatarak'ı izlerken iksv ye oldukça kızdığımı belirtmek isterim, internet sitesinde filmin sonu yazılı direkt olarak. Öte yandan filmde, izlediğim ilk film olduğu için hoşgörülebilse de vasatın üzerinde gösterilebilecek yön göremedim. Yani tamam filmin sonu yazılı ama oradaki duyguya bakacaksın ceku denirse de özellikle seyirciyi içine almaya çalışan daha doğrusu seyirciyi kendi duygusuna çekmeye hiç de çalışmayan bir film. Bu yönüyle sıradışı görünebilir ve sadece kendi derdiyle ilgilendiği tezi ortaya konulabilir. Yine de 6/10 u geçebilecke bir puanı olacağını söylemek zor.

Günün ikinci filmi Yeni Rüya sinemasındaki La Belle Personne (Güzel İnsan) idi. Tatarak'ta uğradığım düş kırıklığını temizlemeyi başardı diyebilirim. Annesinin ölümünün ardından yeni bir okula gelen Junie ile genç İtalyanca öğretmeni Nemours arasındaki "gizli" ilişkiyi kendine şiar eden film, bu ilişkinin ötesinde son bölümlerinde allak bullak eden entrikaların ve planların gösterilmesi ile izleyiciyi oldukça şaşırtmayı başardı. Açıkçası filmin sonunda Junie okulu terk ederken de bunun bir entrika olduğunu düşünüp vapurda her an Nemours'u görebilmeyi beklesem de o kadar ileriye gidilmemiş. Alt metin olarak da Junie'nin bir çok yol ayrımından mütevellit seçimlerinde hiç birisini seçmemeyi seçmesini başarılı biçimde ortaya koyuğunu düşünüyorum. Asıl üzerinde durulması gereken noktanın ise Otto'nun intiharı olduğunu düşünüyorum. Filmde hem Junie'nin annesinin ölümü hem de Otto'nun intiharının üzerinde pek durulmamasına rağmen, derdini ortaya koymasında bu iki olayın çok önemli yeri olduğu kanaatindeyim.

Günün üçüncü filmi, 1920'lerin İngilteresinden şahane bir "british comedy". Easy Virtue(Evlilik Sınavı), bir yandan klasik britanya tiyatrosunun havasını yakalamayı başarırken, mizahi yaklaşımıyla da İngiliz mizahının inceliklerini ortaya koyuyor. Günün en beğendiğim filmi oldu Easy Virtue. Tavsiye etmek istememe rağmen, festivaldeki son gösterimi oluğunu gördüm. Umarım festivalden sonra gösterime girer ve bir kez daha eğlenceli bir 90 dakika geçiririz. Sık sık birinci dünya savaşını laf arasında metinine sıkıştırsa da sırıtmamayı başararak eli yüzü düzgün bir film çıkarılmış ortaya. Bu film için söyleyceğim tek şey, eğer klasik britanya tiyatrosunu ve mizahını seviyorsanız bu filme bayılacağınızdır.
Yarın da 11.00 de emek sinemasında, Billy Plympton'ın canlandırma sineması kapsamında "I married a strange person" ve 19.00 da İzlanda'dan "Belalı Düğün" ü izleyeceğim şidetlenmezse karın ağrım. Yok yok şiddetli de olsa bilet aldım ya giderim artık lşsfalşsdflşks

Neyse efenim sabah izlemek istediğim film Tatarak(Sazlıkta) için Atlas sineması gişesinde bilet kalmadı denirken Emek sinemasındaki ana gişeye uğradığımda yer olduğunu öğrendim ve şahane bir yerden de bilet alıp daldım. Tatarak'ı izlerken iksv ye oldukça kızdığımı belirtmek isterim, internet sitesinde filmin sonu yazılı direkt olarak. Öte yandan filmde, izlediğim ilk film olduğu için hoşgörülebilse de vasatın üzerinde gösterilebilecek yön göremedim. Yani tamam filmin sonu yazılı ama oradaki duyguya bakacaksın ceku denirse de özellikle seyirciyi içine almaya çalışan daha doğrusu seyirciyi kendi duygusuna çekmeye hiç de çalışmayan bir film. Bu yönüyle sıradışı görünebilir ve sadece kendi derdiyle ilgilendiği tezi ortaya konulabilir. Yine de 6/10 u geçebilecke bir puanı olacağını söylemek zor.

Günün ikinci filmi Yeni Rüya sinemasındaki La Belle Personne (Güzel İnsan) idi. Tatarak'ta uğradığım düş kırıklığını temizlemeyi başardı diyebilirim. Annesinin ölümünün ardından yeni bir okula gelen Junie ile genç İtalyanca öğretmeni Nemours arasındaki "gizli" ilişkiyi kendine şiar eden film, bu ilişkinin ötesinde son bölümlerinde allak bullak eden entrikaların ve planların gösterilmesi ile izleyiciyi oldukça şaşırtmayı başardı. Açıkçası filmin sonunda Junie okulu terk ederken de bunun bir entrika olduğunu düşünüp vapurda her an Nemours'u görebilmeyi beklesem de o kadar ileriye gidilmemiş. Alt metin olarak da Junie'nin bir çok yol ayrımından mütevellit seçimlerinde hiç birisini seçmemeyi seçmesini başarılı biçimde ortaya koyuğunu düşünüyorum. Asıl üzerinde durulması gereken noktanın ise Otto'nun intiharı olduğunu düşünüyorum. Filmde hem Junie'nin annesinin ölümü hem de Otto'nun intiharının üzerinde pek durulmamasına rağmen, derdini ortaya koymasında bu iki olayın çok önemli yeri olduğu kanaatindeyim.

Günün üçüncü filmi, 1920'lerin İngilteresinden şahane bir "british comedy". Easy Virtue(Evlilik Sınavı), bir yandan klasik britanya tiyatrosunun havasını yakalamayı başarırken, mizahi yaklaşımıyla da İngiliz mizahının inceliklerini ortaya koyuyor. Günün en beğendiğim filmi oldu Easy Virtue. Tavsiye etmek istememe rağmen, festivaldeki son gösterimi oluğunu gördüm. Umarım festivalden sonra gösterime girer ve bir kez daha eğlenceli bir 90 dakika geçiririz. Sık sık birinci dünya savaşını laf arasında metinine sıkıştırsa da sırıtmamayı başararak eli yüzü düzgün bir film çıkarılmış ortaya. Bu film için söyleyceğim tek şey, eğer klasik britanya tiyatrosunu ve mizahını seviyorsanız bu filme bayılacağınızdır.
Yarın da 11.00 de emek sinemasında, Billy Plympton'ın canlandırma sineması kapsamında "I married a strange person" ve 19.00 da İzlanda'dan "Belalı Düğün" ü izleyeceğim şidetlenmezse karın ağrım. Yok yok şiddetli de olsa bilet aldım ya giderim artık lşsfalşsdflşks
30 Mart 2009 Pazartesi
Van Minüt
İstanbul'da Kemal Bey, CHP'nin burada alıp alabileceği en yüksek oy oranlarından biriyle kaybetti. Beyoğlunda'da, şüphe uyandıran biçimde Ahmet Misbah Demircan ve saçları yine kazandı maalesef. Ben Edirne'ye gidiyorum canlar. Daha da durmam Beyoğlu'nda :) Şaka lan şaka, sen durmazsan ben durmazsam nasıl kesilecek o saçlar ksdlfşsal. Ama cidden bir haftalığına yokum ben. Memlekette kafa dinleyeceğim biraz. See ya!
24 Mart 2009 Salı
16 Mart 2009 Pazartesi
A Loves Lahana

Daha önce lahanaya dair kısa bir yazım olmuştu canımın çektiğine dair, ama bu akşam biraz daha çeşitlendireyim. Her türlüsünü sevdiğim az sayıa bitkilerdendir kendisi. Maydonozdan ne kadar nefret ediyorsam, lahanayı da o kadar seviyorum. Hem de her türlüsünü seviyorum bu meretin.
* Beyaz Lahana: Elbette ilk önce beyaz lahanadan başlayayım. Bu meretin çeşitli yemeklerde pişirilmiş halini ve en çok da direk manavdan alıp yıkayıp ortasını yararak kıtır kıtır yemesini severim.
* Kara Lahana: Benim için salataların vazgeçilmez parçalarındanır bu canım ciğerim yiyecek de. Üstelik bunu da yine direk manavdan alıp kıtır kıtır yemeyi severim.
* Coleslaw: Lahananın en yakıştığı karışımlardan biri de elbette bu leziz şey. Yemeye oyulmaz. Şahane bir kokteyl.
* Lahana Turşusu: Çok fazla turşu yiyen biri değilim ama lahananın turşusuna da bayılıyorum. Hatta bu akşam aldım, yemeye doyamadım desem yeridir. :)
Kısaca şunu söylemek isterim "Yenir ki bu lksaflkşslfs".
Kısa kısa serisinden konuyla alakasız bir not da belirtmek isterim. Arkadaş bu mart ayı yanlızca kedilerde etkili olmuyormuş bunu gördüm. Ne varsa bu mart ayında..
9 Mart 2009 Pazartesi
Yorumcular Bulutu
Last Fm in artist sayfalarındaki tag cloud özelliği gidince üzüldüydüm. Bu bulut olayını pek seviyorum vesselam. Sevgili Egemenli Hayat'ın blogunda gördüm ve çok beğendim yorumcular bulutunu da. Şahaneymiş
2 Mart 2009 Pazartesi
Bilginin Dolaşabilirliği

Sekiz akademi ödülünü kapmadan önce de, bir çok ödül töreninde isminden bahsettirmeyi başaran slumdog millionaire biraz geç de olsa Türkiye'de cuma günü gösterime girdi. Elbette cumartesi günü koşa koşa fitaşa akın ettik biz de. Ülkede gösterime girmeden evvel, dünya üzerine de yalnızca eleştirmen tayfası ve çevresinen oluşan bir kesimin ilgi gösterdiği film olmaktan ziyade, genel olarak sinema izleyicisinin de yoğun ilgi gösterdiği yapımdı gişede. boxofficemojo sitesinin international kısmından takip ettiğim kadarıyla da salon başına ortalamalarda yüksek gişeleriyle göz doluruyordu. Bu anlamda maddi açıan da slumdog millionare filminin gerçek bir hit oluğunu söyeyebiliriz. Yazının bundan sonraki paragrafları spoiler içerikli olacaktır. İzlememiş olanlar okumasa iyi olur, okursa da ekime kadar...
filme gitmedne evvel özellikle hakkındaki yazıları okumaktan kaçındım. Öncelikle söylemek isteiğim konu müzikleri olacak. Filmde, özellikle kovalamaca sahnelerinde çalan müziklerin yansıttığı atmosferin heyecanlılığı gayet de başarılıydı. Filmin hatırlanacağı noktalarından biri elbette başarılı müzikleri olacaktır.
Konu bildiğimiz üzere, ülkede kim beş yüz bin ister ismiyle yayınlanan "who wants to be a millionaire" yarışmasını temel alsa da, anlatmak istediğini söyleyebilmek için kullandığı bir arayol olmuş sadece. Hikayenin anlatılış yolu için böyle pek de denenmemiş bir yöntem seçildiği için ilgiyi daha baştan çekiyor. Filme gitmeden önce hayal kırıklığına ugrayacağımı sandığım esas nokta tam da buydu aslında. Bu yarışmanın hikayenin anlatılma yolundan daha fazlası olabilme ihtimali. Neyse ki bu ayarı tam da tutturabilmiş film. Who wants to be a millionaire sadece bir arayüz olarak kalmış ve ileriye gitmemiş.

Filmin ana kahramanı olan Jamal Malik'in yaşam öyküsü, izleyici ile özdeşleştirilebilecek düzeyde anlatılmış, filmin bir noktasında mutlaka izleyici kendisini Jamal'in yerine koymuştur diye düşünüyorum. Ben bolca kendimi onun yerinde düşündüm film esnasında. Oyunculuk üzerine konuşmanın da densizlik olacağı inancındayım nitekim, muazzam bir oyunculuk izlediğimi düşünüyorum ben perdede. Jamal'ın kardeşi Salim'i oynayan arkadaş özellikle de en küçük Salim'i oynayan arkadaşın yaptığı görece kötü hareketlerden veya verdiği kararlaran sonraki, bu kararının narkasında durduğunu gösteren güçlü fakat aynı zamanda da üzgün olduğunu belli eden bakışları fazlaca etkileyici idi.
Filmle ilgili sıkıntı duyduğum tek nokta son soru oldu. Açıkçası yani "ben bilmiştim, ben demiştim" maksadıyla söylemiyorum fakat çok net olarka on beşinci dakikada, son sorunun o malum soru olacağı belli oluyor. İlk başta çok fazla üzerinde durmayıp, son soru için bu kadar kolay soru sormazlar diye düşünmeme rağmen aynı metaforun bir kaç kere daha karşımıza çıkmasıyla artık kesinlikle son sorunun şekli belirlenmişti gözümde. Bence çok daha kazık bir soru olmalıydı lakin Jamal için kazık olabilir tabi de genel yarışmacı profili için kolay bir soruydu bence 20 milyon için. Tabi ordaki ironi çok hoş olsa da kendini daha filmin ortalarında belli etmesi nedeniyle pek de etkileyici olmadı benim açımdan.
Film, aldığı sekiz akademi ödülü haketti mi haketmedi mi bilemem. Bazılarına göre dünyada çok daha iyi filmler vardı fakat bu film Hindistan'da geçmesine rağmen İngiliz kültüründen de beslenmesiyle akademiyi cezbetmişti. Elbette bu tespitte gerçeklik payı vardır. Ama tüm ödüllerin gelmesini buna bağlamak biraz ağır olur.

Öte yandan film hint sinemasına yapılan göndermeleriyle de dikkat çekti. Zaten sorulardan biri ünlü bir hint artistiydi ve o vasıta ile de geleneksel hint sineması da filmin kendine referans aldığı noktalardan biri olduğunu gösterdi. Elbette sondaki dans sahnesine de değinmek gerek hint sineması demişken. O dans ile de, her ne kadar İngiltere menşeili bir yapım olsa da bir hint filmi olduğunu seyircinin gözüne sokuyordu. Bir de o son dans sahnesinde film boyunca gördüğümüz karizmatik mücadeleci Jamal, çizdiği imajı yerle bir etti. :) Elbette o sahneyi hint sinemasının bir özelliği olarak ele almalıyız her şeyden önce.
Filmle ilgili önemli noktalardan biri de, aslında bence asıl anlatılan daha oğrusu benim asıl olarak gördüğüm nokta da bilginin dolaşabilirliği idi. Bir çok yere göre azim ve istekle her şey yapılabilir gibi bir ana teması olsa da bana göre bilginin serbestliği ve insanların etkileşiminin bireye kattığı yüzlerce bilginin güzelliği idi. Hayatta her gün her dakika, herhangi bir konuyla meşgul olan bireyin bu meşguliyetlerinin sağladığı birikimin büyüklüğü gerçekten özenle yansıtılmış. bir çok zaman değersiz veya boş işlerle uğraşıyor olarka görsek de kendimizi "kenimi bildim bileli" sözündeki gibi insan kendini biliği yaştan itibaren o kadar çok öğrenime sahip ki birey yüzlerce kitap çıkabilir bir insanın kendi bilgilerinden.
Neyse efenim son olarak, bana göre oldukça başarılı ve kendi sinemasının izlerini taşımasına rağmen evrensel bir anlatım yoluyla kendini öne çıkarmış bir film olmuş Slumdog Millionaire. Bana göre tek eksi yönü son sorunun tahmin edilebilirliği ve o sorunun o yarışmanın son sorusu için oldukça kolay olmasıydı. Onun haricinde nefis bir öykü izlediğimi düşünüyorum perdede. 8/10 diyerek yazıma son verirkene büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öpüyor, Revolutionary Road ve İki Çizgi'yi de kısa zamanda izlemek istediğimi belirtmek istiyorum.
24 Şubat 2009 Salı
Müzikli Haftabaşı

* Müzik açısından bereketli bir hafta geçirdiğimi söylemek isterim. Bu yaz, işlerin yoğun olması nedeniyle pek fazla imkan bulamamıştım yeni albümleri dinlemeye. O nedenle son bir ayda biraz daha vaktim oluğundan ve evden çalıştığımdan yeni keşfettiğim albümler olu. bunların en dikkat çekeni, son üç haftamın last fm istatistiklerini alt üst etmeye başlamış ve üç haftadır weekly chartlarımda tepeden inmeyen The Last Shadow Puppets'ın The Age of The Understatement albümü oldu. Bu kadar dinlenesi bir deneysel albüm çıkacağını beklemiyordum aslında fakat Alex Turner ve Miles Kane, o yıllardan beri özlemini çektiğim Britanya ruhunun müziğe iade-i itibarını yapıyorlar resmen.. Üç haftaır Last Fm istatistiklerime ambargo koymuş vaziyette The Age of The Understatement.

* Bu gecenin en heyecan veren haberlerinden biri de alternative country nin en sevdiğim sanatçılarından, can ciğer feministimiz Neko Case'in bu hafta çıkan yeni albümüydü. Middle Cyclone ismini taşıyan albümü en kısa zamanda edinmeyi planlıyorum. The New Pornographers vakitlerinden beri hayranlıkla takip ettiğim bu hanımefendi indie tarzını countrye en başarıyla bulayanlardan ve dolayısı ile alt-country nin üst düzey temsilcilerinden. Last fm istatistiklerimde Fox Confessor Brings The Flood albümü ile, Sezen hanımın arkasında iki numaraya kadar yükselmesine rağmen yeni albüm için iki yıldan fazla bekletmesi altıncılığa gerilemesine neden olmuştu. Sanırım yeniden yükselme vakti geldi Neko Case için.
* The Last Shadow Puppets'ın The Age of The Unerstatementını elime geçirmeden evvel de bir önceki yazıda belirttiğim üzere Dido hanımkızımızın Safe Trip Home albümünün etkisi vardı. It Comes and It Goes zamansız bir hittir benim gözümde.

* YEni albümlerdne biri de henüz Öykü ile yaptığı Sarıl Bana coverı haricinde bir parçasını dinleyemediğim Müslüm Gürses'in Sandık albümü. Sarıl Bana coverını oldukça başarılı bulduğumu belirterek yine beklentilerimi çok yüksek tuttuğum albümlerden Sandık. Elbette Bakma Bana Öyle gibi ağır damar beklemiyoruz Müslüm Gürses'ten fakat bir Nilüfer, Bir Affet gibi şahane düzenlemeler olacağına eminim.
* Nil Karaibrahimgil kızımız da yeni albüm çıkartıyormuş. Şuan için, benim açımdan tam bir kapalı kutu bu albüm. Konuşmak için erken ama beklentimin yüksek olduğu da bir gerçek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
