17 Mayıs 2008 Cumartesi

25 Nisan 2008 Cuma

İşçinin Emekçinin bayramı...



Dünya üzerinde en önemli sembol günlerden biridir 1 mayıs. İşçi bayramı, labour day, may day... İşçilerin ilk defa organize olup ücret kaybı olmadan 8 saatlik çalışma süresi için giriştikleri eylemi temel alır ve Türkiye'de de işçi bayramı olarka kutlanır. Ne gariptir ki, dünyanın bir çok ülkesinde en kalabalık meydanlar doldurulurken Türkiye'de taksim meydanında yıllardır miting yapılamıyor. 1 Mayıs 1977 de gerçekleşen ve tarihe kanlı 1 mayıs olarka da geçen günden sonra elbet. Bu konuya başka bir postta ayrıntılı olarka değineceğim. Bu postun amacı 1 mayıs işçi bayramının tarihi merkezli.

21 Nisan 1856 da avustralya da işçiler, çalışma saatlerinin sekiz saate indirilmesi ve "insan" gibi yaşama hakları temelinde çalışmayı bırakma eylemine giriştiler ve Melbourne üniversitesinden parlemento binasına kadar bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Bu protesto girişimi başarıya ulatı ve bu işçiler tarihe, maaşların aynı kalıp çalışma saatlerinin sekiz saat olması için harekete geçen ilk organize işçiler olarka geçtiler.

bundan otuz yıl sonra Amerika işçi sendikaları konfederasyonu, işçileri organize etti ve kendi çevresinde toplayarak işçiler,günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago 1 Mayıs 1886 da yarım milyon işçiye ev sahipliği yaptı. Kentucky de binlerce siyah ve beyaz işçi yanyana yürüyerek ulusal parka girdiler. Bu eylemlersonraki günlerde de tüm süratiyle devam etti ve hızla yayıldı. İşçilerin çoğu 3 Mayıs'ta sokaklara çıktılar. McCormick'e ait fabrikadan atılan ve grevde olan işçiler de miting yaptılar. Miting sona ermek üzereyken McCormick fabrika düdüğünü çalarak, içerdeki grev kırıcıları dışarı çıkarttı. Grev kırıcıları protesto etmek için bir grup işçi fabrikaya yöneldi. İşçilere ateş eden polis, 4 işçinin ölmesine, onlarcasının yaralanmasına neden oldu.


Bu saldırıyı protesto etmek için 4 Mayıs'ta Haymarket Alanı'nda miting düzenlendi. Miting tam dağılırken, kürsünün önüne, nereden geldiği belli olmayan bir bomba atıldı. Hemen polisin önünde patlayan bomba nedeniyle 7 polis öldü, 69'u ise yaralandı. Yüzlerce işçi asılsız ithamlarla tutuklandı. Tutuklanan işçilerden sekizi yargılanmak üzere seçildi: Albert R. Parsons, August Spies, Samuel J. Fielden, Michael Schwab, Adolph Fischer, George Engel, Louis Lingg ve Oscar Neebe.

Ayrıntılı bilgiler için şu makaleye göz gezdirilebilir

Peki Türkiye'de işçi bayramı nasıl gelişti? OOsmanlı dönemlerinde en eniş işçi örgütlenmesinin olduğu yer Selanik idi. Nitekim ilk kez 1911 de Selanik teki pamuk, tütün ve liman işçileri ilk kez 1 mayıs ı kutladılar. bundan bir yıl sonra 1 mayıs istanbul da ilk kez kutlandı. 1923 te 1 mayıs yasal olarka işçi bayramı kabul edildi. fakat iki yıl sonra çıkan takrir i sukun yasası ile yasaklandı ve bu yasak çok uzun müddet devam etti. 1935 te 1 mayıs bahar ve çiçek bayramı adını aldı ve tatil günü ilan edildi. 1976 yılında disk in önderliğinde çok geniş katılımlı 1 mayıs taksim de kutlandı. bundna bir yıl sonra ise tarihteki en geniş katlımlı 1 mayıs yine taksim de kutlandı fakat bu gösteri esnasında göstericilerin üzerine ateş açıldı. 34 kişi hayatını kaybetti ve bu gösteriler taihe kanlı 1 mayıs olarka geçti. daha sonra uzun yıllar geniş katılımlı 1 mayıs gösterisi olamadı. 1996 yılında yasaklı olan taksim meydanı yerine kadıköyde düzenlenen mitinge 150.000 kişi katıldı. daha ilk dakikalarda polisin silahsız gösterilere ateş açması ile 3 kişi hayatını kaybetti ve büyük bir kitlesel isyan başgösterdi. bu olaydan sonra kadıköy de 10 yıl boyunca 1 mayıs gösterilerine kapalı kalacaktı.bu gösteriler sonrası haberlerde gösterilern, bir sivil polisin göstericiler tarafındna şiddetli biçimde dövülmesi ve aynı anda başka bir polisin eğlenerek seyrettiği bir linç girişimi hafızalara kazındı. geçen yıl kanlı 1 mayıs ın 30. yılında 1 mayıs ı taksimde kutlamak isteyen ve böylece otuz yıl öncesini de anmak isteyen bir gruba polis tarafından biber gazı, gaz bombası kullanıldı ve 30 dan fazla kişi yaralandı. muammer güler bu yıl da taksim meydanında "herkes için sosyal adalet, bagımsızlık, demokrasi, özgürlük, eşitlik, barış" demek siteyenleri biber gazı ile karşılayacaklarını söyledi....

23 Nisan 2008 Çarşamba

That's What I Call Music



Robin sparkles ile bundan bir yıl kadar önce tanışmıştım aslen. Ne kadar geç keşfetmişiz 93 yılında çıkan make it sparkle albümüyle Kanada'yı kasıp kavuran bu genç yıldızı.

İlk kez geçen yıl Let's go to the mall isimli şarkısını dinledik. Müthiş bir klip muazzam bir parça idi.




Ve şimdi de make it sparkle albümünün klip çekilen ikinci parçasını gördük. ne denebilir ki, dokunaklı sözler, etkileyici bir klip, robin sparkles bu parçasında aşkın ne demek olduğunu anlatmış. sandcastles in the sand. işte müzik budur!

21 Nisan 2008 Pazartesi

Canavarlıktan çıkmış canavar


Lost un yaratıcısı, J.J. Abrams ın yapımcılarından biri olduğu cloverfield ı izledim. Hakkında çok fazla yazı okumadım izlerken seyir zevkimin bozulmaması için. Sadece genel tema hakkında fikir sahibi idim.

temel olarak bundan çok fazla değil yaklaşık 9 yıl önce büyük heyecanla beklediğim lakin izleyince beklentilerimle örtüşmeyen bir yapım gördüğümden fazlaca hayal kırıklığına uğradığım The Blair Witch Project ile kıyaslayacağımı daha filmi izlemye başlamadan biliyordum. her ne kadar izlerken bu kıyaslamadan uzak durmaya çalışsam da benzer çekim ve küçük de olsa bulunan ortak paydaya sahip konu, bu kıyası kaçınılmaz kıldı.

Tabi Blair Witch Project filmindeki ilerleyişin aksine j.j. abrams etkisinin konu ve anlatım açısından bu yolda biraz daha ilerlemiş olacağından az çok emindim. nitekim bu konuda kendi adıma yanılmamış olduğumu söyleyebilirim. the Blair Witch Project her ne kadar bazı bölümlerde tatminkar olmasa da cloverfield bu açığı biraz daha kapatmayı başarmış. kimbilir belki de bundan beş altı yıl sonra gelecek benzer bir film bu bakış açısını biraz daha ilerleterek başarı çıtasını daha da yukarıya kaldırır.

bu filmin önemli noktalarından biri canavarı görüyor olmamız. Herhalde canavarı göremeseydik film boyunca yine büyük tatminsizlik oluşacaktı. fakat yapımcılar bu konuyu da tahmin ettiklerinden canavarı sıkça gördük. Ayrıca canavarın geliş veya çıkış noktasına dair de ipuçları filmde J.J. Abrams tarzı ile verildi. Hud karakteri senaryonun bu yönünü ortaya koyabilmek adına tasarlanmış bir karakter gibi geldi bana.

Filmdeki yan veya temel öykü olan aşk hikayesi rob ve Beth odaklı idi. rob karakteri anlayamadığım biçimde aptallıklar yapsa da bu yaptığı aptallıkların BELKİ DE canavarın çıkış veya geliş süreciyle dolaylı bir bağlantısı olduğu düşünülebilir. buna dair replikler filmin ortalarında kendine yer buldu. Bu nedenle gelebilecek herhangi bir devam filminde belki Rob veya Hud ın bu konu hakkında önceden bilgi sahibi olabileceğini yadsımayabiliriz.


Canavarın fiziksel ve biyolojik yapısına dair elle tutulur bir bilimsel açıklama göremesek de bu ikilemenin devamı olan "gözle görülür" açıklamarı bulabildik. bizzat canavarın kendisine yaklaştık bir kaç santim yakınına kadar gelebildik hatta ağzının içinde de şöyle bir dolaştık.

Gelebilecek bir devam filminde bu konudaki bilimsel tutuma eğilim daha fazla oalckatır. daha doğrusu olmalıdır. aynı formatta bir devam filminin tatminkar olabileceğini düşünmüyorum. dediğim gibi bu format için cloverfield misyonunu tamamladı ve gelişimi bir adım ielriye taşıdı.

Canavar biraz canavarlıktan çıkmış sanırım. kendisi yüzlerce küçük parça barındırıyor bünyesinde ve bu parçalar etrafta hallice oraya buraya saldırabiliyor. bu durum da belki evrimsel bir süreç ile bu büyükbaş canavarın bir çok küçük yaratığın birleşmesi ile oluşması ile mümkün olabilir.

öte yandan filmin şüphesiz en sağlam karakteri şüphesiz marlena dır. hem partideki görüntülerde mevzubahis olan cool yapısıyla hem de o insanı ürkütmeye yeten muazzam bakışları ile etkileyiciliğini ön plana çıkarıyor.

Sanırım bir devam filmi gelecke ve bu devam filmi ilk filmi izleyenler için kaçınılmaz bir gereksinim halini halini alacak. "Nereden geliyor ki bu yaratık" sözünün cevabını öğrenmek için ilk filmi görenler tekrar sinemaya koşacaklar muhtemelen. J.J. Abrams meraklandırma konusunda tescilli bir başarıya sahip ne de olsa.

7/10