15 Eylül 2008 Pazartesi

Markiz'de Oturmuş Sakin..

Keşke markiz olsaydı oturduğu yer. Tam da sezen Aksu ya eşlik ediyor gibiydi. "Markiz de oturmuş sakin, seyrediyor zamanı gözlerinde tozlarla.." Fakat geri kalanının sıcaktan kavrulduğu Kadıköy'ün, aykırı tarafı olmak istercesine serin ve rüzgarlı Rıhtım da oturmuştu. gözlerinde tozlarla. Saçlarını savuruyordu elbet bu aykırı rüzgar ama elinde tutmaktan külleri gereğinden fazla büyümüş bir sigara ile sadece bilenler bilsin diye tozlarını sakladığı bir siyah gözlüğü eşliğinde çayını yudumluyordu. Sezen Aksu onu görse tüm gün düşünürdü herhalde.

Her şeyiyle müzikaldi. "elinde çay sigara, gözlerinde istanbul.." derdi ayna grubu herhalde onu görse. Ama gözlerindeki istanbul un ne kadar tozlu olduğunu bilebilir miydi Erhan güleryüz acaba? Öğleden sonrasının verdiği hafif yorgunluk seziliyordu ama pek de dikkat çekici değildi. Öylece oturmuş denize bakıyordu işte. Düşündükleri ne idi bilinmez de her zaman böyle oluyordu. Biraz geleneksellik belki. Yine gidecekti oraya, yine dönecekti. Ne kazandığı veya kaybettiği kişiden kişiye değişirdi ama o her yaşadığını kazanım sayıyordu. Külüne baktı sigaranın birden başka bir dünyadna gerçek dünyaya dönmüşçesine, küllüğe bıraktı.

Hesabı öderken, çantasını karıştırması belki çok aşina olduğu bir ritüel olduğu için gerçekleşiyordu. Oysa çok iyi biliyordu ki, para gözünün önündeydi lakin bilemediği bir şey onu oyalamaya zorluyormuşçasına karıştırıyordu çantasını. Kısa bir aramadan sonra cüzdanını çıkartarak parayı verdi ve yine zarifçe gülümseyerek oradan ayrılmaya koyuldu. hafif bol sayılabilecek pantolonu vardı. Rahat etmek için özellikle bugün giymişti. Krem rengine çok yakın bir renk. Özellikle bugün giymişti ki ellerini rahatça cebine sokarak yürüyebilsin. elleri cebinde, temiz havadan, canlı nefesler çekerek ilerlemeye başladı. Temiz hava gerçekten vazgeçilmez bir yan öğe idi huzur için. Pazar sabahı boşken yürümek istediğini düşündü aslında burada. Onu da bir ara yaparım diyerek ve çok da önemseyerek aslında, bir dolmuşa doğru adımını attı.

Önceden biletini almıştı üsküdara indiğinde. Harem'de pek de vakit geçirmek istemediğinden kadıköy de oturup düşünmeye başlamıştı. Telefonu çaldı yaklaşırken deniz kıyısındaki hayatın aktığı yerlerden biri olan harem e. "Hep aynı heyecan, aynı çocuksu hayal" sarıyordu bir yerlerini. fakat eksik olan şey bu cümleyi kendisi bilebilmesi ya da söyleyebilmesiydi. Aynı heyecanı yaşarken onun aynı olduğu düşünülmezdi ki. Yaşadıktan sonra düşünülürdü ve "evet bu aynı heyecandı..." denirdi. O sadece aynı olduğunu daha yaşarken biliyordu. Aslında o "gözlerindeki tozlar", bunun nedeniydi artık..

Leh dilinde bir şarkı duyuluyordu bir yerlerden. Muhtemelen hiç bir yerde duymadığı daha önce. Hazırladığı orta boy valizini verdikten sonra bu sesi duyarak duraksadı otobüse binmek üzere hareketlenmişken. Öylece durdu..Şarkı onu hareket ettirmiyordu. Gözleriyle etrafını gözlemeye başladı. Düşündüğü şey şarkı değildi sadece. Şarkı düşündükleri içinde en dominant olanıydı. Etrafa bakarken o hareketliliği takip edemiyordu otogardaki. Sesi duydu yeniden. Ellerini istemsizce cebine atarak ilerlemeye başladı. yüzünde samimi bir ifade vardı. Gülmüyordu, gülümsemiyordu fakat samimiydi. Otogarın feribot tarafına doğru geçerken ortadan geçen bir kaç otobüsün sesi karıştı müziğe. O da otobüslerin ilerleyişinin bitmesini beklemişti karşıdan karşıya geçmek için. Geçmeyecekti halbuki en fazla yapacağı şey, Harem - Gebze durağı ile otogar arasındaki yolun olduğu bölgeye kadar yürümekti. O da öyle yaptı. Durup müziği dinlemeye başladı orada..durdu ve kalan son dakikasını gözlerini kapatarak dinledi. O an ne düşündüğünü sadece kendisi biliyordu.

Gözlerini açtığında, içini sonradan "hep aynı heyecan" diyebileceği ama o an diyemeyeceği "o heyecan" kaplamıştı. Güzeldi. Arkadan otobüsün korna sesi duyuldu. Aynı "Samimi" ifade ile arkasına baktı, otobüse doğru yürümeye başladı. Yürürken, elini çantasına attı. Telefonunu çıkardı. Rehberi karıştırarak, bulduğunda gülümsediği ismi arama tuşuna bastı. Bir defa çaldı, ikinci defa çaldı, üçüncü defa çalarken telefon açıldı. Otobüse biniyordu telefon açıldığında. "Geliyorum canım" dedi. Karşı taraf bir şeyler söyledi. "Geliyorum işte" dedi gülümseyerek. 4 numaralı koltuğuna oturdu. Dirseğini hemen önündeki servis bölmesine dayayarak camdan dışarıya baktı..."O çocuksu hayal"i kuruyordu..

Otobüs hareket ettikten iki dakika sonra, bir yolcu koşturarak reyona geldi. "İzmir otobüsü gitti mi" diye sordu. Firma görevlisi üzülerek "maalesef gitti efendim.." dedi..

p.s. : prettyinpink in doğumgünündeki özel isteği üzerine..

1 yorum:

prettyinpink dedi ki...

her zamanki gibi büyüleyici.. ellerine sağlık canm..