28 Eylül 2008 Pazar

Perfectly Exact #2

Alttaki önden bir kaç metre çıkıntıya sahip, iki tabakalı bir duvar duruyordu önünde. İkinci tabakanın yüksekliği yaklaşık 15-16 metre arasıydı. Alt tabakasının üzerine, üstteki kadar uzunluğa sahip bir merdiven koymuştu ve merdivenden yavaşça yukarıya tırmanıyordu. Merdivenin yarısına geldiğinde, kendisini izleyen adamın ve ondan yaşça daha küçük görünen kadının gerçeği anlamamasını umarak ya da anlayıp anlamdıklarını kontrol etmek amacıyla geriye ve aşağıya baktı. Aslında gerçeği sadece adamın anlamasından korkuyordu. Zaten kadın gerçeğin öğelerinden biriydi halihazırda ama o da kendiden emin görünüyordu ve adamın anlaması imkansız gibiydi.

Kafasında bu düşünceleri toparlamaya çalışarak kalan basamaklarını çıkıyordu merdivenin. Ne yapacağını düşünüyordu bir yandan da. Evet anlık olarak bazı zor durumlardan kurtulabilirdi de bunu devamlı hale getirebilecek bir sistem, çözüm yolu arıyordu. Eski özlü sözlerden birinde olduğu gibi, her defasında anlık olarka bir beladan-dert de denebilir belki- kurtulursa ona balık verilmiş olacak lakin devamlı hale getirebilecke bir durum ortaya tabilirse balık tutmayı öğrenmiş olacaktı işte. Merdivenin sonlarına doğru yaklaştığında, az önce aşağıda duran adamın merdivenin ucuna gelip merdiveni tuttuğunu gördü. aşağıdan kızgın biçimde konuşuyordu, tam olarka ne dediği anlaşılmasa da ifadelerinden bir çok şey ortadaydı zaten. "Anlamayacağımı nasıl düşünebildin ki gerzek herif" diyordu. ya da demiyordu ama öyle der gibiydi. bir anda, aşağıdaki adamın anlayıp anlamasını düşünmekten ziyade bu kadar yükekten yere düşmekten kurtulması gerektiğini düşünmeye başladı. "Anlık" bir dertten kurtulmalıydı yine. sorun şuydu ki anlık belalar sadece o "an" +-bir kaç dakikalık zaman aralığında düşünülüyordu. Aynı kaide burada da geçerliydi. Yukarıya baktı, çok az kalmıştı duvarın ikinci tabakasının üst ucuna. birden hızlandı ve yukarıya doğru hamle yaptı.

Kendini duvarın yukarısına atarak soluk soluğa uzandı yukarıdaki düz zeminde. Aşağısını göremiyordu artık. Etrafına baktı tavana daha bir kaç metre yükseklik vardı. Yattığı yerin sağında bir pencere vardı. Dışarıda ise, trafiğin aktığı bir yol görebiliyordu. Dışarıya göre zemin ile aynı yükseklikteydi. Kendisinden 20 metre kadar aşağıda ise kızgın adam askerlerini çağırıyordu. bir ordu mensubu olmalıydı muhtemelen. zaten merdivenleri çıkarken ona doğru baktığında nizam tutkusu yüksek olan birini görebiliyordu duruşunda bile. İçeriye gelen askerlerin postal seslerini duyabiliyordu. Kısa bir sürenin ardından ise yukarıya doğru bir kaç el ateş edilmişti. Tabi ki yukarıdaki düz zeminde yatarken ona isabet etmeleri mümkün değildi aşağıdakilerin.

Anlık bir bela daha ve şimdi de yine isabet alıp almayı düşünmeyi bırakıp, bu "an"lık dertten kurtulabilmeyi düşünmeye başlamıştı. Cama doğru baktı ve başka çıkışının olmadığı kanaatine vararak ayağa kalkıp hızlıca koşarak camı kıradı ve dışarıya çıktı. Dışarıda, camın hemen yanında biri onu bekliyordu. Ayağa kalkıp, kendini bekleyen adama baktı. Adam "hadi gidelim" diyerek caddeye doğru koşmaya başladı. gündüzdü. Başka şansı olmadığını düşünerek önünde koşan adamı takip etmeye başladı. Hızlıca, her yönü üç şerit barındıran ana caddeden karşıya geçerek ara sokaklara daldılar. Ara sokaklara girdiklerinde gece olmuştu. Bir süre koştuktan sonra artık caddenin kalabalığının sesinin de azaldığını duyabiliyordu. Önünde koşan adam da yorulmuş olacak ki duraksadı ve gitmeleri gereken yön olarka sol tarafını gösterdi soluk soluğa. Caddeden askerlerin seslerini duyabiliyordu. sol tarafa mı sağ tarafa mı gitmesi gerektiğini kestiremiyordu. Kısa süre içinde tüm bu ara sokaklar en ince deliğine kadar aranacaktı. Belki onlar o vakte kadar çoktan buradna uzaklaşmış olacaklardı ama şimdi buradalardı ve uzaklaşmalak için hangi yöne gitmesi gerektiğini düşünüyordu. Önündeki adam, bu kararı daha fazla beklemekten sıkılarak az önce gösterdiği yöne doğru koşmaya devam etti.

Şimdi vereceği kararın hayatına dair büyük bir etki taşıdığını hissediyordu, her şeyiyle bedeninin. Caddedeki askerlerin seslerini düşündü. "ne de olsa buraya saklanmış olamaz" diyerek dikkatsizce aranacağını düşündüğünü sağ yöne doğru koşmaya başladı. Aynı anda, az önce geçtikleri yerlerden ara sokaklara girmeye başlayan askerlerin seslerini de duyabiliyordu.

Hafif dar bir ara sokaktan caddeye doğru döndü bir kaç dakika koştuktan sonra sağa doğru. eğer az önce bu tarafına geçtiği caddenin yeniden karşısına geçerse tehlike hissetmeksizin uzaklaşabilirim diye düşünüyordu. Ara sokağın caddeye bakan kısmından askerlerin yaklaştığını gördü. Duraksadı, tam karşısından geliyorlardı. "An" lık bir tehlike ile karşı karşıyaydı yine. Ne yapacağını düşünüordu. Yapacaklarının faydasının ölçütünü kafasında tartabileceği zamanı olmadığından aklına ilk gelen şeyi yaparak hafif kenara doğru saklandı. Artık yapabileceği tek şey birazdan yoldan geçen askerlerin yürürken yan taraflarına bakmamalarını ummaktı.

Henüz bu tür kararlara her durumda mutlak faydayı sağlayabilecek sistemi bulamadığından olsa gerek, her "an"lık tehlikede düşünmek zorunda kalıyordu. Askerlerin onu geçerken görmemeleri mümkün değildi. Düşüncesine göre o "an" yapılabilecek en iyi şey ortaya çıkıp teslim olmak, kendisini yakalayan askerlerin onu, o askerlerin başı gibi duran nizam tutkunu adama götürmeleri ve kendisinin de konuşabilme ve hitabet yeteneği ile hayatta kalmaya çalışması olacaktı. Nitekim askerler tam saklandığı yere ulaşmak üzereyken, ellerini havaya kaldırarak ortaya çıktı..

Kısa süre içerisinde bir kaç asker onu ellerinden yakaladı ve caddenin yanından ara sokaklara sapmadna hemen önce olan meydanda oturan başka birine götürmek üzere harekete geçtiler. O başka biri (buna B diyelim), elinde dürbünlü tüfek ile meydanda askerler tarafından oluşturulmuş bir çemberin merkez noktasında oturmaktaydı. sakız da çiğniyordu. Kimdi ki bu adam? Götürüleceğini umduğu kişi nizam tutkunu adamdı. Elinde dürbünlü tüfeği görünce korkmuştu ama yine de konuşulacka bir şeyler olmalıydı. Fakat konuşulacak pek bir şey olmadığını, b, kendisinin geldiğini gördüğünde nişan alınca anladı. "Bir dakika bir dakika" diyerke olacakları durdurmaya çalıştı. bu da "an" lık tehlikeye karşı aldığı anlık bir karardı pragmatikliğini düşünemden vakitsizlikten ötürü. Kendisine nişan alma işleminin tamamlandığını gördüğünde, böyle ölemeyeceğini düşündü. Nasıl böyle ölebilirdi ki? Farklı olmalıydı. Bambaşka. Bu düşünceler aklından geçerken dürbünlü tüfekten çıkan kurşun beynine girmişti bile. Felç oluyormuş gibi hissetti..

hissettiği anda uyandı. Gerçekten de felç gibiydi uyandığı anda. Yaklaşık bir dakika kadar yeinden kıpırdayamadı. Yanında yirmilerinin sonunda bir kadın oturmaktaydı(buna da C diyelim). Üşüdüğü, ellerini ovuşturup yumruk yaparak ağzına götürüp, üflemesi ile anlaşılıyordu. Kendisinin uyandığını görünce "nihayet" der gibi baktı.

"Hadi, gitmemiz gerek" dedi ve ayağa kalkarak elini adama(gelin buna da A diyelim) elini uzattı. A, C nin elini tuttu ve ayağa kalktı. yürümeye başladılar...

1 yorum:

poetaster dedi ki...

-parliament öykü kulübü pazar sabahı öykülerini sundu-

kalemine sağlık...