2 Mart 2009 Pazartesi

Bilginin Dolaşabilirliği


Sekiz akademi ödülünü kapmadan önce de, bir çok ödül töreninde isminden bahsettirmeyi başaran slumdog millionaire biraz geç de olsa Türkiye'de cuma günü gösterime girdi. Elbette cumartesi günü koşa koşa fitaşa akın ettik biz de. Ülkede gösterime girmeden evvel, dünya üzerine de yalnızca eleştirmen tayfası ve çevresinen oluşan bir kesimin ilgi gösterdiği film olmaktan ziyade, genel olarak sinema izleyicisinin de yoğun ilgi gösterdiği yapımdı gişede. boxofficemojo sitesinin international kısmından takip ettiğim kadarıyla da salon başına ortalamalarda yüksek gişeleriyle göz doluruyordu. Bu anlamda maddi açıan da slumdog millionare filminin gerçek bir hit oluğunu söyeyebiliriz. Yazının bundan sonraki paragrafları spoiler içerikli olacaktır. İzlememiş olanlar okumasa iyi olur, okursa da ekime kadar...

filme gitmedne evvel özellikle hakkındaki yazıları okumaktan kaçındım. Öncelikle söylemek isteiğim konu müzikleri olacak. Filmde, özellikle kovalamaca sahnelerinde çalan müziklerin yansıttığı atmosferin heyecanlılığı gayet de başarılıydı. Filmin hatırlanacağı noktalarından biri elbette başarılı müzikleri olacaktır.

Konu bildiğimiz üzere, ülkede kim beş yüz bin ister ismiyle yayınlanan "who wants to be a millionaire" yarışmasını temel alsa da, anlatmak istediğini söyleyebilmek için kullandığı bir arayol olmuş sadece. Hikayenin anlatılış yolu için böyle pek de denenmemiş bir yöntem seçildiği için ilgiyi daha baştan çekiyor. Filme gitmeden önce hayal kırıklığına ugrayacağımı sandığım esas nokta tam da buydu aslında. Bu yarışmanın hikayenin anlatılma yolundan daha fazlası olabilme ihtimali. Neyse ki bu ayarı tam da tutturabilmiş film. Who wants to be a millionaire sadece bir arayüz olarak kalmış ve ileriye gitmemiş.

Filmin ana kahramanı olan Jamal Malik'in yaşam öyküsü, izleyici ile özdeşleştirilebilecek düzeyde anlatılmış, filmin bir noktasında mutlaka izleyici kendisini Jamal'in yerine koymuştur diye düşünüyorum. Ben bolca kendimi onun yerinde düşündüm film esnasında. Oyunculuk üzerine konuşmanın da densizlik olacağı inancındayım nitekim, muazzam bir oyunculuk izlediğimi düşünüyorum ben perdede. Jamal'ın kardeşi Salim'i oynayan arkadaş özellikle de en küçük Salim'i oynayan arkadaşın yaptığı görece kötü hareketlerden veya verdiği kararlaran sonraki, bu kararının narkasında durduğunu gösteren güçlü fakat aynı zamanda da üzgün olduğunu belli eden bakışları fazlaca etkileyici idi.

Filmle ilgili sıkıntı duyduğum tek nokta son soru oldu. Açıkçası yani "ben bilmiştim, ben demiştim" maksadıyla söylemiyorum fakat çok net olarka on beşinci dakikada, son sorunun o malum soru olacağı belli oluyor. İlk başta çok fazla üzerinde durmayıp, son soru için bu kadar kolay soru sormazlar diye düşünmeme rağmen aynı metaforun bir kaç kere daha karşımıza çıkmasıyla artık kesinlikle son sorunun şekli belirlenmişti gözümde. Bence çok daha kazık bir soru olmalıydı lakin Jamal için kazık olabilir tabi de genel yarışmacı profili için kolay bir soruydu bence 20 milyon için. Tabi ordaki ironi çok hoş olsa da kendini daha filmin ortalarında belli etmesi nedeniyle pek de etkileyici olmadı benim açımdan.

Film, aldığı sekiz akademi ödülü haketti mi haketmedi mi bilemem. Bazılarına göre dünyada çok daha iyi filmler vardı fakat bu film Hindistan'da geçmesine rağmen İngiliz kültüründen de beslenmesiyle akademiyi cezbetmişti. Elbette bu tespitte gerçeklik payı vardır. Ama tüm ödüllerin gelmesini buna bağlamak biraz ağır olur.

Öte yandan film hint sinemasına yapılan göndermeleriyle de dikkat çekti. Zaten sorulardan biri ünlü bir hint artistiydi ve o vasıta ile de geleneksel hint sineması da filmin kendine referans aldığı noktalardan biri olduğunu gösterdi. Elbette sondaki dans sahnesine de değinmek gerek hint sineması demişken. O dans ile de, her ne kadar İngiltere menşeili bir yapım olsa da bir hint filmi olduğunu seyircinin gözüne sokuyordu. Bir de o son dans sahnesinde film boyunca gördüğümüz karizmatik mücadeleci Jamal, çizdiği imajı yerle bir etti. :) Elbette o sahneyi hint sinemasının bir özelliği olarak ele almalıyız her şeyden önce.

Filmle ilgili önemli noktalardan biri de, aslında bence asıl anlatılan daha oğrusu benim asıl olarak gördüğüm nokta da bilginin dolaşabilirliği idi. Bir çok yere göre azim ve istekle her şey yapılabilir gibi bir ana teması olsa da bana göre bilginin serbestliği ve insanların etkileşiminin bireye kattığı yüzlerce bilginin güzelliği idi. Hayatta her gün her dakika, herhangi bir konuyla meşgul olan bireyin bu meşguliyetlerinin sağladığı birikimin büyüklüğü gerçekten özenle yansıtılmış. bir çok zaman değersiz veya boş işlerle uğraşıyor olarka görsek de kendimizi "kenimi bildim bileli" sözündeki gibi insan kendini biliği yaştan itibaren o kadar çok öğrenime sahip ki birey yüzlerce kitap çıkabilir bir insanın kendi bilgilerinden.

Neyse efenim son olarak, bana göre oldukça başarılı ve kendi sinemasının izlerini taşımasına rağmen evrensel bir anlatım yoluyla kendini öne çıkarmış bir film olmuş Slumdog Millionaire. Bana göre tek eksi yönü son sorunun tahmin edilebilirliği ve o sorunun o yarışmanın son sorusu için oldukça kolay olmasıydı. Onun haricinde nefis bir öykü izlediğimi düşünüyorum perdede. 8/10 diyerek yazıma son verirkene büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öpüyor, Revolutionary Road ve İki Çizgi'yi de kısa zamanda izlemek istediğimi belirtmek istiyorum.

1 yorum:

poetaster dedi ki...

gayet güzel bir yorum olmuş, tuhaftır ki bu yazıyı yeni gördüm. bir maniyle yanıtlamak isterim efem sizi:

bollywood'a uğrama sen
bombay tv izlemeden
orda kimdir kral dersen
çok yaşa sen amitabh backchen

:)