12 Mayıs 2009 Salı

Şehirlerarası Klişeler


Geçen hafta içerisinde annemin acilen ameliyata alınması vesilesi ile apar topar Edirne'ye gittim. Genel olarak sıkıntılı bir haftaydı diğer Edirne ziyaretlerime istinaden. Bugün otobüsle İstanbul'a dönerken ömrümün son 7 yılının bir çok şehirlerarası yolculukta geçtiğini düşünüm. Bir çok farklı firmayla yüzlerce seyehat edip bir çok farklı şehre gitmiş biri olarak genel olarak şehirlerarası otobüs yolculuğu klasiklerinden bahsetmek istedim bu akşam. başka listeler de yaptım ama onlar da başka güne :)

Ön Koltukların Güzel Kadınlara Verilmesi Kuralı: Tamam her yolculukta geçerli değildir belki ama yüzdeye vurulursa gerçekten yüksek bir oran çıkacaktır. Hatta Barney Stinson lugatıyla %83 diyorum. Eğer erkekseniz ön koltuktan yer alabilmeniz pek mümkün değildir. Bazı firmaların ofislerinde, bileti alan yolcu da koltukların olduğu bilgisayar ekranını görebilecke açıda olur. Ön koltuklar boş olmasına rağmen veremeyiz derler, kafayı yersiniz. Daha da ötesi "bu kadar mı çirkinim lan ibneler" diye düşünerek depresif bir yolculuk geçer. "Hayat nedir", "Evreni düşününce ne kadar küçük kalıyoruz" gibi sorgulama evreleri gelir peşinden, otobüse binince o koltuklarda arkadaş arasında "taş" diye tabir ettiğimiz hatunları görünce..

Bayan Yanı : Toplumların kanayan yarasıdır bayan yanı problemi. Bir kere "bayan" diye hitap edilir, İkincisi seksisttir ve erkekler kadar kadınları da aşağılayıcı bir durumdur. Tek fark, erkekler "apaçık" biçimde potansiyel sapık muamelesi görürler. Koltukların spermle kaplanmasından korkan firma yöneticileri, bu dahiyane çözüm ile nobel götten pragmatizm uydurma ödülünü kazanmışlar ve ülkemize haklı bir gurur yaşatmışlardır. Kadınlarımızın namusu, eli sikinde gezen erkekler yüzünden doğan tehlikeden kurtarılmıştır. Bir de şöyle bir şey var, yeri gelmişken bahsetmek isterim bu duruma dair. Bir iki defa başıma geldi çünkü. Eğer, büyük bir anlık yanılgıya kapılıp, evrenin sonunu getirecek olan o hatayı yapmışsa bilet kesenler buradaki sorunu "onunla oturmayı kabul ediyorum" diyen kadın çözer. Allah allah. Yok ya! Ben, baharın gelişiyle yeşillenen kiraz ağacındaki tırtıl mıyım kardeşim? Hatun kişi "tamam sorun değil" diyor ve gelip oturuyor yanımdaki koltuğa. Bana göre sorun belki. Madem cinsiyet ayrımı var, neden onun olur vermesiyle çözülüyor da benim olur vermemem dahi bu durumda etkili olmuyor? Bunu da yaptığım yüzlerce yolculukta çözebilmiş değilim.

Teyzeler ve Amcalar: Yaşlanmaktan korkma müsebbibi olan bu amca ve teyzelerin özelliği yolculuk süresi ne kadar olursa olsun, otobüsten iniğinizde tüm ailesini, akrabalarını ve aralarındaki ilişkileri, kavgaları, kızlarının çocuklarının okuldaki durumunu, nişanlısıyla sorunlarını öğrenmiş olmanızdır. İSterseniz bir saat isterseniz 7 saatlik yolculuk yapın bu sınıftan bir amca veya teyze yanınıza oturduğunda her şeyini öğrenirsiniz. İşte bu durum size, izafiyet teorisini ve zamandan bagımsız kavramları öğretir. Sanırım Alpay Erdem'di teyzelerden bu kadar çekinen yazar. Kendisine şiddetle hak veriyorum. Otobüste karşılaşılan teyzeler ise diğer teyzelerin upgrade edilmiş versiyonları. Tamam, yaşlı insanları genelde severim ama tahammül sınırlarımı öğrenmek de istemiyorum.

Nevşehir Şehirlerarası Otobüs Terminali Taslağı. Acaba yapıldı mı? Bir ara, bunun yapılıp yapılmadığını görmek için Nevşehir'e gitmek isterim.


Ağlayan Çocuk: Bu konuda, anne babaya veya çocuğa kötü bir şey diyemem çünkü küçük yaştaki bebeklere bakmak gerçekten çok zordur ve bir nevi kendi hayatından vazgeçmek gibidir çocuk sahibi olmaya karar vermek. Büyük saygı duyuyorum o yüzden çocuklarıyla ilgilenen ve büyüten anne ve babalara. Buradaki sorun daha çok Murphy Kanunları ile alakalı. O firma tüm gün 50 sefer yapar hiç birinde ağlayan çocuk olmazken sizin bindiğiniz seferi bulur ve büyük ihtimal arka koltuğunuzdadır.. Yapacak bir şey yoktur. Çünkü bilirsiniz ki anne baba da çocuğun diğer insanları bu şekilde rahatsız etmesini istemez ve çabalar da bunun için. Bu durumda genelde Murphy'nin adını anıp mp3 playerımın sesini açarım.

İkramda Cimrilik: Eğer kısa mesafe yolculuk yapıyorsanız sehirlerarası otobüs ikramlarından babayı alırsınız. Ben İzmit'te 5 yıl okuduğum için bir saatlik İstanbul yolculuğunda su bile ikram etmezlerdi. Kendiniz zorla isterseniz verilirdi. Şimdilerde aklı başında bir firma gelip ikramları arttırmış ve diğerleri de mecburen ikram vermek zorunda kalmışlar. bunu görünce sevindim ve oh olsun adiler diyip her şeyden aldım ikram edilen.

Film Sorunu: Bu soruna ise şöyle değinmek isterim; yıl olmuş 2009 halen bir çok otobüslerimizde VCD formatlı filmler koyuluyor. Avrupa Birliğine girmeye hazırlandığımız şu günlerde Türkiye'ye hiç yakışmayan görüntüler bunlar şldsfkşlsdalş. Bari divx koyun yahu. Ben geçenlerde yüzlerce filmlik korsan vcd arşivimi buldum da o görüntü kalitesine yarım saat tahammül edemedim şimdi izlediğimde. Ama buradaki asıl sorun filmin türü oluyor genelde. Mesela ya saçma salak bir komedi filmi koyulur (genelde son dönem,bir adet mehmet ali erbil ihtiva eden yerli filmler olur bunlar) ya da saçmasalak bir aile filmi izleriz. Tamam yani Hostel gibi sadece iğrençlikten oluşan filmler koyun da demiyorum ama biraz daha seviyeyi yukarıya çıkarmakta herhangi sakınca da göremiyorum. Bir ara Hababam Sınıfı 3.5 izlemekten bıkmıştım.

Mola Yeri Arkadaşlıkları: Bundan daha önce de bahsetmiştim. Yolculuğun en sevdiğim yönlerinden biridir bu Edward Norton tabiriyle "tek içimlik arkadaş"lar. Yarım saatlik molada oturup, demli bir sabaha karşı çayı içerken havadan sudan veya alakasız herhangi bir şeyden yapılan sıcak sohbetler. İşte ben bunu çok seviyorum.

Herkese iyi geceler diliyorum.

5 yorum:

KaRaMeL dedi ki...

Çok uzun ama keyifli bi yazı olmuş.öncelikle anneye çok geçmiş olsun.
bide muavin sorunu vardır.ilgili alakalı.elini kaldırsan yanında biten, her dk başı arada gidip gelen..bazıları çok gıcık oluyo kesinlikle:)

teletabi dedi ki...

Teşekkürler sağolasın.
:) evet muavinlerin ilginç bir modeli ile geçenlerde bir yolculugumda karşılaştım. arka koltuğa geçip adını bilmediğim bir arabesk şarkıcısından şarkılar dinlemek. :)

NoSTATIC dedi ki...

geçmiş olsun canım!iyidir umarım anne şimdi??!!

konuya dönersek,ben bu yolculuklarda ki hep geceye denk gelmesinden mütevellit,mola yerlerinin ürkünçlüğünden yakınırım.Otobüs karanlıktır,hafif uyuklarsın,sonra ışıklar açılır.İnersin,üşürsün,yalnız hissedersin,işemeye bile tedirgin gidersin ya kaçırırsam diye,herkes sana bakar bide sanki,uykulu gözlerle o mola yerlerinde salınırken...off hiç sevmiyorum o anı...:/

teletabi dedi ki...

sağolasın B. Umarım daha iyi olacaktır.

bence gece yolculukları tam da mola yerlerinden ötürü pek güzel oluyorlar..o, sabaha karşı içilen demli çay çok az şeye değişilir dünyada..hani onun için o ürkünçlüğe katlanılır mı? bence binlerce kez katlanılır..

içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...

ikramda cimrilik bölümü güzeldi:)
bu şekildeki yolculukların benide ilgilendiren kısmı moladır.Arka arkaya içeceğim sigaradan başka bişey düşünmez hale geliyorum.bu yıllarca değişmedi...