23 Aralık 2008 Salı

Garip Bir His


Bir kaç gündür şahsımı zihinsel olarak fena halde yoran bir iş ile uğraşıyorum. Güzel yanı ise, evden çıkmadan bu işi gerçekleştiriyor olmam. Tüm gün Excel ile uğraşınca akşam olduğunda kafa toplamak da haliyle zorlaşıyor. Örneğin bu akşam sözlükteki burcucum butonu kafamı dağıtmaya yetti. Fena halde eğlendiğimi söyleyebilirim kendisine basıp basıp bakarken. Facebook a takılan biri de olmadığım için (tamam hesabım var ama hiç ilgilenmediğimi söyleyebilirim, gerçek soyadım bile değil örneğin. Merak üzerine facebook hesabı almıştım. Son günlerde marika ile birlikte how i met your mother trivia ya sardık orası ayrı. Bir o beni geçiyor bir ben onu) dışarıdan izlemek eğlenceli oluyor fena halde. Buna tüm günün afedersiniz sikilmiş kafasını da ekleyince normal olmayan şeyler yapılabiliyor. Bu eğlencenin dozunu arttırmak gibi örneğin. Hoş bu konuda da fikrim biraz farklı. Mesela "bokunu çıkarmayalım yeter" deniyor. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Zaten iki gün sonra sıkılıp kendiliğinden bırakılacak bir şeyi, tam da en çok canın istediği tam da en çok eğlendiğin vakitlerde, beğenmeme haricinde sadece bokunu çıkarmamanın neden gösterilerek yapılmamasını anlayamıyorum. Zaten en çok eğlendiğim vakit o vakit mevzubahis konuyla, neden bunu o zaman yapmıyoruz ki, bir kaç gün sonra sıkılacağımız da malumken üstelik?

Neyse efenim konu o değil, yine dağınık kafa konuyu dağıtmama neden oluyor. Bugün evde yatakta yatıp çalışırken(özenmeyin o kadar da iyi değil) dışarıda cama vuran yağmur, yanımda elektrikli şu ısıtıcı zımbırtılardan akşamüzerine doğru müzik de dinliyordum. O an öyle bir an ki, bunu nasıl tarif etsem bilemiyorum, çok fazla gürültülü olmadığı takdirde her şarkı kulağa ve kalbe bir şekilde dokunuyor. Eskiden köydeki evimizi hatırladım zaman zaman. Kış vakti sobanın kenarında oturup kendi kendine bir şeyler yapmak. Odada sessizlik, ailenin diğer bireyleri uyuyordur ya da hayat ağacı izliyordur.. Sessizlik vardır, herkes kendiyle alakalı bir işle ilgilenir ve tadını alması çok zevkli elektrik oluşur ortamda. Ya da sevgili olan bir çiftin alışverişten geldikten ve marketten aldıklarını gerekli yerlere yerleştikten sonraki durumu, atıyorum biri televziyon izlerken, diğeri marketin kataloğuna bakar. birbirleriyel konuşmazlar. Zinhar kavgalı olduklarından değil. O an öyledir. Ya da bugün bana olduğu gibi, ev arkadaşım geldi ve o da dizüstünde yanıma oturup internet sitelerini gezip haberleri okumaya başladı. konuşma yok, Konuşmak istemediğimizden değil. O an öyle bir an işte. Winampın sesi geliyor. Belki de hayat ağacının veya o çiftin birinin izlediği televizyondaki program her neyse onun sesi. Buradaki ortama o tadı katan dışarıdaki yağmurun cama vurmasına eşlik eden evin içinin sıcak oluşu belki de. Ben düşündüğümde en önemli etkenin bu olduğu kanaatine vardım. Ama gerek yeter koşul olarak değil. O olmasa da olur fakat ortama bir sıcaklık kattığı muhakkak... Literally! Bu anlar gerçekten bir büyüye sahip. Sen kendin bir şeyle uğraşırsın aynı odada diğer kanepede oturan biri de başka bir şeyle ilgilenir. gerkesiz bir elektronik aletten müzik veya benzer sesler gelir. O an bir şeyler hissediliyor. herhangi bir somut kavrama ya da birine karşı değil. Hani bu biraz, kar yağınca insanların heyecanlanması gibi bir his. Garip ama....hissediyor insan..

fotoğrafı bu linkten aldım : http://img208.imageshack.us/img208/5816/kahvely0.jpg

5 yorum:

içimden geldiği gibi... dedi ki...

enteransın teletabi...:)

teletabi dedi ki...

muhtemeldir :)

dizigunlukleri dedi ki...

Teletabi,

Ben de o büyülü anları çok severim. Herkes kendi meşgüliyetinde ama herkes birbiriyle sıcak, oda sıcak... Sonra bir an olur, odadakilere bakarsin ve yüzüne tatlı bir gülümseme gelir, hayatın nadir küçük mutluluklarından.

teletabi dedi ki...

kesinlikle katılıyorum. bu anda bakılınca, karşı taraf da kendisine bakıldığını farkeder ve başını ilgilendiği şeyden bakana doğru çevirerek gülümser, bir saniye sonra yine ilgilendiği konuya geri döner. o da şahanedir.

poetaster dedi ki...

ortak bir huzurdur paylaşılan...